İMAN/IN GÜCÜ
İman/ın Gücü
Bu güç, imandan ve inanandan değil, İNANILAN’DAN gelir. İmana böyle bakmazsak, o iman bizi dönüştürmez.
İman, insanı nasıl dönüştürür?!.
Bu soru önemlidir; çünkü Kur'an’ın büyük kısmı aslında bununla ilgilenir. Kur'an’ın temel derdi yalnızca Allah’ın varlığını bildirmek değildir; aynı zamanda Allah inancının insanı neye dönüştürdüğünü göstermektir. Bu dönüşümün çeşitli aşamaları, belli düzeyleri vardır.
Ontolojik Düzey : Hakk vardır; Hakk’ın Varlığı haktır, hakikattir.
Epistemolojik düzey : İnzâl ile ve Elçiler ile Hakk, insanı Kendinden ve hakikatten haberdar eder. Bilgi (haber) akılda kalır, kalbe girmezse etkisi zayıflar.
Fenomenolojik Düzey : Bu haberler insanın nefsinde yankı bulur. Bunlar :
• Haşyet,
• Ümit,
• Şükür,
• Hayâ,
• Tevekkül,
• Muhabbet,
• Sorumluluk gibi hâller doğurur.
Şeytanda kıskançlık ve kibir = istikbar yankı buldu.
Ahlâkî / Etik Düzey : Bu hâller seçimleri etkiler.
Amelî Düzey : Seçimler davranışa dönüşür.
Zincir kabaca : Hakk → İnzal → Bilgi → İç yankı → Seçim → Sâlih amel şeklinde görünür.
Ameli doğrudan bilgi üretmez. Amel üreten bilgiyi kalbin tasdik etmesi gerekir.
Çünkü insan :
• Doğruyu bilebilir,
• Delili anlayabilir,
• Hükmü öğrenebilir, ama yine de yaşamayabilir.
Bu yüzden A‘râf 205’teki “fî nefsike”, sadece bir zikir tavsiyesi değilmiş gibi duruyor. Sanki şu hakikati işaret ediyor : Bilginin ahlâka dönüşebilmesi için nefs içinde bir karşılık bulması, “yankı” oluşturması gerekir.
Yankı, hakikatin ölçüsü değil, hakikatin insan üzerindeki etkisinin başlangıcıdır. Bu yüzden, Hak ve hakikat “dışarıdan”! gelir; dönüşüm içeride gerçekleşir.
İçeride “tık = hiçbir hareket” yoksa iman nominaldir, ölüdür. Böyle bir insanın amel veya ahlâk açısından inanmayanlardan farkı yoktur; adı mü’min olsa veya inanıyorum dese bile.
Yorumlar
Yorum Gönder