İLK DİYALOG

İLK DİYALOG

(Bakara 30-39; A’râf 11-18; Hicr 28-43 Üzerine Bir Okuma)

Kur'ân’da anlatılan ilk diyaloglardan biri, insanlık tarihinin de ilk büyük kırılmalarından birini haber verir. Sahnede dört temel karakter vardır : Allah, Melekler, Âdem ve iblis/şeytan.

Bu Metni doğru okuyabilmek için önce önemli bir ayrım yapmak gerekir. Kıssanın amacı karakterleri birbirine karıştırmak değildir. Allah Allah’tır, melek melektir, Âdem Âdem’dir, iblis de iblistir. Dolayısıyla ne Âdem şeytandır ne de şeytan Âdem’dir.

Burada yapılması gereken, kimlikleri birbirine dönüştürmek değil; karakterleri, tavırları ve tutumları anlamaya çalışmaktır. Çünkü Kur'ân’ın ilgisi büyük ölçüde buradadır.

İlk Soru : Sorun Ne?!.

Yaygın kanaatin aksine mesele sadece secde değildir. Secde görünen olaydır. Asıl mesele, secde emrin Kaynağı karşısında alınan tavırdır.

İblis emri duymuştur. Emrin kimden geldiğini bilmektedir. Rabbi, hükmü ve hesabı inkâr etmemektedir. İtirazı emrin Kaynağına değil, içeriğinedir; “ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu çamurdan yarattın.”

Burada bir karşılaştırma var. Ve bu karşılaştırmanın merkezinde hakikat değil, benlik vardır. İblisin ölçüsü Rabbin hükmü değil, kendi değerlendirmesidir.

Bilmemek Değil, Beğenmemek

İblis bilgisiz değildir. Rabbi bilir, Melekleri bilir, Âdem’in yaratılışını bilir, hesabı bilir. Fakat bütün bu bilgiler onu teslimiyete götürmez. Çünkü problem, bilgi eksikliği değil, hüküm beğenmeme ve gerekçe problemidir.

İkinci Kırılma : Sorumluluk

İblis : “Beni Sen azdırdın.”

Hata yapan kendisidir. Kararı veren kendisidir. Muhalefet eden kendisidir. Fakat sorumluluk merkezini kendinden uzaklaştırmaktadır.

Böylece kıssada ikinci büyük karakter özelliği ortaya çıkar : Sorumluluğu üstlenmemek veya kendini haklı görmek.

Üçüncü Kırılma : Düşmanlık

Rabbe itiraz eder. Rabbi suçlar. Ama mücadeleyi Rab ile değil, insanla sürdürmeye karar verir : “Onların hepsini (Âdem’in soyunu) saptıracağım.”

Sorun yalnızca emre itaatsizlik de değildir. Sorun, Âdem’e verilen makamdır. Hikâyenin altında sanki sürekli şu soru dolaşmaktadır : “Neden O da = Âdem de, ben değilim.?!. Çünkü ben Ondan hayırlıyım; O topraktan, ben ateştenim.”

Meleklerin Sorusu ile İblisin İtirazı Aynı Şey Değil

Melekler de soru sorar : “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?!.”

Fakat Meleklerin sorusu, öğrenme amaçlıdır; iblisin itirazı ise hüküm verme amaçlıdır.

Birinde soru vardır; diğerinde yargı ve gerekçe.

Âdem’in Tavrı

Âdem de hata yapar. Aldanır. Yasağı ihlâl eder. Fakat sonrasında ortaya çıkan tavrı farklıdır : “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik...”

İblisin cümlesi : “Beni Sen azdırdın.”

Âdem’in cümlesi : “Biz kendimize zulmettik; bizi affet.”

Aslolan Kimlikler Değil, Karakterler

Şeytanı sadece dışarıdaki bir varlığa indirgemek de, Âdem ile şeytanı özdeşleştirmek de Metnin ruhuna aykırıdır.

Karakterler yerli yerinde durur. Fakat onların tavırları insan için görünür hâle gelir.

Doğru Soru : Ben Bu Kıssanın Neresindeyim?!.

Kıssanın en önemli sorusu belki de budur.

Kur'ân karakterleri tanıttıktan sonra insanı sessizce kendisiyle baş başa bırakır : Ben bu kıssanın neresindeyim?!

• Bir hata yaptığımda nasıl bir tavır alıyorum?!.

• Hemen mazeret mi üretiyorum?!.

• Suçu çevreme mi yüklüyorum?!.

• Şartları mı suçluyorum?!.

• İnsanları mı suçluyorum?!

• Yoksa burada benim de payım var, diyebiliyor muyum?!.

Eğer sürekli kendimi haklı çıkarıyor, sorumluluğu başkalarına yüklüyor ve hatamı savunuyorsam, kıssadaki şeytanî karaktere yaklaşmış oluyorum.

Eğer hatamı görüyor, kabul ediyor ve dönüş/tövbe imkânını koruyabiliyorsam, Âdem’in tavrına yaklaşmış oluyorum.

Eğer bilmediğim yerde durabiliyor, anlamaya çalışıyor ve hüküm vermekte acele etmiyorsam, meleklerin edebinden bir pay almış oluyorum.

Bu nedenle kıssanın sorusu, sen kimsin? değil, şu anda hangi tavrın içindesin? sorusudur.

Sonuç

İlk diyalog, geçmişte yaşanmış bir olaydan ibâret değildir. O, insanın her gün yeniden karşılaştığı bir yön ve tavır/tutum seçimi sorusudur.

Bir tarafta kibir, üstünlük iddiası, haset, sorumluluktan kaçış ve hatada ısrar vardır.

Diğer tarafta hata yapabilme, hatayı fark edebilme, muhasebe, sorumluluk alma ve dönüş umudu vardır.

Meleklerin tarafında ise öğrenmeye açıklık, bilmediğini bilmek ve hüküm vermeden önce anlamaya çalışmak.

Bu yüzden kıssanın sonunda insana kalan soru şudur : Bugün, şu anda, ben bu kıssanın neresindeyim?!.

Belki de bu soruya verilen cevap, kıssayı anlamaktan daha önemlidir. Çünkü kıssanın amacı yalnızca iblisi, Âdem’i veya melekleri tanımak değil; onların karşısında kendi tavrımızı görebilmektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP