SELÂM

SELÂM : İSLÂM’IN BAŞLANGICI, YOLU VE SONU

İslâm, Müslim, Müslüman, Selâm, Silm, Selîm ve Sâlim... Bunların hepsi aynı kökten gelir : س ل م / سلم ( = S-L-M)

Bu yüzden bu kelimeler birbirinden bağımsız değildir. Hepsi aynı hakikatin farklı görünümleridir.

Selâm : Esenlik, güven, selâmet.

Silm : Barış, çatışmasızlık, uyum.

İslâm : Kendini hakikate teslim ederek selâmete yönelmek.

Müslim : Teslim olan.

Selîm : Bozulmamış, arınmış, sağlam.

Sâlim : Zarardan kurtulmuş, esen kalmış.

Bu halkaların merkezinde ise tek bir kelime vardır : Selâm.

Fakat Kur'an’ın Selâm’ı, günlük dilde kullandığımız “barış veya esenlik” kavramlarından çok daha derindir. Çünkü Kur'an’da Selâm, sadece savaşın olmaması değil; varlığın kendi hakikatiyle çatışmaması hâlidir.

• İnsanın Rabbiyle kavga etmemesi,

• Fıtratına savaş açmaması,

• Hakikatten kopmaması,

• İç bütünlüğünü kaybetmemesidir.

Bu yüzden Selâm, sadece dış dünyaya ait bir durum değil; ontolojik bir emniyet hâlidir.

SELÂM VERMEK NEDİR?!.

Birine “esselâmü aleyküm” dediğimizde aslında sadece bir nezaket cümlesi kurmuş olmayız.

Bu sözün derininde şu anlam vardır : Benim tarafımdan sana zarar gelmez. Benim yanımda güvendesin.

Selâm, bir güven beyânıdır. Fakat burada önemli bir nokta vardır : Bir selâmın değeri, onu söyleyen kişinin gücü kadardır.

Bir çocuk, “seni korurum.” dediğinde samimidir; fakat gücü sınırlıdır.

Bir devlet, “güvendesiniz.” dediğinde bunun kapsamı daha büyüktür.

Bir hükümdarın emân vermesi daha da güçlüdür. Çünkü sözün arkasında otorite vardır.

O hâlde şu soruyu sormak gerekiyor : Selâm’ı veren Allah ise?!.

ALLAH ES-SELÂM'DIR

Kur'an’da Allah’ın isimlerinden biri de : “El-Melik, El-Kuddûs, Es-Selâm...” İsmidir.

Allah sadece Selâm veren değildir, bizzat Es-Selâm’dır.

Yani :

• Eksiklikten,

• Kusurdan,

• Çatışmadan,

• İhtiyaçtan,

• Zarardan,

• Noksanlıktan tamamen münezzehtir.

Bu nedenle namazın sonunda şöyle deriz : “Allâhumme ente’s-Selâm ve minke’s-Selâm. = Allah’ım! Sen Selâm’sın; Selâm da Sendendir.”

Bu duâ çok büyük bir tevhîd dersidir. Çünkü insan, güvenliği çoğu zaman başka yerlerde arar :

• Parada,

• Makamda,

• Güçte,

• Kalabalıkta,

• Teknolojide,

• İtibarda...

Fakat namazın sonunda kula şu hakikat hatırlatılır : Gerçek Selâm’ın kaynağı bunlar değildir.

Selâm yalnızca Allah’tandır. Çünkü bütün güçlerin sahibi O’dur.

NEBÎLERE VERİLEN SELÂM

Kur'an birçok Peygamber için şöyle buyurur :

• “Selâmun alâ Nûh.”

• “Selâmun alâ İbrâhîm.”

• “Selâmun alâ Mûsâ ve Hârûn.”

• “Selâmun alâ İlyâsîn.”

Burada dikkat çekici bir durum vardır. Bu Peygamberler rahat bir hayat yaşamamışlardır.

• Nûh yalanlandı.

• İbrâhim ateşe atıldı.

• Mûsâ Firavunla mücadele etti.

• İlyas yalnız bırakıldı.

• Muhammed (s.a.v.) boykot, hicret, savaş ve Taif’i yaşadı.

O hâlde Kur'an’ın Selâm’ı, sıkıntısızlık anlamına gelemez.

Tam tersine Selâm, sıkıntı yaşamamak değildir; sıkıntının insanı hakikatten koparamamasıdır.

Bu yüzden Nebîlere verilen Selâm, konforun değil; istikâmetin tasdikidir.

Sanki şöyle denilmektedir :

• Ateşten geçtin; Selâm.

• Tûfandan geçtin; Selâm.

• Yalnızlıktan geçtin; Selâm.

• İmtihanı tamamladın; Selâm.

Bu açıdan bakıldığında Selâm, ilâhî bir onay ve kabul hitâbı hâline gelir.

SELÎM KALP VE SELÂM

Kur'an’ın merkezî kavramlarından biri de “Kalb-i Selîm”dir.

• Selîm kalp, kusursuz kalp değildir; hata yapmamış kalp de değildir.

• Yönünü kaybetmemiş kalptir. Merkezini şaşırmamış kalptir.

• Rabbin yerine başka ilâhlar koymamış kalptir.

• Tevhîd istikâmetini koruyan kalptir.

Bu yüzden Selîm ile Selâm arasında derin bir bağ vardır. Çünkü Selîm kalp, Selâm’a ehil hâle gelmiş kalptir.

NAMAZIN SELÂMLA BİTMESİ

Namazın sonunda sağa ve sola : “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” deriz.

Bu sıradan bir kapanış değildir.

Kul namaz boyunca Rabbin huzurundadır. Sonra yeniden insanların arasına döner.

Fakat dönüşte ilk sözü “Selâm” olur.

Sanki namazdan aldığı huzuru çevresine taşımaktadır.

Ve hemen ardından “Allâhumme ente's-Selâm ve minke's-Selâm” der. Yani Bu selâmetin kaynağı ben değilim, Sen’sin.

YÂSÎN 58 : SELÂMUN KAVLEN MİN RABBİN RAHÎM

Kur'an’ın en etkileyici ifadelerinden biri de şudur : “Selâmun kavlen min Rabbin Rahîm. = Rahîm olan Rabden bir söz olarak : Selâm.”

Bu ifade çoğu zaman bir karşılama cümlesi gibi okunur. Oysa bundan çok daha fazlasıdır.

Çünkü Selâm veren Rab’dir.

• Mülkün Sahibi.

• Hükmün Sahibi.

• Hayatın Sahibi.

• Ölümün Sahibi.

Her şeyin üzerinde mutlak tasarruf Sahibi olan Rab.

Bu durumda ilâhî Selâm’ın anlamı, Benden sana zarar gelmez ile sınırlı değildir; daha kapsamlıdır : “Artık sana zarar verebilecek hiçbir şey kalmadı.”!. Çünkü zarar verme gücüne sahip olan her şey O’nun hükmü altındadır.

Bu yüzden Yâsîn’deki Selâm, aynı zamanda bir ilândır.

• Korku bitti.

• Endişe bitti.

• Kaybetme ihtimali bitti.

• İmtihan bitti.

• Selâm.

SELÂM YURDU

Kur'an cennet için “Dârü’s-Selâm” ifadesini kullanır.

Bu çok anlamlıdır.

Çünkü cennet sadece nimetlerin bulunduğu yer değildir; aynı zamanda Selâm’ın hüküm sürdüğü yurttur.

Orada :

• Havf yoktur.

• Hüzün yoktur.

• Ölüm yoktur.

• Hastalık yoktur.

• Düşmanlık yoktur.

• Kin yoktur.

• Ayrılık yoktur.

• Çıkarılma yoktur.

Fakat Kur'an’ın özellikle vurguladığı iki şey daha vardır :

• Nasab yoktur.

• Luğûb yoktur.

Yani yorulma yoktur, tükenme yoktur, bıkma yoktur, usanma yoktur.

Can sıkıntısı yoktur.

Bu son nokta son derece dikkat çekicidir. Çünkü insan bazen acıdan değil, yaşam yükünden yorulur.

Bazen düşmandan değil, sürekli taşımak zorunda olduğu sorumluluklardan yorulur.

Bazen eksiklikten değil, tekrarın oluşturduğu bezginlikten yorulur.

Dünya hayatındaki her zevkin içinde, zamanla sıradanlaşma ihtimali vardır.

Her nimetin içinde alışma ihtimali vardır.

Her hazzın içinde usanç ihtimali vardır.

Fakat Dârü’s-Selâm’da :

• Sonsuzluk vardır, fakat sıkılmak yoktur.

• Süreklilik vardır, fakat yorgunluk yoktur.

• Tekrar vardır, fakat bıkkınlık yoktur.

İşte bu da Selâm’ın bir parçasıdır. Çünkü tam Selâm, sadece acının yokluğu değil; usancın da yokluğudur.

İSLÂM’DAN SELÂM’A

Bu kökün bütün türevleri, sonunda tek bir çizgide birleşir :

• İslâm, Selâm’a yöneliştir.

• Müslim, Selâm’ın yolcusudur.

• Selîm kalp, Selâm’a hazırlanmış kalptir.

• Dünyadaki Selâm, güven vaadidir.

• Nebîlere verilen Selâm, istikâmetin tasdikidir.

• Namazdaki Selâm, selâmeti paylaşmaktır.

• Namaz sonrasındaki duâ, Selâm’ın kaynağını hatırlamaktır.

Ve yolculuğun sonunda “Selâm'un kavlen min Rabbin Rahîm.” hitabı vardır.

İnsan hayatı, aslında Selâm’dan Selâm’a bir yolculuktur.

• Doğarken selâmla karşılanır.

• Mü'minlerle selâmla buluşur.

• Namazı selâmla bitirir.

Ve nihâyet Rahîm Rabbin hitabıyla yolculuğunu tamamlar. Çünkü insanın en derin ihtiyacı yalnız mutluluk değil, yalnız nimet değil, yalnız ölümsüzlük de değildir.

İnsanın en derin ihtiyacı artık : 

• Hiçbir tehdidin,

• Hiçbir korkunun,

• Hiçbir hüznün,

• Hiçbir yorgunluğun,

• Hiçbir usancın kendisine ulaşamayacağı kesin bir emniyettir.

Kur'an bu hâli tek bir kelimeyle anlatır : SELÂM.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP