GEMİ
Bildiğimiz veya Nuh’un Gemisi gibi bir gemiden değil; dünyaya, hatta tüm feleklere (= kainata) karşılık olarak kullandığım metaforik veya sembolik bir gemiden söz edeceğim.
Bildiğimiz gemi/ler suda yüzer/ler; bu gemi de havada (uzay boşluğunda) yüzüyor. Yüzmenin Arapça karşılığı sebh; tesbih de aynı kök. Düz (= bilimsel veya biçimsel) bir mantıkla bakarsak yüzme, geminin (yüzücünün) hareketi ve suyun kaldırma kuvveti iledir. Bir adım “geri” gider de şu soruyu sorarsak, gemideki (yüzücüdeki) bu hareket ve sudaki bu kuvvet, nereden geliyor?! desek; ve sorular birbirini kovalasa, sonunda, ya teselsüle (=çıkmaza) düşeriz ya da mükemmel bir Tanrı’da karar kılarız. Teselsüle düşenler, her şeyden şüphe etmeye (= sürekli araştırma yapmaya) devam ediyorlar (bilim, şüphe ile ilerler); bi karar verenler de tesbih etmeyi (boncuk çekmeyi değil) yeğliyorlar.
...
Gemi, dünyadır; dedim. Öyleyse, hepimiz bu gemideyiz.
Kimimiz, bu geminin sağ-sâlim (= kazasız-belâsız) limana ulaşmasını istiyor; kimimiz de bu gemide ‘mülkiyet (= hâkimiyet)’ elde etmeye çalışarak gemiyi batırmak (= gemide isyan çıkarmak) istiyor.
Gemide isyan çıkarma nasıl oluyor?!.
Bu geminin kaptanı ben (biz) olacağı/m/z veya bu gemi benim (bizim). (= siyaset ve mülkiyet kavgası.)
Bu gemide ben/biz, sizi/sizleri istediğim/iz yere, istediğim/iz işe yerleştirebilirim/iz; biz sizden, ırk olarak da zenginlik (para) olarak da üstünüz; bu gemide, (bizi ve bu gemiyi Yaratan’ın değil) bizim dediğimiz olur. Biz bu gemiyi istediğimiz gibi parseller, istediğimiz limana da çekeriz. (Ulusal devletler ve küresel politikalar.)
Pekiî bu gemide tesbih çekenler ne diyorlar veya ne yapıyorlar?!.
Bu geminin de, içinde bizim de Sahibimiz (= Rabbimiz) Allah’tır, bizler O’nu tesbih eder, O’nun dediğini yaparız. = Gemiyi böldürmeyiz (= batırtmayız); gemide isyan çıkaranlarla mücadele ederiz. Bu mücadeleyi (= cehd), önce dille veya sözle/yazıyla (= iknâ ederek), iknâ edilemiyorlarsa da elle (?!) yaparız. Bu gemideki varlık sebebimiz budur; bunu bizden Rabbimiz istiyor... Rabbimiz hepimize/bize, birlik olun, kıskançlık yüzünden ayrılığa düşmeyin, üstünlüğü parada-pulda, ırkta, toprakta aramayın; taqvâda arayın; onun da göstergesi : Beni dinlemeniz, sadece Bana kulluk etmeniz, Beni ilâh bellemenizdir. Şirk, sizi içerden de (= duygu ve düşünce olarak da) dışardan da (= ırk ve toprak olarak da) böler; birbirinize düşersiniz ve sonunda bu gemi batar, diyor.
...
Gemi batarsa ne olur?!. Herkes ölür, ölecek zaten. Ölünce (= gemi batınca = küçük ölüm ve büyük ölüm; bu, kıyamet), batan gemiden kurtulanlar, yanlış söyledim, kurtarılanlar; ve temelli yerin dibine batanlar/batırılanlar olacak.
Bu gemi (= dünya gemisi) batarsa, Allah’ın başka gemisi mi yok!. Kâinattaki her şey bir felekte (kendi feleğinde, yörüngesinde, denizinde) yüzmekte; ayrıca Allah, yeni “dünyalar” da yaratma kudretinde. Âhiret, işte “yeni bir dünya, yeni bir gemi”!. Bura da ora da O’nun; Gökte de yerde de ilâh O. (Bknz. 43/84. 53/25. 92/13.)
Bilelim ki bizler (= hepimiz) ötede, bu dünya gemisindeki pozisyonlarımıza göre konumlanacağız.
Yorumlar
Yorum Gönder