TEODİSE PROBLEMİ
TEODİSE PROBLEMİ : ŞER NEREDEDİR?!.
Teodise problemi, en yalın hâliyle şu sorudan doğar : Eğer Allah mutlak hayır, mutlak kudret ve mutlak hikmet sahibi ise, kötülük nereden gelmektedir?!.
Bu soru çoğu zaman yanlış bir yerden sorulur. Çünkü sorunun içine fark edilmeden bir ön kabul yerleştirilir : Kötülük de tıpkı iyilik gibi bir “varlık”tır ve varlık alanında bir yere sahiptir. Oysa mesele tam da burada düğümlenmektedir.
1. Varlığın Aslı Hayırdır
Önce ontolojik zemini doğru kurmak gerekir.
Mutlak ve Zorunlu olan yalnızca Allah’tır. O, Zât-en = Zâtında Varlık’tır.
Mutlak Varlık eksiklik kabul etmez. Eksiklik kabul etmeyen Varlık’ta kötülük, bozukluk veya kusur düşünülemez.
Bu sebeple Zât-en Varlık mahzâ hayırdır.
Mahzâ hayır olanın fiili de hayırdır.
Yâsîn 82 bunu son derece açık bir şekilde ifade eder : “O’nun işi, bir şeyi dilediği zaman ona yalnızca ‘Ol!’ demesidir; o da oluverir.”
Burada yaratma ile murad arasında ikinci bir mekanizma yoktur.”Ol” emri doğrudan varlığa yöneliktir.
Dolayısıyla yaratmada zerre kadar kötülük yoktur.
Kötülüğü, yaratma fiiline yerleştirmek, problemi daha baştan yanlış yere kurmak olur.
2. Şer Bir Varlık Türü Değildir
Şer denildiğinde çoğu insan, iyiliğin karşısında duran ikinci bir ontolojik alan tasavvur eder.
Sanki iyilik diye bir varlık vardır; kötülük diye de ikinci bir varlık vardır.
Oysa Kur'an’ın dili buna izin vermez.
Kur'an bâtılı anlatırken şöyle der : “Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Şüphesiz bâtıl zehûktur.” (17/81.)
Buradaki “zehûk” son derece önemlidir.
Zehûk :
• Yok olmaya mahkûm,
• Kalıcılığı olmayan,
• Tutunamayan,
• Kendi başına ayakta duramayan demektir.
Bu durumda bâtıl hakkında şu söylenebilir : Bâtılın kendi başına ontolojik bir omurgası yoktur.
Hak kendi başına kâimdir.
Bâtıl ise kendi başına kâim değildir.
Bu nedenle hak geldiğinde bâtılın ayrıca yıkılmasına gerek kalmaz. Çünkü zaten ayakta durduğu bir zemin yoktur.
3. Kötülük A’da Değil, B’dedir
Bu noktada A-B ayrımı önem kazanır.
A :
• Zât-en Varlık'ın alanıdır.
• Mutlak hakikat alanıdır.
• Mahzâ hayır alanıdır.
Burada kötülüğün yeri yoktur.
B :
• İnsanın yaşadığı tecrübe alanıdır.
• Seçim alanıdır.
• İmtihan alanıdır.
• Kötülük yalnızca burada görünür.
Bu nedenle kötülük A’ya taşınamaz.
A’da kötülüğün ontolojik karşılığı yoktur.
Kötülük yalnızca B’de ortaya çıkan bir olgudur.
4. 1 cm'lik Alan
Devâsâ kâinat dünyasında insana tahsis edilmiş “küçük ama son derece önemli” bir alan vardır.
Bu alanı bir futbol sahasındaki oyun alanı gibi düşünebiliriz.
• Saha vardır.
• Kurallar vardır.
• Oyuncular vardır.
• Maç vardır.
Fakat oyunun nasıl oynanacağı konusunda oyuncuya gerçek bir tercih alanı bırakılmıştır.
İşte bu alan benim 1 cm’lik alan dediğim alandır/sahadır.
Şems Suresi bunu şöyle ifade eder : “Nefse ve onu düzenleyene; sonra da ona fücurunu ve takvasını ilham edene yemin olsun.” (91/7-8.)
İnsana :
• Takva yönü de,
• Fücur yönü de gösterilmiştir.
Bu yüzden imtihan anlamlıdır.
5. Şer Nedir?!.
Şer :
• Yaratılmış bir nesne değildir.
• Bağımsız bir varlık değildir.
• Allah’ın yarattığı ikinci bir ontolojik alan değildir.
Şer :
Yaratılmış varlığın yaratılış amacına aykırı kullanılmasıdır.
Başka bir ifadeyle şer, varlığın bozulmasıdır.
Daha da özlü söylersek şer, varlığın değil; varlığın kullanımının problemidir.
Bu nedenle şer, ontolojik değil, fiilîdir.
6. Vahiy Neden Gönderilmiştir?!.
Saha varsa kurallar da vardır.
Kuralları belirleyen oyuncular değildir.
Kuralları belirleyen, sahayı kurandır.
Bu yüzden vahiy gelir.
Vahiy :
• Oyunun amacını bildirir,
• Sınırlarını bildirir,
• Doğru yönü bildirir.
Böylece insan artık bilgisizlik mazeretine sahip olmaz.
İyilik : Oyunun vahiy ile bildirilen kurallara uygun oynanmasıdır.
Kötülük ise : Oyunun bu kurallara aykırı oynanmasıdır.
7. Kötü İnsan Kimdir?!.
Bu bakış açısında kötü insan ayrı bir ontolojik tür değildir.
Nasıl ki futbolda ‘ofsayt’ diye bağımsız bir varlık yoksa, burada da ‘kötülük’ diye bağımsız bir cevher yoktur.
Ofsayt, bir nesne değil, bir ihlaldir.
Kötülük de böyledir.
Bu nedenle kötü insan, yaratılışı kötü olan insan değil; oyunu yanlış oynayan insandır.
8. Bâtıl Neden Zehûktur?!.
Çünkü dayanağı yoktur.
Hak, Zât-en Varlık'a dayanır.
İyilik, hakka dayanır.
Vahiy, hakka dayanır.
Fıtrat, hakka dayanır.
Ama kötülük kendisine de hakka da fıtrata da dayanamaz.
Bu yüzden kötülük, kendi ağırlığını taşıyamayan bir sapmadır.
Sapmanın kaderi ise çözülmektir.
Bu yüzden Kur'an : “İnne'l-bâtıle kâne zehûqâ.” der.
Yani bâtıl yok edilmeye mahkûm olduğu için değil; zaten tutunamayacak bir şey olduğu için zehûktur.
9. Teodise Probleminin Çözümü
Teodise problemi genellikle şu varsayımla kurulur : Allah hayrı yarattıysa, kötülüğü de yaratmış olmalıdır.
Fakat bu varsayımın kendisi hatalıdır. Çünkü burada kötülük, baştan itibaren ontolojik bir varlık gibi ele alınmaktadır.
Oysa daha isabetli okuma şudur :
• Allah, varlığı yaratır.
• Allah, insana seçim alanı verir.
• Allah, vahiy ile ölçüyü bildirir.
• İnsan bu alan içinde yön seçer.
• Şer, bu seçimin yaratılış amacına aykırı kullanımından doğar.
Dolayısıyla kötülük, yaratmanın ürünü değil, imtihanın içinde ortaya çıkan yön sapmasıdır.
Sonuç
Teodise problemini çözmenin anahtarı, kötülüğü ontolojik bir varlık olarak görmekten vazgeçmektir.
Allah’ın yarattığı şey varlıktır.
Varlığın aslı hayırdır.
İmtihan için insana bir seçim alanı verilmiştir. Kötülük, bu alan içinde ortaya çıkan ve yaratılış amacına aykırı kullanımdan doğan bozulmadır.
Bu yüzden kötülük hak gibi kâim değildir.
Kötülük hayır gibi köklü değildir.
Kötülük kendi başına bir ontolojik dayanağa sahip değildir.
Bu sebeple Kur'an’ın hükmü son sözü söyler : “Hak geldi; bâtıl yok olup gitti. Şüphesiz bâtıl zehûktur.”
Çünkü Hak varlığa dayanır.
Bâtıl ise yalnızca bir sapmanın adıdır. Bu yüzden de kötülüğün nihâî kaderi, tutunamamak ve çözülüp gitmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder