ZAMAN

Zaman, Arapçada çok farklı kelimelerle ifâde edilir : Zaman. Vakit. Dehr. Hîyn. Ecel. Sa’at. Mîâd. Ân. Tarih. Asr.

Bergson’da zaman, 1) Ölçülebilen zaman (= vakit) ve 2) Duyumsanan (hissedilen) zaman (= süre) diye ikiye ayrılır. Duyumsanan (hissedilen) zaman (= süre), biyolojik (= canlı, vital), beynin -- pardon bilincin -- algıladığı zamandır.

Kolumuzdaki saat, vakti gösterir ama vakti algılamaz. Çoğumuz, zaman konusunda saat gibiyiz. Oysa zaman, bize verilmiş bir süredir; bu sürenin farkında olmalıyız.

Zaman geçiyor.

Zamanın bu geçişi, bizde bazı etkiler bırakıyor. İhtiyarlıyoruz; bize verilen süre (= ecel) dolunca da ölüyoruz. Üstelik, bu sürenin ne kadar olduğunu da bilmiyoruz.

...

Öyle ya da böyle geçiyor işte; yapacak bişey yok, nasıl olsa geçen zamanı durduramıyoruz, mu diyeceğiz; yoksa geçen zamanın farkında olarak onu değerlendirmenin yollarını mı öğreneceğiz?!.

Zaman, bize verilmiş en değerli hazinedir, ilâç gibidir. Bu ilâcı doğru dozlarda kullanırsak (çar-çur etmezsek), şifâ buluruz. Efendimiz, insanoğlunun en çok zâyî ettiği şeyin zaman olduğunu söyler. Asr Sûresi, zamana yemin ile başlar, ve insanlığın hüsranından (= ziyanından) söz eder. Oradaki “istisnâlara” dikkat edersek, zamanımızı iyi değerlendirmiş oluruz.

“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin!.

1. İhtiyarlık gelmeden gençliğin/izin,

2. Hastalanmadan önce sıhhatin/izin,

3. Fakirlik gelmeden önce zenginliğin/izin,

4. Meşgul zamanlarınız gelmeden önce boş vakitlerin/izin. Ve

5. Ölüm gelmeden önce hayâtın/ınız!.” 

(Hâkim : Müstedrek, IV, 341; Buhârî : Rikak, 3; Tirmizî : Zühd, 25.)

“Onlar orada imdâd/meded istemek için : Ey Rabbimiz, ne olur, bizi buradan çıkarıp dünyaya geri gönder de daha önce yaptıklarımızdan başka, sâlih ameller işleyelim, diye feryâd ederler. (Allah Teâlâ da) : Biz size, düşünüp ibret alacak ve hakîkati görecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür (= süre, ecel) vermedik mi?!. Hem size Peygamber de geldi (= gönderdim); öyleyse tadın azâbı!. Bugün zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur!.” (diyecek.) (Fâtır, 37.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP