A-B MODELİNDE B’NİN A’YA YÖNELİMİ MESELESİ VE لَا وَزَرَ PRENSİBİ
A-B MODELİNDE B’NİN A’YA YÖNELİMİ MESELESİ VE لَا وَزَرَ PRENSİBİ
A, bir konum ya da seçenekler arasında yer alan coğrafî veya fizikî bir merkez değildir. Bunu 2/177, net bir şekilde açıklar : “Yüzünüzü Doğu ve Batı tarafına/yönüne çevirmeniz birr değildir. Birr : Allah’a, âhiret gününe, meleklere, Kitaplara ve Nebîlere iman etmek; malını sevdiği hâlde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna, yardım isteyenlere, rikab olanlara vermek; salâtı ikâme etmek, zekâtı vermek, söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sâdık olanlardır. Ve işte bunlar, takvâ sahibi olanlardır.”
A, yönelimin kendisini mümkün kılan hakikat zemini ve tüm yönelimlerin doğruluk ölçütüdür. Bu nedenle A’nın dışında ikinci bir ontolojik alan, merkez ya da sığınak yoktur.
B, yönelimi kuran, anlamı temsil eden ve fiili üreten bilinç alanıdır. B’nin tüm kararları, yönelimleri ve fiilleri A’ya nispetle gerçekleşir; fakat bu nispet A’da bir değişim, bozulma ya da parçalanma anlamına gelmez. A sabittir; değişen, B’nin A ile kurduğu ilişkidir.
Bu yapı içinde kötülük, bağımsız bir varlık değildir. Kötülük, A’nın dışında bir gerçeklik olarak da mevcut değildir. Kötülük, B’nin A ile kurduğu yönelim ve fiil ilişkisindeki bozulmadır. Dolayısıyla sapma, A içinde oluşan bir durum değil; B’nin kendi kurulum alanında meydana gelen bir hizalanma hatasıdır.
Bu çerçevede temel ilke şudur : Kimsenin A’nın dışında varacağı bir karar, sığınak ya da kaçış alanı yoktur. Her B, ne şekilde olursa olsun, kendi fiilinin sonucu ile A’nın huzurunda yüzleşir. Bu yüzleşme ertelenmez, devredilmez ve başka bir merkeze aktarılmaz.
75/11, bu hakikati “ لاوزر ” ifadesiyle kesin biçimde kurar : Sığınacak bir yer yoktur. Bu, mekânsal bir imkânsızlık değil, ontolojik bir kapanıştır. Kaçış, dış alan ve alternatif güvenli bir merkez fikri iptal edilmiştir.
Bu iptal, aynı zamanda sorumluluğun yapısını belirler : Hiçbir fiil başka bir fâil adına taşınmaz, hiçbir sonuç başka bir sığınakta çözülmez, hiçbir yönelim kendi hesabından ayrılmaz.
“Ve ilallâhi turceu’l-umûr” ilkesi ise bu yapının tamamlayıcı eksenidir : Tüm süreçler, tüm fiiller ve tüm yönelimler nihâî olarak A’ya döner. Bu dönüş, iptal değil açıklıktır; fiilin yok olması değil, fâil düzeyinde açığa çıkmasıdır.
Sonuç olarak :
A : Değişmeyen Hakikat zemini.
B : Yönelim ve fiil üretim alanı.
Kötülük : Ontolojik varlık değil, B düzeyinde hizalanma bozukluğu.
Sapma : A’da değil, B’nin kurulumundadır.
لَا وَزَرَ : Sığınak ve kaçış imkânının ontolojik reddidir.
Sorumluluk : Devredilemez ve ertelenemez B’nin omuzlarındadır.
Hesap : Her B’nin kendi fiiliyle doğrudan yüzleşmesidir.
Bu yapı, hem ontolojik tekliği korur hem de sorumluluğu hiçbir dış kaçış alanı bırakmadan B düzeyinde kesinleştirir.
Yorumlar
Yorum Gönder