RAB VE FITRAT EKSENİNDE BİR AHLÂK TEORİSİ

Rab ve Fıtrat Ekseninde Bir Ahlâk Teorisi : Mukayeseli Bir Okuma

Ahlâk felsefesi, tarih boyunca farklı merkez kavramlar etrafında şekillenmiştir. Fakat bu teorilerin çoğu, ahlâkın öncesinde yer alan daha temel bir soruyu varsayar : İnsan nedir?!.

Çünkü “iyi”, “kötü”, “ödev” veya “erdem” gibi kavramlar, ancak belirli bir insan tasavvuruna dayanarak anlam kazanır.

Bu metin, klasik ahlâk teorilerini “Rab ve Fıtrat” ekseninde yeniden okumayı amaçlar.

1. İki Oluş Düzeyi : Ahlâkın Ontolojik Zemini

İnsan varlığı iki düzeyde anlaşılabilir :

1. Birinci Oluş : Biyolojik / Doğal Oluş

İnsanın fizikî varlığını ifade eder :

• Doğum

• Biyolojik gelişim

• Bedensel dönüşüm

• Nörolojik yapı

Bu alan tamamen doğal bir akıştır. İnsan bu oluşun faili değildir.

2. İkinci Oluş : İnsanlık Oluşu

Bu düzey insanın asıl ahlâkî alanıdır :

• Fıtratın açılması veya kapanması

• Yönelimlerin şekillenmesi

• Karakterin teşekkülü

• Ahlâkın görünür hâle gelmesi

Bu oluşun kaynağı insanda değildir; fakat insan bu oluşa seçimleriyle katılır veya ondan uzaklaşır.

Dolayısıyla ahlâk, ikinci oluş düzeyinde ortaya çıkar.

2. Rab ve Fıtrat : Ontolojik Çerçeve

İnsan, belirli bir hilkat üzere yaratılmıştır. Bu hilkatin içinde yerleştirilmiş yönelim ve imkânlar ise fıtrattır.

Fıtrat, insanın hakikati arama, anlam isteme, sevme, bilme ve adâlet arayışı gibi temel istidatlarını ifade eder.

Rab (Rubûbiyet) ise bu fıtratın açılmasını sağlayan ilâhî terbiyedir.

Bu nedenle ahlâk, fıtratın açılmasıdır.

Rubûbiyet, bu açılmanın ilâhî zemini ve sürekliliğidir.

Rabbın ilk anlamı terbiye; yaratma (var etme) anlamı da var. Rabb-ül Âlemîn’de bu anlam içkin. İnsan hariç, her yaratılan, yaratılışına uygun hareket eder; ayrıca/ekstra bir terbiyeye muhtaç duymaz. Terbiye, ahlâk (= davranışla = söz ve eylemlerle) ile bağlantılıdır.

Yaratılışta, yaratılanların nasıl davranması gerektiği de “tasarlanmış”!. Kur’an buna, fıtrat diyor. “O hâlde hanîf olarak dine yüzünü insanları üzerinde yaratmış olduğu Allah’ın fıtratına ikâme et. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.” (30/30)

Rubûbiyet, fıtrata uygun terbiyedir. 

Rablik = Rubibiyet ile fıtrat (= yaratma) çelişmez. İnsan, Rabbini Allah bilir ve O’nun terbiyesine razı olursa, fıtratına (yaratılışına) uygun yaşamış (davranmış/hareket etmiş) olur. Kayyum olan din budur. Başka dinler (terbiye edici düzenler = eğitim-öğretim sistemleri), insanı fıtratına (yaratılışına) uygun tam terbiye edemezler.

Ahlâkî sıkıntı tam da burada. Bugün insanların büyüük bir kısmı : “Rabbim Allah” diyor ama Allah’ın terbiyesine (dinine) göre hareket etmiyor. 

3. Faydacılık ile Karşılaştırma

Faydacılık, ahlâkı sonuçta temellendirir : Doğru eylem, en fazla fayda veya mutluluk üreten eylemdir.

Rab-Fıtrat perspektifi burada şu soruyu sorar : Fayda nedir ve kim için faydadır?!.

Çünkü insanın mahiyeti bilinmeden “fayda” tanımlanamaz.

• Her haz insanı kemâle götürmez

• Her tatmin insanın fıtratına uygun değildir

Bu nedenle fayda, ancak fıtratla uyumlu olduğu ölçüde ahlâkî anlam kazanır.

4. Kantçı Etik ile Karşılaştırma

Kant’a göre ahlâkın temeli ödevdir. İnsan doğruyu, doğru olduğu için yapmalıdır.

Bu yaklaşım, ahlâkı güçlü bir normatif yapıya oturtur. Ancak temel soru açıktır : İnsan neden ödev sahibidir?!.

Rab-Fıtrat perspektifinde ödev, dışsal bir zorunluluk değil, fıtratın bilinç düzeyindeki ifadesidir.

Dolayısıyla, ödev, fıtrattan bağımsız bir yükümlülük değil; fıtratın çağrısının bilinçteki formudur.

5. Erdem Etiği ile Karşılaştırma

Erdem etiği (özellikle Aristoteles), ahlâkı karakterin gelişiminde temellendirir:

İnsan, erdemlerini geliştirerek iyi insan olur.

Bu yaklaşım, Rab-Fıtrat modeline en yakın teorilerden biridir. Ancak fark şuradadır:

Erdem etiğinde telos, akılla keşfedilen bir amaçtır. Rab-Fıtrat modelinde telos, yaratılışın içine yerleştirilmiştir.

Bu nedenle erdem, fıtratın açılmış hâlidir.

6. Varoluşçu Etik ile Karşılaştırma

Varoluşçu etik, insanın kendisini seçimleriyle kurduğunu savunur : İnsan, seçimleriyle kim olduğunu belirler.

Bu yaklaşım özgürlüğü merkeze alır. Fakat Rab-Fıtrat perspektifi şu soruyu ekler : Seçim hangi zeminde gerçekleşmektedir?!.

İnsan, boşlukta seçmez, fıtratsız ve yönsüz değildir.

Dolayısıyla seçim, insanı kuran değil; insanın fıtrî alanı içinde gerçekleşen bir yönelimdir.

7. Dört Teorinin Ortak Varsayımı

Bu dört yaklaşım (faydacılık, Kantçılık, erdem etiği, varoluşçuluk), farklı cevaplar üretse de ortak bir varsayımı paylaşır:

Ahlâk, insan tarafından “kurulan” bir yapıdır. Rab-Fıtrat yaklaşımı ise bu varsayımı tersine çevirir : Ahlâk, kurulan değil, açığa çıkan bir yapıdır.

8. Sonuç

Rab-Fıtrat ekseninde ahlâk, sonuç değildir, ödev değildir, karakter değildir, yalnızca seçim değildir; bunların hepsi ahlâkî hayatın farklı görünümleridir.

Ahlâkın daha derindeki temeli, insanın fıtratında açığa çıkan insanlık yapısıdır.

Ahlâk, kurulan değil, açığa çıkan bir yapıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP