ÇOKLUK

Tekâsür. Bolluk.

“Çokluk (= tekâsür) sizi kabirleri ziyaret edene kadar oyaladı. Hayır, yakında (ölünce) bileceksiniz. Cehennemi göreceksiniz. Yemin olsun ki göreceksiniz. O gün, her nimetten sorguya çekileceksiniz.” (102/1-8)

Çokluk (= tekâsür), her şeye sahip olma isteği ve çabası.

Nimet, kişiye Allah’ın bağışıdır ve emanetidir; o, Sahibine şükrü unutturursa, cehenneme yoldaş olur.

...

Çokluk, çook üretme ve çook tüketmedir. Makina (= sanayi) ve kimyasallar, mal ve hizmet üretimini artırdı ama kaliteyi düşürdü. Tarıma da makina ve sunî gübre girince, üretilen ürünler (gıdalar) bollaştı ve inorganikleşti. İnorganik (= doğal olmayan) bu gıdalar, bolca tüketilince, onları yiyen insanlar oburlaştı, obezleşti. Buna bağlı olarak hastalıklar da arttı.

Zehir yiyor, zehir içiyoruz. Bolluk, bizi zehirliyor. Tedâvî (= ilâç ve hastane) masraflarımız her geçen gün artıyor; ölüme gidiyoruz, kendi ellerimizle kendimizi öldürüyoruz = intihar ediyoruz!.

Yanlış yaptığımızı ölünce anlayacağız. Çünkü, çokluk (= çok kazanma, çok yeme) bizim aklımızı başımızdan aldı. Ölmeyince bunu anlayamayacağız!.

Ölünce de, o nimetleri nasıl üreteceğimizi ve tüketeceğimizi önceden bilmediğimiz, bilemediğimiz, bu nimetleri âdil bölüştürmediğimiz ve Sahibine teşekkür (= şükür) etmediğimiz  için “yanacağız” (cehenneme gireceğiz.)!.

...

Dünyanın bir kısmı (Güney), bolluk içinde ve obez; büyük kısmı (Kuzey)  da darlık içinde ve aç. Hâlâ doymayanlar, o nimetleri yığanlar ve sayanlar = karnı tok, gözü aç olanlar!. Açlar, hep aç; ne yazık ki, onlar da doyunca daha fazlasına talipler. Paylaşma, neredeyse hayal; “Altta kalanın canı çıksın.” da çağın sloganı oldu.

Bu, cehennemi dünyaya çağırmaktır; dünyayı cehenneme çevirmektir!.

Bolluk, gözlerimizi ve yüreklerimizi kör etmiş durumdadır.

...

“Aç adamın dini olmaz.” Hz. Ali. Aç adam, önce karnını doyurmalı ki kafası çalışsın. 

Fakirlik, açlık (= yokluk); zenginlik, açgözlülük (= tamah) değil, ama zenginler (= mele ve mütrefler), daha çook mala/mülke (paraya) sahip olmak için fakirliği açlık sınırının altına çektiler; dünyayı cehenneme çevirdiler. Onların da cehennemi “yakın”!. Yemin olsun, onlar da cehennemi görecekler!.

Bu, böyle gitmez.

Bu dünyayı bu hâle getirenler, finans-kapitali (= sermayeyi) elinde bulunduran açgözlü vahşî kapitalistler ve onların taşeronları.

...

“Evinde yiyecek ekmeği olmayan, aç adamın isyan etmemesine şaşarım.” Ebû Zer Gıfârî. Dünya, bugün, Ebû Zer’in bu sözü söylediği günden daha beter ama yeni Ebû Zer’ler de yok; neredeyse herkes!, eline fırsat geçtiğinde Ebû Süfyan’ın oğlu Muaviye olma peşinde. 

...

Saat (= kıyamet) yaklaşıyor; ay yarıldı (= ikiye bölündü). = “ıkterabeti-s saah, venşakka-l kamer.” (54/1)

İnsanoğlu, kendi kıyametini kendi hazırlıyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP