MAĞARADAN EKRANA
Mağaradan Ekrana : Modern İnsanın Evsizliği
İnsanlığın mekânla kurduğu ilişki, bir bakıma emniyet arayışının tarihidir. İlk insan için mağara, yalnızca taşlardan oluşmuş bir kovuk değildi. O, insanı tabiatın tekinsizliği karşısında koruyan; sınırları, yönleri ve merkezi olan sahici bir yurttu. İnsan orada hem kendi acziyetini biliyor hem de sığındığı gerçekliğin içinde güven buluyordu.
Bugün ise insanlık bambaşka bir mekâna taşınmış görünmektedir : Ekrana.
Modern insan, gününün büyük kısmını ekranların önünde geçiriyor. Haberleri oradan alıyor, dostluklarını oradan sürdürüyor, kimliğini orada inşâ ediyor ve çoğu zaman kendisini de yine orada arıyor. Fakat bu taşınma, yeni bir yurt edinme değil; çoğu zaman köksüzleşmenin yeni biçimidir.
Çünkü ekran, insana aynı anda her yerde olma hissi verirken aslında hiçbir yerde olmama hâlini de üretmektedir. Coğrafî sınırların silindiği, zamanın hızlandığı ve her şeyin sürekli akış hâline geldiği dijital dünya, insana sınırsızlık duygusu sunar. Fakat sınırların kaybolduğu yerde yönler de kaybolur. İnsan yalnızca mekânını değil, merkezini de yitirmeye başlar.
Bu nedenle modern insanın yaşadığı kriz, sadece teknolojik veya sosyolojik bir problem değildir. Mesele daha derindedir. Asıl sorun, insanın ekranlara taşınması değil; yönünü kaybetmesidir.
Nitekim modern dünyanın önemli gözlemcilerinden David Riesman, insanın artık kendi iç pusulasıyla değil, başkalarının beklentileriyle hareket ettiğini söyler. “Dıştan güdümlü insan”, kim olduğunu kendi vicdanında değil, çevresinin onayında arar. Kalabalıklara uydukça kendisine yabancılaşır. Herkes gibi olmaya çalışırken sonunda hiç kimse hâline gelir.
Modern insanın yalnızlığı biraz da buradan doğmaktadır. Bu yalnızlık, etrafında insan bulunmaması değildir. Tam tersine, kalabalıkların ortasında kaybolmaktır. Milyonlarca bağlantının içinde sahici bir bağ kuramamaktır. Sürekli görünür olmak ama gerçekten görülmemektir.
Fakat bu yalnızlığın kökleri yalnızca toplumsal değildir. Bryan Appleyard’ın dikkat çektiği gibi modern çağ, insana yalnız yeni teknolojiler vermemiş; evrenle kurduğu ilişkiyi de değiştirmiştir. Kutsallıktan arındırılmış bir evren tasavvuru içinde insan, kendisini anlamlı bir bütünün parçası olarak görmekte zorlanmaktadır. Böylece toplumsal yalnızlığın arkasına daha derin bir yalnızlık eklenir : Ontolojik yalnızlık.
İnsan artık sadece kalabalıklar içinde yalnız değildir; evren içinde de yalnız olduğunu düşünmeye başlamıştır.
Ne var ki burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. İnsanın asıl problemi, hakikatin kaybolması değildir. Hakikat kaybolmaz. Sorun, insanın onu okuyamaz hâle gelmesidir.
• Güneş hâlâ doğmaktadır.
• Gökyüzü hâlâ bir âyettir.
• İnsan hâlâ bir âyettir.
• Varlık hâlâ âyetlerle doludur.
Fakat ekranların, gürültünün ve sürekli akışın içinde insanın dikkati parçalanmış; eşyanın işaret diliyle kurduğu ilişki zayıflamıştır. Sorun, merkezin yokluğu değil; merkezin unutulmasıdır.
İşte bu noktada Kur'an’ın sunduğu ontolojik koordinat bütün tabloyu değiştirir : “... ve Hüve meaküm eyne mâ küntüm. = Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.” (57/4.)
Bu beyan, modern insanın kaybettiği yön duygusunu yeniden kurar. Çünkü insanın gerçek yurdu, taş duvarlardan örülmüş bir mekân değildir. Asıl yurt, varlığın merkezinden kopmamış olmaktır.
Üstelik Kur'an, bu beraberliği yalnızca dışsal bir gözetim veya uzak bir hâkimiyet olarak tasvir etmez. Başka bir âyette şöyle buyurur : “Ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd. = Biz ona şah damarından daha yakınız.” (50/16.)
Modern insan, kendisini galaksilerin arasında kaybolmuş bir nokta; dijital ağların içinde unutulmuş bir veri kırıntısı gibi hissedebilir. Fakat Kur'an’ın çizdiği ufuk bambaşkadır. İnsan, hakikatte evrenin kıyısına terk edilmiş bir varlık değil; kendisine kendisinden daha yakın olan bir Rahmet’in kuşatması altındaki muhataptır. Bu nedenle ontolojik yalnızlık, insanın gerçek durumu değil; yönünü kaybetmiş şuurunun ürettiği bir tecrübedir.
• Ekran karşısındaki insan da terk edilmiş değildir.
• Kalabalıkların ortasındaki insan da terk edilmiş değildir.
• Kendisini kozmik bir boşlukta hisseden insan da terk edilmiş değildir.
“Nerede olursanız olun” ifadesi, insanın bütün sürgün duygularını kuşatan ilâhî bir hitaptır. İnsan mağarada da olsa, şehirde de olsa, ekranda da olsa, O’nun Huzurundan ve beraberliğinden çıkmış değildir.
Bu sebeple modern evsizlik, öncelikle bir mekân kaybı değil; bir şuur kaybıdır.
• İnsan ekranlarda kaybolduğu için evsiz değildir. Ekranı mutlak gerçeklik zannettiği için evsizdir.
• Merkezini unuttuğu için evsizdir.
• Yönünü kaybettiği için evsizdir.
Bu noktada Ashâb-ı Kehf’in kıssası modern insan için yeni bir anlam kazanır. Kehf gençleri mağaraya yalnızca saklanmak için girmediler. Onların mağarası aynı zamanda yeniden yön bulma mekânıydı. Kalabalıkların baskısından uzaklaşıp hakikate yöneldikleri bir tefekkür ve teslimiyet alanıydı.
Bu yüzden onların duası bugün de güncelliğini korumaktadır : “Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeh ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ. = Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumdan bize doğruyu ve kurtuluşu gösterecek bir çıkış yolu hazırla.” (18/10.)
Bu duâdaki iki kelime dikkat çekicidir : Rahmet ve Reşad.
Rahmet, modern insanın içinde yaşadığı kozmik üşümeye karşı ilâhî yakınlıktır.
Reşad ise yönünü kaybetmiş insana verilen istikâmet ve isabet kabiliyetidir.
Modern insanın ihtiyacı tam da budur.
• Daha fazla bağlantı değil.
• Daha fazla ekran değil.
• Daha fazla görünürlük değil.
• Rahmet ve Reşad.
Çünkü insanın sorunu teknik değildir; yönseldir.
Bu nedenle mağaradan ekrana uzanan hikâye, teknolojiye karşı bir ağıt değil; yönünü kaybeden insanın hikâyesidir. İnsan, ekranı putlaştırdığı zaman kaybolur; fakat ekran da dahil olmak üzere bütün varlığı yeniden bir âyet olarak okumaya başladığında evine dönmeye başlar.
• Gerçek sığınak mağara değildir.
• Gerçek sığınak ekran da değildir.
• Gerçek sığınak, insanın nerede olursa olsun kendisini hiç terk etmeyen Mutlak Merkez’in farkına varmasıdır.
İnsan ancak o zaman evsizliğinden kurtulur.
Çünkü asıl yurt, bir mekân değil; “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir” hakikatinin idrak edildiği makamdır.
Yorumlar
Yorum Gönder