ÖLEMEMEK!.
Doğumla, bu hayata (= dünyaya) geliyor; ölümle, bu hayatı terk ediyor ve yeni bir hayatla (= âhiret hayatı ile) tanışıyoruz.
Bu hayatı güzel yaşayanlar, güzel bir ölümle; kötü (= berbat) yaşayanlar da kötü bir ölümle ölüyorlar.
Güzel bir ölümle ölenlerin ötedeki hayatı da güzel olacak. Kötü (= berbat) ölümle ölenlerin ötedeki hayatı da kötü (= berbat) olacak.
Artık ötede kimseye ölüm gelmeyecek.
Ama, kötü (= berbat) ölümle bu hayatı terk edenler (= ölenler) için o hayat öyle sıkıntılı, öyle acılı, öyle ızdıraplı/ıstıraplı olacak ki, onlar hemen ölmeyi, ölüp de kurtulmayı isteyecekler, onlara her yönden/yandan ölüm (= acı, ızdırap/ıstırap, keder) gelecek ama ÖLEMEYECEKLER, ölüm onları ÖLDÜRMEYECEK!.
“... onlara irinli su içirilecek. O suyu içemeyecekler; o su, onların boğazlarından geçmeyecek. Ölüm onlara gelecek ama ÖLEMEYECEKLER. Ardından çook daha çetin (= çook daha zor) azaplarla (= eziyetlerle) tanışacaklar.” (14/16-17.)
“Onlar orada, ne ÖLEBİLECEKLER ne de YAŞAYABİLECEKLER!.” (87/13.)
Onlar, burada yaptıkları kötülükler veya zâlimlikler yüzünden ölmeyi istemezler, ebedî yaşamak, dünyaya kazık çakmak isterler/di. (Bknz. 2/95.) ama ölecekler; burada öyle ya da böyle herkes ölecek, ölüyor, ölmemeye çare yok!.
Onlar, burada ölümü yok olma/k olarak görüyorlar, öbür hayata (= âhiret hayatına) inanmıyorlar ve sorumsuzca bir hayat yaşıyorlardı.
Hadi şimdi de ölümü yok olma/k olarak görün ve çağırın onu!; bir kez değil, bin kez...
“Çaresizlik içinde, cehennemin dar bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olmak için yalvaracaklar, yakaracaklar. Bugün bir kez değil, defalarca yok olmayı isteyin!.” (25/13-14.)
Daha önce yalvarmadınız, yakarmadınız; artık şimdi yalvarmanızın ve yakarmanızın bi önemi, size bi faydası yok!.
Size kimse yardım etmeyecek, edemeyecek!.
ÖLEMEYECEKSİNİZ, kurtulamayacaksınız. Ölüm gelip de sizi kurtaramayacak...
Yorumlar
Yorum Gönder