DİNAMİK OKUMA
Kelimeler de insanlar gibidir. İnsanları, yüzlerinden (= görüntülerinden) ve seslerinden tanıdığımız gibi, kelimeleri de yüzlerinden (= görüntülerinden) ve seslerinden tanırız.
Önceden bir kez gördüğümüz veya sesini duyduğumuz insanı, sonradan (yıllar sonra bile) görünce nasıl tanıyorsak, kelimeleri de öyle tanırız.
En çok gördüğümüz insanı (sözgelimi eşimizi, çocuğumuzu, vb.) ve kelimeleri de en çok (daha çok) tanırız.
Pekiî, insanlar değişiyor; kelimeler değişmez mi?!.
Kelimeler de en az insanların değiştiği kadar değişirler. Ama insanlarda da kelimelerde de “değişmeyen yanlar” hep olur. 10 yaşımdaki ben ile 60 yaşımdaki ben, hem aynı ben, hem değişmiş ben; ama ben, değişmiş beni değil, aynı beni kullanıyorum. Siz de öyle. Değişim, “özde” (= bâtında) değil; “görüntüde” (= zâhirde)!. “Öz” (= bâtın) ile “görüntüyü” (= zâhiri) birbirinden koparırsak, ya zâhirîliğe (= selefîliğe, lafızcılığa, maddeciliğe, materyalizme) ya da bâtınîliğe (= modernizme, agnostizme, idealizme) savruluruz.
(Bu yazıyı 6 Aralık’ta yazdığım “İkili Benzerlik = Müyeşâbih-en Mesânî” başlıklı yazı ile birlikte okuyun.)
Kur’ân okumalarımız da, dinamik okuma şeklinde olmalı. Kur’ân’ın lafzını ma’nasından; ma’nasını lafzından ayrılmamalı; selefîliğe de keyfîliğe (= modernizme) de düşmemeliyiz. Onun lafzı dinamiktir, bizi çook yüksek anlamlara (= yerlere, makamlara) taşır; merdiven gibidir O. (= mi’rac)!. Onun (= Kur’ân’ın) bu özelliğine îcâz da (= mu’cize de) denir.
Selefiler, bu merdivenin ilk basamaklarında kalmaya; modernistler (= keyfîler) de bu merdiveni “yatırarak, devirerek” üst basamaklarına “çıkmaya”! çalışanlardır.
Merdiven, yatırılmadan (= devrilmeden), basamak basamak ağır ağır (= tertil) çıkılır.
İnzal (= tenzil), bize “yukarıdan” uzatılan “merdivendir” veya “iptir.” (= habldır.) Bizler bu merdiveni devirmeden veya bu ipi koparmadan yukarı çıkmak için çaba göstermeliyiz.
Ben, işte bu tür bir okuma çabasına dinamik okuma diyorum. Ancak böyle bir (Kur’ân) okuma/sı, bizi yukarılara taşıyabilir. Aksi hâlde Kur’ân okumalarımız ya selefîliğe (= lafızcılığa) ya tarihselliğe ya da modernizme (= keyfîliğe) kayar.
Sizce, yaşanan bu, değil mi?!.
Yorumlar
Yorum Gönder