DÎNÎ AÇIDAN AZGIN İNSAN PSİKOLOJİSİ
Dînî Açıdan Azgın İnsan Psikolojisi : Fecr ve Âdiyât Sûreleri Üzerinden Bir Okuma
Kur'ân insanı yalnızca davranışları üzerinden tanımlamaz. Davranışın arkasındaki anlamlandırma biçimine, daha derinde ise Rabbiyle kurduğu ilişkiye de bakar. Çünkü insanın dış dünyadaki tutumu, iç dünyasındaki tasavvurun sonucudur.
Fecr ve Âdiyât sûreleri birlikte okunduğunda, Kur'ân’ın dikkat çektiği temel psikolojik yaralardan biri görünür hâle gelir. İnsan, hayatı imtihan olarak okumak yerine hak edilmiş payların dağıtıldığı bir yarış olarak okumaya başlar.
İşte sorun burada başlar.
Fecr : Yanlış Anlamlandırmanın Başlangıcı
Fecr sûresi insanın zihnindeki temel yanılgıyı ortaya koyar. Rabbi onu imtihan edip nimet verdiğinde : “Rabbim bana ikram etti.” Rabbi onu imtihan edip rızkını daralttığında : “Rabbim beni ehânet etti.”
Kur'ân’ın dikkat çektiği nokta, insanın verdiği hüküm değil; hükmün dayandığı mantıktır.
İnsan şöyle düşünmektedir : Çok verilirse değerliyim. Az verilirse değersizim.
Böylece serveti değer ölçüsüne dönüştürür.
- Rızkı, Allah katındaki yerinin göstergesi sayar.
- Nimeti hak edilmiş bir ödül, mahrumiyeti ise uğranmış bir haksızlık gibi okumaya başlar.
- Oysa Kur'ân her iki durumda da aynı ifadeyi kullanır : “Rabbi onu imtihan etti.”
Demek ki bolluk da imtihandır, darlık da.
İnsan ise imtihanı göremez; yalnızca sonuçları görür.
İşte bu yüzden Kur'ân sert bir müdahalede bulunur :
“Kellâ!”
“Hayır!”
Yani hayatı yanlış okuyorsun.
Kenûdun Doğuşu
Bu yanlış anlamlandırma zamanla bir psikoloji üretir.
İnsan sahip olduklarını hak edilmiş görmeye başlar.
Sahip olamadıklarını ise eksiklik olarak yaşar.
- Verilenleri normal kabul eder.
- Verilmeyenlere odaklanır.
Böylece iç dünyasında sürekli bir memnuniyetsizlik oluşur.
Âdiyât sûresindeki “kenûd” tam da bu noktada ortaya çıkar.
Kenûd sadece nankör değildir.
- Kenûd, Rabb'inin verdiği paydan hoşnut olmayan insandır.
- Kenûd, sürekli eksiğe bakan insandır.
- Kenûd, verileni değil verilmeyeni büyüten insandır.
Bu yüzden kenûdluğun içinde yalnızca nankörlük değil;
- Sitem,
- Kırgınlık,
- Öfke,
- İtiraz,
- Hoşnutsuzluk da vardır.
Âdiyât : Vahşi Rekâbetin Psikolojisi
Âdiyât sûresi bu iç yaralanmanın dış dünyadaki görünümünü anlatır.
Sûrenin ilk âyetleri çoğu zaman fiziksel bir koşunun tasviri olarak okunmuştur. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında burada insanın hayat karşısındaki tutumu anlatılıyor olabilir.
Kelimenin kökü olan “adüvv” ve “adâvet” çağrışımları dikkate alındığında, sûrenin başında, sıradan bir koşu değil; düşmanca bir yarış atmosferi vardır.
Bu yarışın özelliği şudur :
- Kazanmak zorundasın.
- Geçmek zorundasın.
- Öne çıkmak zorundasın.
- Daha fazlasına sahip olmak zorundasın.
Bu yüzden insan nefes nefese kalır.
Çünkü artık hayat bir emanet değil, bir rekâbet alanı olarak görülmektedir.
Ardından kıvılcımlar çıkar. Çünkü rekâbet sürtünme üretir.
İnsanlar birbirlerini kardeş olarak değil, rakip olarak görmeye başlarlar.
Sonra baskın gelir. Çünkü rekâbet zamanla ele geçirme arzusuna dönüşür.
Sonra toz yükselir. Çünkü hırs arttıkça hakikat görünmez hâle gelir.
İnsan neyi niçin istediğini sorgulayamaz olur.
Sonunda kalabalığın ortasına dalar. Çünkü artık yarışın içine tamamen girmiştir.
Mal Sevgisi Neden Şiddetlenir?!.
Sûrenin teşhisi dikkat çekicidir : “İnsan Rabbine karşı gerçekten kenûddur.” “Ve o mal sevgisinde çok şiddetlidir.”
Burada mal sevgisi sebep değil, sonuç olarak görünmektedir. Çünkü insan önce Rabbiyle ilişkisinde bir problem yaşar. Sonra da bu boşluğu sahip olmakla doldurmaya çalışır.
Mal bu yüzden sadece mal değildir.
- Güvence olur.
- Kimlik olur.
- Güç olur.
- Değer ölçüsü olur.
İnsan artık malı kullanmaz. Malla kendisini tanımlar.
Bu yüzden malın kaybı yalnızca ekonomik bir kayıp değildir; benliğin yaralanması olarak yaşanır.
Fecr ve Âdiyât'ın Birlikte Gösterdiği İnsan
İki sûre bir arada okunduğunda şu tablo ortaya çıkar : İnsan önce hayatı yanlış anlamlandırır. Sonra kendisini merkeze koyar. Sonra daha fazlasını hak ettiğine inanır. Sonra da başkalarının paylarına bakmaya başlar.
- Sonra kıyas doğar.
- Kıyas rekâbet üretir.
- Rekâbet adâvete (= düşmanlığa) dönüşür.
- Adâvet sahiplenmeyi artırır.
- Sahiplenme mal sevgisini şiddetlendirir.
- Ve sonunda insan Rabbine karşı kenûd hâline gelir.
Bu yüzden Fecr sûresi, bu insanın psikolojisinin kökünü; Âdiyât sûresi ise meyvesini göstermektedir.
Fecr’de yanlış okuma; Âdiyât’ta o yanlış okumanın ürettiği hayat/yaşam tarzı vardır.
Sonuç
Kur'ân’a göre insanın temel problemi malın azlığı veya çokluğu değildir.
Temel problem, kulun Allah’ın fiillerini kendi arzularına göre yorumlamasıdır.
Verileni hak edilmiş bir alacak, verilmeyeni ise uğranmış bir haksızlık gibi görmeye başladığında insanın dengesi bozulur.
Bunun sonucu da şudur :
- İçeride kenûdluk, dışarıda rekâbet.
- İçeride hoşnutsuzluk, dışarıda hırs.
- İçeride sitem, dışarıda adâvet.
Fecr sûresinin “kellâ!”sı ile Âdiyât sûresinin “kenûd!”u aynı psikolojik yaraya işaret eder : İnsan, hayatı imtihan olmaktan çıkarıp paylaştırılmış nimetlerin yarışı hâline getirdiğinde, hem Rabbiyle hem de insanlarla olan ilişkisi bozulur.
Yorumlar
Yorum Gönder