İDEAL DEVLET

İDEAL DEVLET : MODELLER, GÜÇ VE MEŞRÛİYET

İdeal devlet arayışı, temelde dünyevi gücü ve egemenliği elinde tutan insanın hırslarını, zulmetmesini engelleyecek şekilde nasıl dizginleriz? sorusuna verilen cevaplardan ibarettir. Gücün kaynağına, denetim mekanizmasına ve aşkınlık boyutuna göre devlet modellerini şöyle sıralayabiliriz :

1. Dînî / Teokratik Devlet Modeli (İdeal Vizyon ve Pratik Kırılma)

Teorik Temel : Güç ve meşrûiyet, kimseden çıkarı olmayan, mutlak adil Tanrı’ya aittir. Sistem; adâlet, liyakat ve aklı esas alır. Yönetici, aşkın bir güce karşı vicdanî sorumluluk taşır. Şûrâ (danışma) ve azil (görevden alma) mekanizmalarıyla devlet denetlenir. (Örn : Hz. Ömer’in "Beni kılıçla düzeltin" ilkesi).

Tarihsel Kırılma : Güç, doğru kullanılmadığında, fâni yöneticiler bu kutsal alanı kendi hırslarına alet eder. Din, evrensel ahlâk özünü kaybederek Emevî ve Abbasî örneklerinde olduğu gibi kabile/saray ideolojisine ve baskı aracına dönüşür.

2. Maskelerin Arkasını Gören Güce İnananların Yönetimi (En İdeal Vizyon)

İçsel Denetimin Mutlaklığı : Modern sistemlerin ürettiği tüm denetim mekanizmaları kandırılabilir, etrafından dolaşılabilir veya rüşvetle susturulabilir. Ancak yöneticinin kalbinde, her şeyi gören, kalbinden geçen gizli niyetleri bile bilen bir Yaratıcı’ya iman varsa; o yönetici kimsenin görmediği loş odalarda bile kamu malına el uzatamaz, bir grubu kayıramaz ve zulmedemez.

Gücün Kutsallıktan Arındırılması : Maskelerin arkasını gören bir Tanrı'ya gerçekten inanan dindar bir lider, kendini kutsallaştıramaz. Çünkü o, mutlak gücün sadece Tanrı'ya ait olduğunu, kendisinin ise yeryüzünde geçici bir emanetçi olduğunu bilir. Tanrı karşısındaki bu dikey sorumluluk, lideri kibre kapılmaktan ve tiranlaşmaktan koruyan en büyük kalkandır.

Öte Dünya Yaptırımı : Dünyada bulunuşumuz, bir sınavın gereğidir. Bu dünyadaki adâlet mekanizmaları kusurludur; gücü elinde tutan bir lider hukukun açıklarından yararlanarak insanları aldatabilir, halkın hakkını satabilir ve bu dünyada hiçbir ceza almadan ölebilir. Ancak bu inanç sisteminde, ortada bir aldatma/satma varsa ve bunun burada hesabı sorulamazsa, ötede mutlaka sorulacaktır. Bu kesin inanç, yöneticiye en büyük hukukî prangadan daha etkili bir ahlâkî otokontrol sağlar.

3. İdeolojik Devlet Modeli (Sığ ve Ayrımcı Güç)

Teorik Temel : Güç; belirli bir sınıfın (sözgelimi komünizm), ırkın (sözgelimi nazizm) veya dogmatik fikrin egemenliğine verilir.

Pratik Vakıa : İdeolojiler doğası gereği evrensel değildir; bir grubu kayırır, diğerlerini ötekileştirir. Tanrı korkusu ve dünyevî hukuk denetimi barındırmadığı için, devleti sığ bir toplumsal mühendislik ve baskı aygıtı hâline getirir.

4. Mutlak Güç Olarak Devlet : “Leviathan” (Hobbesgil Yaklaşım)

Teorik Temel : Thomas Hobbes’a göre insan, doğası gereği bencil ve vahşidir (“İnsan insanın kurdudur.”). İnsanlar birbirini öldürmesin diye, tüm hak ve güçlerini yapay bir canavara, yani Leviathan (Devlet) adı verilen mutlak otoriteye devrederler.

Pratik Vakıa : Hobbes için bu gücün dindar veya seküler olması önemli değildir; önemli olan düzeni sağlayacak mutlak, tek ve sorgulanamaz bir gücün varlığıdır. Ancak Leviathan, doğası gereği tiranlaşmaya son derece müsaittir.

5. Anayasal / Demokratik Devlet Modeli (Kusurlu ve Dünyevî Mekanizma)

Teorik Temeli : Bu devlet, ne dinin kutsallığına ne de ideolojilerin dogmalarına sırtını dayar. Bu devleti, kağıt üzerinde bir fikrin "patronu" değil, "nötr bir hakem" ve "hukuk makinesi" olarak kurgular.

Pratik Vakıa ve Maskenin Düşmesi : Gerçek dünyada bu devletler asla tam anlamıyla "nötr" değildir. Çoğunlukla "Neo-liberal kapitalizm" adı verilen küresel bir ideolojinin koruyucusudur. Sermaye odaklarını kayırır, sandıktan çıkan çoğunluğun kültürel hegemonyasına dönüşür ve kendi çıkarları için sınırları dışında çifte standart uygulayabilir.

Denetim Mekanizması : İnsanın iktidarla yozlaşacağını, herkesin aynı derin imana veya vicdana sahip olmayacağını peşinen kabul eder. Bu yüzden yöneticinin içsel ahlâkına veya öte dünya kaygısına güvenmez (zira rasyonel yapısında öte dünya yaptırımı yoktur). Bunun yerine onu güçler ayrılığı, şeffaflık, özgür basın ve sandık gibi somut, yeryüzü kelepçeleriyle denetlemeye çalışır.

Dine Yaklaşımı : Dini dünyadan kovmaz; aksine dinin o sabit evrensel ahlâkî ilkelerini (adâlet, liyakat) sivil alanda - aslında sadece vicdanda ve ma’bedde - korurken, "dînî yorumu dondurarak dini de ideolojiye dönüştüren" güçlerin devletleşme tuzağından dini (sekülerlikle) korur!.

Nihâî Turnusol Kağıdı ve Büyük Yol Ayrımı

İnsanlığın binlerce yıllık ayrımı tam olarak buradadır.

Din ve İlâhî Adâlet, insana öte dünyanın mutlak adâletini ve sarsılmaz ahlâkını fısıldayarak, adâleti yarım bırakmaz; dünyevî aldatmaların hesabını ötelerdeki mutlak mizana bırakır.

Anayasal Hukuk ve Demokratik Devlet ise, insanların bu dünyadaki zaaflarını ve hırslarını henüz bu dünyadayken (zamanında ve somut olarak) engelleyebilmek için bencilce de olsa yeryüzü barajları kurmaya çalışır.

İdeal bir devlet; gücün dindar veya seküler bir zümrenin elinde kutsallaşıp tiranlaştığı değil; insanlar zulme başvurmadıkları sürece yaşam, inanç ve mülkiyet haklarının kutsal kabul edildiği ve bu hakkın kurumsal olarak güvenceye alındığı devlettir.

Yüzde yüz (%100) ideal devlet yok; çünkü %100 iyi insan yok. Devletleri insanlar kurar ve yönetir. Dînî devletin hem dünyevî (toplumsal) hem uhrevî yaptırımları var; öbür tür devletlerde uhrevî yaptırım yok.

Ne tür bir devlet ideal, karar sizin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP