HACCIN HUKUKÎ BOYUTU
Haccın Hukukî Boyutu : Tevhîd ve Doğal Hukukla Karşılaştırmalı Okuma
Hacc ibâdeti, sadece dînî bir ritüel değil; Batı felsefesinde “Doğal Hukuk” (= Natural Law) olarak adlandırılan ve hukukun üstünde mutlak bir adâletin var olduğunu savunan akımla büyük ölçüde örtüşen, hatta onun en ideal pratik modelini sunan küresel bir düzenlemedir. Kelime-i Tevhîdin (= Lâ ilâhe illallah) getirdiği mutlak otorite olarak yalnızca Yaratıcı’yı tanıma ilkesi ile doğal hukukun beşerî kanunların üstündeki aşkın adâlet fikri, hacc meydanında teoriden pratiğe dökülür.
1. Kaynak Bakımından “Aşkın Yasa ve İlahî Egemenlik”
Hukuk felsefesinde iki temel yaklaşım vardır : Yasaları sadece devletin yazılı kuralları olarak gören Hukuki Pozitivizm ve yasaların üstünde evrensel bir ahlak arayan Doğal Hukuk.
Doğal Hukukta : Cicero ve Thomas Aquinas gibi düşünürlere göre hukuk, insanların keyfi olarak ürettiği bir şey değildir. Doğanın ve evrenin düzeninde zaten var olan, insan aklıyla keşfedilen evrensel ve değişmez kurallardır.
Hacc Hukukunda : Haccda bu evrensel kuralların kaynağını doğrudan Yaratıcı ilân eder. Beşerî sistemlerin tiranlığına karşı, hukukun meşrûiyetini aşkın bir kaynağa bağlar. İki yaklaşım da şu noktada birleşir : İnsan yapımı hiçbir kanun, yaratılıştan gelen mutlak adâlet ilkelerine aykırı olamaz.
2. Statü Bakımından “Doğuştan Gelen Haklar ve İhram Eşitliği”
Doğal hukuk felsefesinin insanlık tarihine en büyük katkısı, insan haklarının devletler tarafından “verilmediği”, insanın sadece insan olarak doğmasından ötürü bu haklara zaten sahip olduğu fikridir.
Doğal Hukukta : İnsanlar statülerinden, ırklarından ve zenginliklerinden bağımsız olarak “doğa durumunda” tamamen eşit ve hürdür.
Hacc Hukukunda (İhram) : Doğal hukukun teoride savunduğu bu “doğa durumu”, ihram giyildiği an, fiziki bir gerçekliğe dönüşür. Kral da, işçi de dünyevi tüm güç ve mülkiyet göstergelerini (elbiselerini, rütbelerini) çıkarıp aynı iki parça dikişsiz beyaz kumaşa bürünür. Hacc, insanın dünyaya gözlerini açtığı andaki (doğuştan gelen) çıplak eşitliğini ve dokunulmazlığını ihramla sahneler.
3. Evrensellik Bakımından “Kozmopolis ve Ümmet Hukuku”
Antik çağda Stoacı filozoflar, insanların yapay ulus sınırlarıyla değil, tüm dünyayı kapsayan tek bir evrensel hukuka (= kozmopolis / Dünya vatandaşlığı) göre yaşaması gerektiğini savunmuştur.
Doğal Hukukta : Adâlet ve insan onuru coğrafyaya, pasaportlara veya ırklara göre değişmez; evrenseldir.
Hacc Hukukunda : Arafat’ta veya Kabe’nin etrafında dönen milyonlarca insan; dili, ırkı, rengi ne olursa olsun tek bir hukukî statüde birleşir. Ulus-devletlerin koyduğu yapay sınırlar ve vizeler, hacc sahasında işlevsiz kalır. Burası, doğal hukukun hayal ettiği o “sınırsız ve imtiyazsız evrensel adâlet” meydanının her yıl tekrarlanan canlı bir simülasyonudur.
4. Kapsam Bakımından “Doğa Düzeni ve Harem Hukuku”
Doğal hukuk, insanın sadece diğer insanlarla değil, evrenin bütünüyle (doğayla) uyum içinde yaşamasını emreder.
Doğal Hukukta : Doğanın dengesini bozmak, akla ve fıtrata aykırıdır; dolayısıyla gayrimeşrudur.
Hacc Hukukunda (Harem Bölgesi) : Hacc sahası olan Mekke ve çevresinde, ihramlıyken bir otu koparmak, bir ağacı kesmek veya bir böceği öldürmek hukuken yasaktır. Bu düzenleme, doğal hukukun “doğayla uyum” teorisini, fıkhî cezaları ve yaptırımları olan somut bir ekosistem hukukuna dönüştürür.
Sonuç
Doğal hukuk, insanlığın yüzyıllar boyunca felsefi metinlerde aradığı, devletlerin baskısına karşı sığındığı “ideal adâlet ve devlet” arayışıdır. Hacc ve onun kalbi olan ihram ise bu arayışın, Kelime-i Tevhîd bayrağı altında ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Bu bize, hukukun nihâî amacının güçlü olanı haklı çıkarmak değil; Yaratıcı’nın insanın özüne (fıtratına) koyduğu o temiz, eşit ve âdil düzeni korumak olduğunu gösterir.
Yorumlar
Yorum Gönder