KÖTÜLÜK BAĞLAMINDA ŞEYTANIN VE İNSANIN TRAJEDİSİ

KÖTÜLÜK BAĞLAMINDA ŞEYTANIN VE İNSANIN TRAJEDİSİ

Mutlak ve Zorunlu Varlık yalnızca Allah’tır. O’nun dışındaki her şey mümkün varlıktır. Mümkün varlık, varlığını kendinden bulmaz; her an Allah’a muhtaçtır. Varlığı da, devamı da, sahip olduğu bütün imkânlar da O’na dayanır.

Bu nedenle Allah ile yaratılmışlar arasındaki ilişki, iki eşit ontoloji arasındaki ilişki değildir. Bir tarafta Mutlak Varlık vardır; diğer tarafta ise varlığı bütünüyle O’na bağlı olan mümkün varlıklar.

İmkân alanı da mümkün varlıkların alanıdır.

Bu alan, alternatifli bir alandır :

• İyi-kötü,

• Doğru-yanlış,

• Güzel-çirkin,

• İtaat-isyan gibi farklı yönelimlerin mümkün olduğu bir alandır.

Fakat bu alternatifler ontolojik olarak eşdeğer değildir. Çünkü Allah mahzâ hayırdır, mahzâ haktır ve mahzâ cemâldir. Bu nedenle mümkün varlığın değeri, Allah’tan bağımsızlaşmasında değil; Allah’a yönelişinde, yani istikâmetinde ortaya çıkar.

Burada kötülük meselesi belirir.

Kötülük, Allah’ın karşısında duran bağımsız bir ontolojik ilke değildir. Allah’ın olmadığı bir alanın ürünü de değildir. Zaten Allah’ın olmadığı bir yer düşünülemez. O’nun kuşatmadığı bir varlık, O’nun bilmediği bir hâl, O’nun kontrolünün dışında kalan bir alan yoktur.

Bu yüzden kötülük, ontolojik bir rakip değil; yönelimsel bir sapmadır.

Allah’a ontolojik olarak uzaklaşmak mümkün değildir. Çünkü mümkün varlık, varlığını her an O’ndan almaktadır. Ancak iradî ve fiilî olarak uzaklaşmak mümkündür.

Bu uzaklık mekânî değil, yönelimseldir.

İşte şeytanın trajedisi burada başlar.

Şeytan Allah’tan ontolojik olarak kopamaz. Varlığını O’ndan almaya devam eder. Muhtaç olmaktan çıkamaz. Fakat buna rağmen yönelimini Allah’a değil, kendisine çevirir. Muhtaç olduğu hâlde müstağni davranır. Mümkün olduğu hâlde kendisini yeterli görmeye başlar.

Böylece kötülük ortaya çıkar.

Kötülük, Allah’ın karşısında duran bir varlık olarak değil; mümkün varlığın Allah’a olan nispetini bozması olarak görünür.

Şeytanın recmi de bu yüzden mekânî bir kovulma değildir. Allah’ın olmadığı bir yere sürülmesi değildir. Recm, Allah’a ontolojik olarak muhtaç olduğu hâlde, iradî ve fiilî olarak isyanı seçen yönelimin açığa çıkmasıdır.

Şeytanın trajedisi budur : Allah’tan kopmak ister ama kopamaz.

Muhtaçlığını reddetmek ister ama muhtaçlıktan kurtulamaz.

Kendine ait bir varlık iddiasında bulunur ama varlığını her an Allah’tan almaktadır.

İnsanın trajedisi ise aynı eksenin insanî ölçekteki görünümüdür.

• İnsan da mümkündür.

• İnsan da muhtaçtır.

• İnsan da varlığını kendinden bulmaz.

İnsan da zaman zaman kendi fiillerini, bilgilerini, başarılarını ve imkânlarını sahiplenerek müstağnilik vehmine kapılır. Kendi küçük alanında mutlaklık taslar. Böylece şeytanın düştüğü yanılgının izlerini taşımaya başlar.

Bu nedenle insanın temel problemi bilgisizlikten önce nispet problemidir.

Trajedi, insanın kendisini kime nispet ettiği problemidir.

İnsan, kendisini Allah’a nispet ettiğinde tevhid ortaya çıkar.

Kendisini kendisine nispet etmeye başladığında ise şirk ve şer ortaya çıkar.

Bu yüzden kötülük, varlık değil; yönelim problemidir.

Allah’tan bağımsız bir gerçeklik değil; Allah’a olan nispetin bozulmasıdır.

Şeytan bu bozulmanın en uç örneğidir.

İnsan ise aynı tehlikeyi taşıyan fakat aynı zamanda dönüş imkânına sahip olan varlıktır.

Şeytanın trajedisi, muhtaçlığını reddetmesidir.

İnsanın trajedisi ise zaman zaman aynı yanılgıya düşmesidir.

Fakat insanı şeytandan ayıran büyük fark şudur : İnsan için tövbe, inâbe ve istikâmet kapısı açıktır.

Bu yüzden insanın hikâyesi yalnızca düşüş hikâyesi değildir.

İnsanın hikâyesi, düşüş ile dönüş arasındaki bir hikâyedir.

Belki de kötülük bağlamında bütün mesele şu cümlede düğümlenir : Kötülük, mümkün varlığın Mutlak Varlık’tan ontolojik olarak uzaklaşması değil; O’na olan muhtaçlığını unutup iradesini ve fiillerini bu unutuş üzerine kurmasıdır.

Ve hidâyet de, bu unutulan hakikatin yeniden hatırlanmasından başka bir şey değildir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP