WHİTEHEAD’İN VE İSLÂM’IN TANRI TASAVVURU
Whitehead’in ve İslâm’ın Tanrı Tasavvuru : Süreç ile Samed Arasındaki Ontoloji Çatışması
Alfred North Whitehead’in süreç metafiziği, Tanrı’yı klasik metafizikteki “mutlak, değişmez töz” fikrinden çıkarıp ontolojik bir ilişkisellik alanına yerleştirir. Bu sistemde gerçeklik “şeyler”den değil, “oluş anları”ndan (actual occasions) kurulur; dolayısıyla Tanrı da bu oluş ağının dışında duran salt bir zorunlu varlık değil, onunla ilişki içinde olan bir “kutup” hâline gelir.
Buradaki kritik hamle şudur : Varlık değil, oluş (becoming) asıldır. Tanrı da bu oluşun içinde iki kutuplu bir yapı olarak düşünülür :
• Primordial Nature : İmkânların, formaların ve düzenin ilkesel ufku.
• Consequent Nature : Dünyadaki fiilî süreçlerin Tanrı’da “tecrübe edilmesi”!.
Bu ikinci yön, Whitehead’in en radikal iddiasını doğurur : Dünya Tanrı’yı “etkiler”, Tanrı dünya ile birlikte “zenginleşir”!.
Bu noktada Tanrı, artık klasik anlamda mutlak değişmezlik ile tanımlanamaz. Çünkü Tanrısal bilgi, tecrübe ve ilişki, süreç içinde gerçekleşir.
İslâmî Tevhid : Samed ve Zamanın Ontolojik Altlığı
İslâm kelâmı ve tevhîd metafiziğinde ise Tanrı, “varlığın içinde (en yüksek) bir varlık değildir”; varlığın Kendisine dayandığı Mutlak Varlık’tır.
Es-Samed kavramı burada merkezdir : Her şey O’na muhtaçtır; O hiçbir şeye muhtaç değildir.
Bu sadece “bağımsızlık” değil, daha güçlü bir iddiadır : Bağımlılık yönü tek taraflıdır. = Yaratılmışlar Yaratıcı’ya bağlıdır.
Bu nedenle İslâmî tasavvurda :
• Zaman, Allah’ı etkilemez.
• Süreç, Allah’ı dönüştürmez.
• Gelecek, Allah için “açık bir bilinmezlik” değildir.
• Vaad, beklenen bir olay değil, kesin bir hükmün ilanıdır
Zaman, ontolojik olarak Tanrı’yı kuşatmaz; tersine zamanın kendisi yaratılmış ve Tanrı’nın hükmüne bağlıdır.
Çatışmanın Çekirdeği : İlişkisellik mi, Samediyet mi?!.
Whitehead’in Tanrı’sı ilişkiseldir; çünkü gerçekliği ilişki olarak tanımlar. Bu nedenle onun Tanrı’sı :
• Dünyadan etkilenir.
• Tarihi “içeriden yaşar”!.
• Süreç içinde yeni içerikler kazanır.
İslâmî Tanrı tasavvuru ise ilişkiyi reddetmez; fakat ilişkinin yönünü değiştirir.
• İnsan, Allah’a muhtaçtır.
• Allah, insanla tamamlanmaz.
• İlişki vardır ama karşılıklı ontolojik bağımlılık yoktur.
Bu yüzden gerilim şurada düğümlenir : Tanrı’nın ilişki içinde olması, Tanrı’nın değişmesi anlamına gelir mi?!.
Whitehead için bu sorunun cevabı büyük ölçüde “evet ama bu, ona göre bir eksiklik değildir.”
İslâmî tevhid için ise cevap nettir : Hayır. İlişki, değişim gerektirmez; çünkü ilişkiyi mümkün kılan şey, Mutlaklığın/Mutlak'ın rahmetidir.
Zaman, Bilgi ve Vaad Meselesi
Süreç düşüncesinde zaman, gerçekliğin iç yapısıdır. Bu yüzden Tanrı’nın gelecekle ilişkisi de süreçseldir.
İslâmî bakışta ise zaman :
• Tanrı’nın bilgisini belirlemez.
• Vaadi koşullandırmaz.
• Hükmü etkilemez.
Bu ayrım özellikle “vaad” kavramında keskinleşir.
• Whitehead çizgisinde vaad, süreç içinde açılan bir imkân ufkudur.
• İslâmî teolojide vaad, zamanın içinden doğan bir beklenti değil, zamanın üzerinde kesinleşmiş bir hükmün ilânıdır.
A-B Ayrımı ve Ölçü Problemi
Benim kurduğum A-B modeli bu tartışmayı netleştirir.
• B : Zamansal bilinç, seçim, deneyim, değişim.
• A : Mutlak ölçü, Hakikat, Değişmez Referans, yön belirleyici İlke.
Whitehead’in sisteminde A ile B arasındaki sınır geçirgenleşir; çünkü gerçeklik zaten süreçtir.
İslâmî tevhidde ise sınır yapısaldır. B değişir; A değişimi mümkün kılan ölçü olarak değişmeden kalır.
Eğer A da B gibi değişken hâle gelirse; ölçü, ölçülenle aynı düzleme iner; bu durumda yön, sapma ve kıble kavramları ontolojik zeminden kaymaya başlar.
İlişkinin Mâhiyeti : Muhtaçlık değil Rahmet
A-B ilişkisinin doğası burada kritik şekilde netleşir.
• A’nın B ile ilişkisi ontolojik muhtaçlıktan doğmaz.
• A, B ile tamamlanmaz.
• A, B’den bir şey alarak kemâle ermez.
Aksine, A’nın B ile ilişkisi, rahmet temellidir.
Bu nedenle ilişki, eksiklik giderme, tamamlanma, karşılıklı bağımlılık değil, imkân açma (rahmet/taalluk/tecellî) ilişkisidir.
Buna göre :
• A, B’ye muhtaç değildir.
• B, A’ya muhtaçtır.
• İlişki tek yönlü ontolojik bağımlılık içerir.
Ama bu bağımlılık baskı değil, varlık imkânıdır.
Son Düğüm
Whitehead’in Tanrı’sı :
• Süreç içinde yaşayan,
• Dünyayla birlikte “olup biten”!,
• İlişkiselliği ontolojik zorunluluk hâline getiren bir Tanrı.
İslâm’ın Tanrı’sı :
• Süreci yaratan ama süreç tarafından belirlenmeyen,
• Zamana hâkim olan ama zamana tâbii olmayan,
• Es-Samed olarak hiçbir tamamlanmaya ihtiyaç duymayan,
• Rahmetiyle ilişki kuran ama ilişkide eksilmeyen bir Tanrı.
Gerilim şu soruda düğümlenir : İlişki, “ontolojik eşitlik” mi gerektirir; yoksa mutlaklık içinde ilişki mümkün müdür?!.
Whitehead ikinci ihtimali zayıflatır; İslâmî tevhid ise ilişkiyi koruyarak Tanrı’nın Mutlaklığını ve Samediyetini muhafaza eder.
Değişen Tanrı, kâmil (mükemmel) Tanrı olmaz. = Mükemmel olmayana Tanrı denmez. Tanrı, kendi dışında bişeye veya birine eşitse, bu durumda ortaya iki Tanrı (şirk) çıkar; ya bu iki Tanrı, her konuda tam anlaşmalı – ki bu durum, ikiyi bir kılar – ya da bu iki Tanrı, en azından belli konularda anlaşamaz = çatışırlar; o zaman da bu durum, evrende kaos ve kargaşaya sebep olur.
Yorumlar
Yorum Gönder