KULLUK
Kulluk : Özgürlüğün İstikâmet Kazanmış Hâli
Özgürlük ve cebir tartışmasının vardığı en önemli sonuçlardan biri kulluk kavramıdır.
Çünkü Kur'an'ın anlattığı insan ne iradesiz bir varlık ne de mutlak irade sahibi bir varlıktır.
İnsan, kendisine verilmiş sınırlı fakat gerçek bir iradeye sahiptir.
Asıl mesele, bu iradenin nasıl kullanılacağıdır.
Kur'an’ın kulluk anlayışı tam da burada ortaya çıkar.
Kulluk, çoğu zaman zannedildiği gibi iradenin iptali değildir. Aksine iradenin doğru kullanımıdır.
Kul, iradesini kaybetmiş insan değil; iradesini hakikate uygun kullanan insandır.
Bu nedenle kulluk şöyle tanımlanabilir : Kul, kendisine verilmiş irade ve imkânları Rabbinin iradesine uygun kullanan; Rabbinin emrine, yani hem vahiyde bildirilen hem de evrene yerleştirilen ontolojik yasalara bilinçli olarak itaat eden insandır.
Bu tanımda iki önemli boyut vardır.
1. Teşrîî Emirler
Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği emirlerdir.
• Adâlet
• Doğruluk
• Emanet
• Merhamet
• İnfak
• Takvâ gibi ahlâkî ve dinî ilkeler bu kapsamdadır.
Kul, iradesini bu ilkeler doğrultusunda kullanmaya çalışır.
2. Kevnî (Ontolojik) Emirler
Allah’ın evrene yerleştirdiği varlık yasalarıdır.
• Sebep-sonuç ilişkileri
• Fiziksel kanunlar
• Hayatın fıtrî düzeni
• İnsan tabiatının temel özellikleri bu kapsamdadır.
Kul, bu yasaları yok sayarak yaşayamaz.
Nasıl ateşin yakıcılığına rağmen hareket edemiyorsa, varlığın hakikatine rağmen de sağlıklı bir hayat kuramaz.
Bu nedenle kulluk yalnızca ibâdet yapmak değildir. Aynı zamanda kulluk, varlığın hakikatine uygun yaşamaktır.
İnsan Neden Kuldur?!.
İnsan kuldur; çünkü yaratılmıştır.
• Kendisini var etmemiştir.
• Kendi varlık şartlarını belirlememiştir.
• Kendi ontolojik yasalarını koymamıştır.
Bu nedenle insanın özgürlüğü mutlak değil, verilmiş bir özgürlüktür.
İnsanın iradesi vardır; fakat bu irade kendisinin ürettiği bir şey değildir.
“Ve mâ teşâûne illâ en yeşâellah.” âyeti tam da bunu hatırlatır.
İnsan seçer; fakat seçebilmesinin imkânı kendisine verilmiştir.
Bu yüzden kulluk, insanın küçülmesi değil; kendi yerini doğru tanımasıdır.
Kulluk ve Özgürlük
Modern düşünce çoğu zaman özgürlüğü her türlü otoriteden bağımsızlaşmak olarak tanımlar. Fakat insan hiçbir şeye kulluk etmeyerek yaşayamaz.
Allah’a kulluk etmeyen insan çoğu zaman :
• Nefsine,
• Arzularına,
• Korkularına,
• Paraya,
• Güce,
• Statüye,
• Toplumsal kabullere kul olur.
Kur'an’ın özgürlük anlayışı burada farklılaşır.
Özgürlük, bütün bağlardan kopmak değildir. Hakikate bağlanarak sahte efendilerden kurtulmaktır.
Bu yüzden Kur'an’ın özgür insanı, hiçbir şeye boyun eğmeyen insan değil; yalnız Allah'a kulluk eden insandır.
Sonuç : Münfail Fâil ve Kul
İnsan ne mutlak fâildir ne de mutlak münfaildir.
İnsan münfail faildir.
Seçimlerinin fâili, varlığının münfailidir.
Kulluk da bu hakikatin idrak edilmesidir.
Kul :
• İradesini inkâr etmez.
• İradesini ilâhlaştırmaz.
• Sebeplere sarılır.
• Sonucu putlaştırmaz.
• Çalışır.
• Başarısını kendine mal etmez.
• Musibet yaşar.
• Kendini terk edilmiş saymaz.
Çünkü bilir ki özgürlük, iradenin başıboşluğu değil; hakikate yönelmesidir.
Kulluk ise iradenin yokluğu değil; iradenin Rabbinin iradesiyle uyumlu hâle gelmesidir.
Böylece özgürlük ile cebir arasındaki düğüm, kullukta çözülür. İnsan ne kendi kaderinin mutlak efendisi olur ne de kaderin önünde sürüklenen bir nesneye dönüşür. Kendisine emanet edilen iradeyi kullanır, tercihte bulunur, sorumluluk üstlenir; fakat bütün bunları kendisini kuşatan ilâhî iradenin ve ontolojik düzenin içinde yaptığını bilir. İşte Kur'an’ın inşâ etmeye çalıştığı kul bilinci budur.
Yorumlar
Yorum Gönder