BÜTÜNCÜL BİLİM VE AHLÂK PARADİGMASI

BÜTÜNCÜL BİLİM VE AHLÂK PARADİGMASI

1. Muhammed Arkoun ve Tarihselcilik Problemi

Arkoun’un Radikal Metodu

Muhammed Arkoun, Kur’an’ı ve İslam tarihini antropoloji, dilbilim, göstergebilim ve modern sosyal bilimlerin sunduğu araçlarla yeniden okumaya çalışır. Bu yaklaşımda kıssalar ve tarihî anlatılar çoğu zaman yalnızca tarihsel vakıalar olarak değil, aynı zamanda sembolik ve anlam taşıyan metinler olarak değerlendirilir.

Fazlur Rahman’dan Ayrılan Yönü

Fazlur Rahman’ın temel amacı, Kur’an’ın evrensel ahlâkî ilkelerini çağdaş hayata taşıyabilecek bir yorum yöntemi geliştirmektir. Arkoun ise daha çok İslam düşüncesinin tarih boyunca oluşturduğu zihinsel sınırları, sorgulanamaz kabul edilen alanları ve yorum tekellerini çözümlemeye yönelir. Bu nedenle onun çalışmaları bir sistem kurmaktan çok, mevcut sistemleri eleştirmeye ve görünmeyen varsayımları açığa çıkarmaya odaklanır.

Kadim Ortak Miras

Doğu ile Batı birbirinden tamamen kopuk iki medeniyet değildir. Grek düşüncesi Mısır, Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’in kadim birikimlerinden etkilenmiş; daha sonra İslam medeniyeti bu mirası yeniden yorumlayarak geliştirmiştir. Bu bakımdan insanlığın düşünce tarihi, keskin ayrılıklardan çok uzun süreli etkileşimlerin tarihidir.

Epistemolojik Soru

Arkoun’un yaklaşımına yöneltilebilecek temel eleştiri şudur : Modern sosyal bilimlerin önemli bir kısmı, tarihsel olarak metafizik ve aşkınlık iddialarını açıklamak veya sınırlandırmak amacıyla gelişmiştir. Bu nedenle kutsal bir metni yalnızca bu araçlarla incelemek, onun aşkın boyutunu görünmez hâle getirme riski taşır. Sorun yöntemin kullanılması değil; yöntemin, incelediği hakikatin sınırlarını belirleyen tek otorite hâline gelmesidir.

2. Mevcut Akademi ve Bütüncül Bilim İhtiyacı

Modern Akademinin Krizi

Modern üniversite büyük miktarda uzman bilgi üretmektedir. Ancak insanlığın karşı karşıya bulunduğu anlam, ahlâk, çevre ve medeniyet krizlerine cevap üretme konusunda aynı başarıyı gösterememektedir. Uzmanlaşma artarken bilgi parçalanmakta; farklı alanları bir araya getiren hikmet ufku giderek daralmaktadır.

Pozitivist Daralma

Son birkaç yüzyılda hâkim olan paradigma, gözlemlenebilir olana öncelik vermiş; insanın anlam, amaç, değer ve aşkınlık boyutlarını çoğu zaman bilgi alanının dışına itmiştir. Bunun sonucunda teknik güç artmış; fakat bu gücün hangi amaçla kullanılacağı sorusu çoğu zaman cevapsız kalmıştır.

Bütüncül Bilim İhtiyacı

İhtiyaç duyulan şey, mevcut bilimsel yöntemleri terk etmek değil; onları daha geniş bir ontolojik ve ahlâkî ufuk içine yerleştirmektir. Fizik ile metafiziği, akıl ile vahyi, bilgi ile değeri birbirinden koparmayan bir yaklaşım, insanlığın önündeki temel meselelerden biridir.

Böyle bir paradigma, bilimi yalnızca “nasıl?” sorusuna cevap veren bir faaliyet olarak değil; aynı zamanda “niçin?” sorusunu da ciddiye alan bir hikmet arayışı olarak görür.

3. Yeni Paradigmanın İnsanî ve Maddî Sütunları

Rabbânî Âlimler

Bütüncül bir medeniyet ve bilim hamlesi, bilgiyi kariyer aracı değil emanet olarak gören insanlar tarafından taşınabilir. Gerçek âlim, hakikati makamın, ideolojinin veya çıkarın emrine vermeyen kişidir.

Bilim, onun için yalnızca meslek değil; varlığın âyetlerini okuma ve emaneti yerine getirme çabasıdır.

Modern Ensar : Bağımsız Destek Yapıları

Tarih boyunca ilim, çoğu zaman vakıflar ve bağımsız destek mekanizmaları sayesinde gelişmiştir. Bugün de benzer şekilde, ilmi destekleyen sermayenin yalnızca helal olması değil; aynı zamanda ilim üzerinde tahakküm kurmaması gerekir.

Maddi destek, düşünceyi satın alan bir güç değil; hakikatin araştırılmasını mümkün kılan bir emanet olarak görülmelidir.

Kanaat ve Hürriyet

Kanaat üretimsizlik değildir. Kanaat, ihtirasın sınırlandırılmasıdır.

Bilim insanı için kanaat; hakikati makam, unvan veya menfaat karşılığında satmamaktır.

Sermaye sahibi için kanaat ise serveti amaç hâline getirmeden, onu insanlığın ve ilmin hizmetinde bir araç olarak kullanabilmektir.

Gerçek zihinsel hürriyet, çoğu zaman kanaatle mümkün olur.

4. Dünya ve Âhiret Dengesinin Yeniden Kurulması

Niyet Meselesi

Medeniyet kurucu hamleler yalnızca teknik kabiliyetle gerçekleşmez. Niyet, bilgi kadar belirleyicidir. Sırf güç, prestij, rekabet veya tüketim amacıyla yürütülen faaliyetler, uzun vadede insanlığı yeni krizlere sürükleyebilir.

Dünya ve Âhiretin Birliği

İslam düşüncesinde dünya ile âhiret birbirinin alternatifi değil; birbirinin devamıdır. Dünya, âhiretin kazanıldığı imtihan alanıdır.

Bu nedenle bilim üretmek, teknoloji geliştirmek, insanlığın dertlerine çözüm aramak ve yeryüzünü imar etmek; doğru niyetle yapıldığında ibâdet ve sâlih amel niteliği kazanır.

Nihâî Sonuç

İnsanlığın bugün karşı karşıya bulunduğu temel kriz, bilgi eksikliği değil; bilgiyi yönetecek hikmet eksikliğidir.

Daha fazla veri, daha fazla teknoloji ve daha fazla uzmanlık tek başına kurtuluş getirmemektedir. İhtiyaç duyulan şey; vahiy ile aklı, fizik ile metafiziği, bilgi ile ahlâkı ve dünya ile âhireti aynı ufukta buluşturabilen bütüncül bir medeniyet tasavvurudur.

Böyle bir tasavvurda bilim, güce ulaşmanın değil hakikati aramanın; teknoloji ise tahakkümün değil emaneti taşımanın aracı hâline gelir.

Çünkü bilim ile ahlâk ayrıldığında teknoloji büyür; fakat insan küçülür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP