TEK VE SON ŞANS MI?!.
Tek Şans mı?!. : Rahmet, Adâlet ve Hikmet Üzerine
İnsanlık tarihinin en zor sorularından biri şudur : Eğer cennet ve cehennem varsa, eğer âhiretteki sonuçlar dünyadaki tercihlerimizle ilişkiliyse, o hâlde bu dünya hayatı tek ve son fırsat mıdır?!.
Bu soru yeni değildir. Kur'ân’ı okuyan hemen herkesin zihninden bir şekilde geçmiştir. Özellikle cehennemden çıkmak isteyenlerin geri çevrildiğini anlatan âyetler (22/22 ve 32/20), bu soruyu daha da yakıcı hâle getirir.
İlk bakışta insan şöyle düşünür : Sonlu bir ömür nasıl sonsuz sonuçlar doğurabilir?!.
Bu soruyu küçümsemek veya bastırmak doğru değildir. Çünkü bu soru, rahmet, adâlet ve hikmet arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan samimi bir arayışın ürünüdür.
Öncelikle şunu görmek gerekir : Kur'ân’ın anlattığı Allah tasavvurunda insan ilk hatasında mahkûm edilmez.
Hz. Âdem hata etmiş, fakat tövbe etmiştir.
İnsan defalarca düşebilir, fakat tövbe kapısı açık bırakılmıştır.
Kur'ân boyunca Peygamberler gönderilmiş, uyarılar yapılmış, mühletler verilmiş, dönüş yolları gösterilmiştir.
Bu nedenle Kur'ân’ın temel vurgusu tek hata ve ânında hüküm değildir.
Aksine, sürekli açılan dönüş kapılarıdır.
Bu açıdan bakıldığında insanın hayatı tek bir fırsat ânından değil, sayısız fırsatlardan oluşan uzun bir mühlet alanından ibarettir.
Fakat Kur'ân aynı zamanda bir başka şeyi de söyler : Bu mühlet sonsuz değildir.
Ölümle birlikte imtihan sona erer.
Âhirette insanlar gerçeği bütün açıklığıyla görürler.
Dünyada ise insan gayb alanında yaşar; inanabilir, inkâr edebilir, tereddüt edebilir veya yön değiştirebilir.
Âhirette ise hakikat, artık müşahede edilir.
İşte Kur'ân’ın çizdiği sınır burada ortaya çıkar.
Sorun, Allah’ın rahmetinin tükenmesi değil, imtihanın sona ermesidir.
22/22 ve 32/20. âyetlerde anlatılan insanların cehennemden çıkmak istemeleri önemlidir.
Demek ki artık gerçeği görmüşlerdir.
Demek ki farklı bir sonuç istemektedirler.
Fakat Kur'ân’a göre sonuçları gördükten sonraki = âhiretteki isteme ile, sonuçları görmeden önceki = dünyadaki tercih aynı şey değildir.
Bu nedenle geri dönüş kapısı açılmaz.
Burada insanın zihnini zorlayan esas mesele şudur : Bu durum Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın merhametiyle nasıl bağdaşmaktadır?!.
Bu soruya kesin ve herkesin içini bütünüyle rahatlatacak bir cevap vermek kolay değildir.
Çünkü biz hükmün sonuçlarını görüyoruz; fakat hükmün dayandığı bütün bilgiyi göremiyoruz.
Biz insanın birkaç yıllık hayatını görüyoruz; Allah ise insanın bütün iç dünyasını, bütün niyetlerini, bütün yönelişlerini ve bütün ihtimallerini bilir.
Kur'ân’ın birçok yerinde Allah’ın adâletinden söz edilir.
Fakat aynı Kur'ân Allah’ın rahmetini de son derece geniş tasvir eder.
Bu nedenle meseleyi sadece adâlet veya sadece rahmet üzerinden okumak eksik kalır.
Kur'ân’ın Allah tasavvurunda rahmet, adâlet ve hikmet birbirinden ayrılmaz.
Biz bazen rahmeti sürekli yeni fırsatlar verilmesi olarak düşünürüz.
Kur'ân ise bazen rahmeti, hakikatin tam ve eksiksiz ortaya çıkması olarak anlatır.
Bu yüzden insanın aklı bazı noktalarda durur.
Sorular bitmez.
Merak bitmez.
Düşünme bitmez.
Fakat bir noktadan sonra insan şu gerçekle karşılaşır : Sonlu olan, Sonsuzu kuşatamaz.
Kul, hükmün bütün ayrıntılarını bilemez.
Hükmün Sahibi ise her şeyi bilir.
Bu nedenle meselenin sonunda ulaşılabilecek en ma'kul duruşlardan biri şudur : Biz rahmeti de adâleti de hikmetin bazı izlerini de görüyoruz.
Fakat bütün resmi göremiyoruz.
Bu yüzden hükmün tamamını kendimize değil, hükmün Sahibine bırakıyoruz.
Ne cehennemi hafife alıyoruz.
Ne rahmeti daraltıyoruz.
Ne de Allah adına kesin konuşuyoruz.
Sadece şunu söylüyoruz : Allah kullarına zulmetmez.
Allah rahmetiyle de adâletiyle de hikmetiyle de hükmeder.
Hükmün bütününü ise ancak O bilir ve ancak O hikmetle hüküm verir.
Yorumlar
Yorum Gönder