KUR’AN, İKBAL VE NİETZSCHE’DE GÜÇ

KUR’AN, İKBAL VE NİETZSCHE’DE GÜÇ : MA’ZERETTEN SORUMLULUĞA, BENLİKTEN HAKÎKATE

Kur'an’ın insan anlayışını anlamak için dikkat çekici kavramlardan biri ma’zeret kavramıdır. Özellikle : “Bu, konuşamayacakları gündür. Onlara izin de verilmez ki ma’zeret beyan etsinler.” (77/35-36) âyetleri, insanın varoluşuna ve sorumluluğuna ilişkin son derece güçlü bir çerçeve sunar.

Bu âyetlerde mesele yalnızca âhiret tasviri değildir. Aslında burada insanın kendisine, iradesine ve hakîkatle ilişkisine dair temel bir ilke ortaya konmaktadır : İnsan, nihâyetinde ma’zeretleriyle değil, yönelimiyle değerlendirilecektir.

Bu noktadan hareketle Kur'an’ın güç anlayışı, hem Muhammed İkbal’in hem de Nietzsche’nin güç anlayışıyla karşılaştırılabilir. Çünkü her üçü de insanın pasifleşmesine karşıdır; fakat güçten ne anladıkları ve güce nasıl bir anlam yükledikleri birbirinden oldukça farklıdır.

Nietzsche : Güç Kendini Aşma İradesidir

Nietzsche’nin düşüncesinde güç, varlığın en temel dinamiğidir.

İnsan, sürekli aşmak isteyen bir varlıktır. Yaşamak, büyümek, yükselmek ve sınırları zorlamak demektir. Bu nedenle Nietzsche’nin merkezî kavramlarından biri ‘Güç İstenci’dir.

Buradaki güç yalnızca fiziksel kuvvet veya siyasî iktidar anlamına gelmez. Daha derinde :

• Kendini aşma,

• Kendi değerlerini üretme,

• Sürü psikolojisini reddetme,

• Bağımsız bir şahsiyet oluşturma anlamına gelir.

Nietzsche’ye göre insanın en büyük tehlikesi zayıflıktır. Başkasının değerleriyle yaşamak, başkasının doğrularını tekrar etmek ve kendi hayatının öznesi olamamak insanı küçültür.

Bu yüzden onun temel sorusu şudur : “Ne kadar yükselebildin?!.”

Nietzsche’nin dünyasında insan, kendisini aşabildiği ölçüde değerlidir.

Burada hakikat, güce yön veren aşkın bir ölçü değildir. Aksine güçlü insan kendi değerlerini üretir. Güç, kendisini meşrûlaştıran bir ilke hâline gelir.

Bu nedenle Nietzsche’de ma’zeret, güçsüzlüğün dilidir.

İkbal : Güç Şahsiyetin İnşâsıdır

Muhammed İkbal, birçok bakımdan Nietzsche’nin dinamizmine yakın durur.

O da :

• Pasifliğe karşıdır,

• Kaderciliğe karşıdır,

• Taklitçiliğe karşıdır,

• İnsanın yaratıcı ve etkin yönünü vurgular.

Ancak Nietzsche’den ayrıldığı temel nokta, bu dinamizmi tevhîd eksenine yerleştirmesidir.

İkbal’in “hûdî” kavramı (= Esrâr-ı Hûdî), çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi kaba bir egoizm değildir.

Hûdî;

• Sorumluluk taşıyan,

• İrade kullanan,

• Şahsiyet kazanan,

• Allah’ın huzurunda ayakta duran benliktir.

Bu nedenle İkbal için güç, başkalarına üstün gelmekten çok, insanın kendi dağınıklığını aşması ve şahsiyetini yoğunlaştırmasıdır.

• Taklitçi insan güçsüzdür.

• Kararsız insan güçsüzdür.

• İradesiz insan güçsüzdür.

• Şahsiyet sahibi insan ise güçlüdür.

Bu nedenle İkbal’in temel sorusu şudur : “Ne kadar şahsiyet kazanabildin?!.”

İkbal’in gözünde ma’zeret, gelişmemiş benliğin dilidir.

İnsan, kendi sorumluluğunu üstlenmeli ve benliğini olgunlaştırmalıdır.

Kur'an : Güç Emanettir

Kur'an’ın yaklaşımı ise daha farklı bir düzlemde durur.

Kur'an’da güç ne nihâî amaçtır ne de insanın değerinin ölçüsüdür.

• Güç bir emanettir.

• Bilgi emanettir.

• Servet emanettir.

• İktidar emanettir.

• Yetenek emanettir.

• İrade emanettir.

Bu nedenle Kur'an’ın temel sorusu : “Ne kadar güçlendin değil, sana verilen gücü hangi istikâmette yöneldin ve bu gücü nasıl kullandın?!.”

Kur'an’ın dikkat çektiği örneklere bakıldığında bu durum açıkça görülür.

• Firavun güçlüdür.

• Karun güçlüdür.

• Nemrut güçlüdür.

• İblis güçlüdür.

Kur'an onların güçlerini değil, güçlerini hakikatten kopuk kullanmalarını eleştirir.

Demek ki güç tek başına değer değildir.

Asıl mesele, gücün hakikatle olan ilişkisidir.

Bu yüzden Kur'an’ın övdüğü insanlar çoğu zaman dünyanın en güçlü insanları değildir.

Kur'an’ın övdüğü insanlar:

• Müttakiler,

• Sabredenler,

• Adâlet sahipleri,

• Emaneti koruyanlar,

• Doğruluktan ayrılmayanlardır.

Burada güç, hakikate bağlanmış bir imkân olarak anlam kazanır.

Üç Güç Anlayışının Temel Ayrımı

Nietzsche için insanın temel problemi zayıflıktır.

İkbal için insanın temel problemi şahsiyetsizliktir.

Kur'an için insanın temel problemi hakikatten kopuştur.

Nietzsche, insanın kendi merkezini kurmasını ister.

İkbal, insanın Allah’a yönelerek şahsiyet kazanmasını ister.

Kur'an ise insanın hakikate teslim olarak doğru istikâmeti bulmasını ister.

A-B Modelinden Bakıldığında

Bu farklar, A-B modeli içinde daha net görünür.

Nietzsche’de ağırlık merkezi B’nin kendisidir.

B, kendi değerlerini üretmeye ve kendi merkezini kurmaya çalışır.

İkbal’de B, Allah’a yönelerek güçlenir ve şahsiyet kazanır.

Kur'an’da ise merkez B değil, A’dır.

B’nin görevi önce güçlenmek değil, önce A ile doğru hizalanmaktır.

Burada önemli bir nokta kendiliğinden ortaya çıkar : A’ya doğru hizalanan B, zaten güçlenir.

Çünkü hakikate yönelen insan :

• Daha berrak görür,

• Daha az parazit üretir,

• Daha tutarlı düşünür,

• Daha sağlam irade gösterir,

• Daha isabetli karar verir.

Dolayısıyla Kur'an’da güçlenme reddedilmez. Aksine gerçek güçlenme, hakikate yönelişin doğal sonucudur.

Fakat Kur'an’da güç amaç değildir. Amaç hakikattir.

Güç ise hakikate yönelişin meyvesidir.

Bu nedenle Kur'an’ın perspektifi şöyle özetlenebilir : Güçlü olmak değerli değildir. Hakikate yönelmiş olmak değerlidir. Hakikate yönelen insan zaten güçlenir.

Mazeretin Düştüğü Yer

77/35-36 âyetlerinin anlamı da burada ortaya çıkar.

Nietzsche mazereti sevmez; çünkü mazeret ona göre güçsüzlüğün dilidir.

İkbal mazereti sevmez; çünkü mazeret gelişmemiş benliğin dilidir.

Kur'an da mazereti kabul etmez; fakat gerekçesi daha derindir.

Kur'an’a göre hesap gününde mazeretin düşmesinin sebebi, insanın yeterince güçlü olmaması değildir. Sebep, hakikatin artık bütünüyle açığa çıkmış olmasıdır.

O gün :

• Çevre,

• Toplum,

• Gelenek,

• Şeytan,

• Şartlar, arkasına saklanılabilecek perdeler olmaktan çıkar.

Geriye yalnızca insanın yönelimi kalır.

İnsan neye yönelmişse o görünür hâle gelir.

Bu nedenle Kur'an’ın son sorusu : Niçin güçsüzdün değil, neye yöneldin sorusudur.

Ve bu yüzden o gün mazeret kapısı kapanır. Çünkü insanın nihâî kimliği, sahip olduğu güçte değil; gücünü, iradesini, bilgisini ve ömrünü hangi merkeze tahsis ettiğinde ortaya çıkar.

Özetle, Nietzsche için güç, insanın kendisini büyütmesidir.

İkbal için güç, insanın şahsiyetini inşa etmesidir.

Kur'an için güç, insanın hakikate yönelerek emaneti doğru taşıyabilmesidir.

Ve Kur'an’ın terazisinde belirleyici olan şey, gücün miktarı değil; yönüdür. Çünkü hesap günü sorulacak nihâî soru, “ne kadar güçlüydün değil, sana verilen gücü kimin adına ve hangi istikâmette kullandın, sorusudur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP