KÖTÜLÜĞÜN "VARLIĞINI" NASIL ANLAMALIYIZ?!.

Kötülüğün “Varlığını” Nasıl Anlamalıyız?!.

Bu metnin temel sorusu şudur : “Kötülük vardır.” dediğimizde aynı tür bir varlıktan mı söz ediyoruz?!.

Cevap : Hayır.

Burada tek bir varlık dili değil, iki farklı "varlık" katmanı vardır :

1. A Katı : Ontolojik Varlık (= Hakikat / Vâcibü’l-Vücûd)

2. B Katı : Fenomenolojik-Epistemik Düzey (= İnsan bilinci, yönelim, deneyim)

Bu iki katman aynı kategoride değildir ve aynı yüklemlerle konuşulamazlar.

Gerçek anlamda ontolojik alan yalnızca A düzeyine aittir; çünkü Mutlak ve Hakikî Varlık yalnızca O’dur.

1) A Katı : Ontolojik Varlık (= Hakikat Düzeyi)

Bu düzeyde Varlık; mutlak, eksiksiz, değişmez ve kendine yeterlidir. (= Samed.)

Bu nedenle temel ilke şudur : Vâcibü’l-Vücûd düzeyinde eksiklik ve yokluk, ontolojik birer içerik veya töz değildir.

Kötülüğün A’daki Statüsü

Bu düzeyde kötülük bağımsız bir “şey” ve ontolojik bir varlık türü değildir.

Hakikat içinde ikinci bir ilke, ikinci bir güç veya düalist bir ortak hiç değildir.

Kötülük burada bir varlık olarak değil; varlığa nispetle eksiklik, yön kaybı ve sapma olarak değerlendirilir.

Ancak bu eksiklik ve sapma, A’nın içinde bulunan ontolojik içerikler değildir. Bunlar, B’nin hakikate göre durumunu ifade eden nispet kavramlarıdır.

Bu nedenle A, kötülükten, eksiklikten ve sapmadan tamamen münezzehtir.

“İç” ve “Dış” Meselesi

İnsan aklı, yapısı gereği “iç” ve “dış” ayrımını mekânsal olarak düşünür.

Oysa A’da mekân yoktur.

Dolayısıyla “A’nın dışında bir yokluk vardır” ifadesi hatalıdır; çünkü dışarılık fikrinin kendisi mekânsal bir varsayıma dayanır.

Yokluk, A’nın dışında bulunan bir alan değildir.

Eksiklik de A’nın içinde duran bir boşluk değildir.

Bunlar ontolojik bölgeler değil; B’nin, A’yı düşünmeye çalışırken kullandığı sınırlı kavramsal ayrımlardır.

Bu nedenle “dış”, varlıkta bulunan bir mekânı değil; B’nin düşünme ve dil kurma biçimini ifade eder.

2) B Katı : Fenomenolojik Düzey (= İnsan Dünyası)

B düzeyi; algı, niyet, yönelim, tercih, eylem ve anlam üretimi alanıdır.

Burada gerçeklik, yaşanan, hissedilen ve sonuç üreten deneyimdir.

Kötülük B’de Gerçektir

B düzeyinde kötülük :

  • Düşünce olarak oluşur,
  • Niyet olarak şekillenir,
  • Eylem olarak görünür,
  • İlişkileri bozar,
  • Algıyı yönlendirir,
  • Karakter üretir.

Bu nedenle kötülük, B düzeyinde fenomenolojik olarak tam bir gerçekliktir.

Epistemolojik olarak da düşünsel ve yaşantısal bir içerik taşır.

Ancak bu gerçeklik, bağımsız ontolojik bir statüye sahip değildir.

Kötülük, A’dan kopuk ikinci bir varlık alanı değil; B’deki yönelimin ve idrakin bozulmuş hâlidir.

3) İki Katmanın Temel Ayrımı

A Katı (= Ontoloji)

  • Mutlak Varlık
  • Değişmezlik
  • Samediyet
  • Eksiklik içermeyen Mutlak Kemâl.

B Katı (= Fenomenoloji)

  • Deneyim
  • Şâhitlik
  • Algı
  • Yönelim
  • Kalibrasyon ve sapma potansiyeli.

A, ontolojik ufuktur.

B ise o ufka yönelen şâhitlik alanıdır.

4) Küfür ve Şirk

A katında küfür, Hakikat üzerinde hiçbir ontolojik değişiklik meydana getirmez.

Hakikat eksilmez, örtülmez ve zarar görmez.

B katında ise küfür; şâhitliği ve hakikati örtme yönelimidir.

A katında şirk de hiçbir ontolojik değişim üretemez.

B katında ise şirk, yönelimin merkezini kaydırarak hakikate ait merkeziyetin başka odaklara nispet edilmesidir.

Fenomenolojik düzeyde bu durum; odağın parçalanması, tâli olanın merkezîleştirilmesi ve insanın kendi kıblesini çoğaltması şeklinde görünür.

Bu nedenle şirk yalnızca çokluk değildir, merkezin yanlış kurulmasıdır.

Küfür ve şirk, B’nin yönelim yapısını sakatlayan fenomenlerdir.

5) Ceza Meselesi

Bu modelde ceza, A’nın sonradan ve dışarıdan verdiği yapay bir ontolojik işlem değildir.

Ceza, B’nin A ile uyumsuz yöneliminin kendi yapısında ürettiği doğal ve kaçınılmaz sonuçtur.

Ancak bu, A’nın edilgen olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine A; bu sonucun da Fâilidir.

A’nın koyduğu ve bizzat yürüttüğü değişmez ontolojik denge yasası, yönünü bozan B’nin kendi fıtratına çarpıp kırılmasını sağlar.

Böylece sonuç, sisteme sonradan eklenmiş keyfî bir müdahale değil; yapının kendi içinde bulunan âdil ve öngörülebilir bir netice hâline gelir.

6) Vüs’at (= Zihinsel ve Ruhsal Genişleme)

Vüs’at, kötülüğün ontolojik olarak büyümesi veya kötülüğün varlık kazanması değildir.

Vüs’at; yön ve kıble kalibrasyonunun giderek arınmasıyla gerçekleşen kemâl yolculuğudur.

Bu yolculukta elenen şey nesnel bir kötülük değil; şirkin ürettiği yönelim hatalarıdır.

İnsan, çok merkezlilikten sıyrılıp Tevhid’e yöneldikçe odağı netleşir.

Şâhitlik açıklığı arttıkça sapmalar daha görünür hâle gelir.

Dolayısıyla değişen şey kötülüğün kendisi değil;

  • İdrakin açıklığı,
  • Yönelimin doğruluğu,
  • Şâhitliğin derinliği,
  • Uyanıklığın seviyesi olur.

Son Sentez

A (Hakikat) : Mutlak, değişmez, mekândan münezzeh yegâne Ontolojik Varlık ufkudur.

B (İnsan) : Yönelim, şâhitlik, tercih ve deneyim alanıdır.

Kötülük, Vâcibü’l-Vücûd katında bağımsız ontolojik bir varlık değildir. (“min şerri mâ halak” 113/2.)

İnsan düzeyinde ise düşünce, yönelim ve eylem olarak tam bir fenomenolojik gerçekliktir.

Bu nedenle kötülük ne mutlak bir ontolojik ilke ne de basit bir yanılsamadır.

Hakikate göre nisbetî; insan deneyimine göre ise gerçektir.

A ile B aynı kategoriye ait değildir.

Bu yüzden aynı cümlede, aynı varlık diliyle ve aynı yüklemlerle konuşulamazlar.

Kötülük problemi de büyük ölçüde, bu iki dili birbirine karıştırdığımızda ortaya çıkar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP