STERİL TARİH ANLATISINDAN ÇATIŞMALI VAHİY TARİHİNE
Steril Tarih Anlatısından Çatışmalı Vahiy Tarihine (İslâm tarihini Tarih felsefesi mantığıyla yeniden kurma denemesi)
1. Problem : Tarih neden “steril” anlatılıyor?!.
İslâm tarihi çoğu zaman iki uç arasında sıkışır; ya ahlâkî bir “iyi-kötü hikâyesi” ya da kronolojik bir olaylar listesi.
Bu iki anlatım biçimi ortak bir varsayıma dayanır : Tarih nötr bir zeminde akar, vahiy ise bu zemine sonradan “eklenen” bir ilâhî müdahaledir.
Bu bakışta tarih :
• Zaten oluşmuş bir sahnedir.
• Toplumsal yapı zaten kuruludur.
• Güç ilişkileri ikincildir.
• Vahiy ise daha çok “öğüt”, “reform”, “ahlâk düzeltmesi” gibi görünür.
Bu yüzden İslâm tarihi anlatısı çoğu zaman çatışmasız, pürüzsüz, steril bir yüzey üretir.
Ama Kur’an’ın kendi dili bu değildir.
2. Kur’an’ın Tarih tasavvuru steril değildir
Kur’an’ın anlattığı Tarih :
• Boş bir sahne değildir.
• Nötr bir toplum değildir.
• Hazır bir düzen değildir.
Tam tersine, tarih, hâkimiyet iddialarının çarpıştığı bir güç alanıdır.
Bu alanın temel ekseni şudur :
• Hakk’ın hükmü, veya
• İnsanın veya yapay merkezlerin hüküm iddiası.
Bu yüzden tarih, sadece olaylar değil; hüküm/hâkimiyet kavgasıdır.
Kur’an’ın sürekli tekrar eden kavramları bunu gösterir :
• Hüküm
• Mülk
• İstikbâr
• Fesat
• Silm
• Şirk
• İstid’af
Bunlar “ahlâkî kavramlar” değil, tarih felsefesi kavramlarıdır.
3. İlk sahne : Hâbil-Kâbil = Tarihin ilk iç çatlağı
İnsanlık tarihinin başlangıcı “sâkin bir toplum” değil, bir çatışmadır.
Hâbil-Kâbil kıssası şunu gösterir :
• Problem dışarıda değil, içeride başlar.
• Kıskançlık, üstünlük arzusu, kabul edilme ihtiyacı.
• “Ben neden değilim?” sorusu.
• İlahî takdire itiraz.
Burada kritik nokta şudur : Cinayet, olay değil; önceki bir ontolojik itirazın sonucudur.
Yani tarih baştan itibaren “temiz toplum ve bozulma” değil, iç gerilim ve dış çatışma şeklinde akar.
Bu, bütün Peygamber kıssalarının altyapısıdır.
4. Vahiy : Boşluğa gelen Mesaj değil, çatışmanın ortasına müdahaledir
Steril tarih anlatısının en büyük hatası şudur : Vahyi bir “ek bilgi”, “ahlâkî düzeltme” veya “dinî rehberlik” gibi görür.
Oysa Kur’an’da vahiy, mevcut güç düzenini yargılayan, bozan, yeniden kuran bir müdahaledir.
Bu nedenle vahiy :
• Kabile düzenine karşı çıkar.
• Servet merkezli üstünlüğü bozar.
• Hanedan meşrûiyetini sorgular.
• İstikbârı kırar.
• İstid’afı görünür kılar.
• Hükmü tekilleştirir, Hakk’a bağlar.
Yani vahiy, tarafsız değildir; bizzat çatışmanın içindedir.
5. Câhiliye : “Bilgisizlik” değil, yerleşik güç düzeni
Câhiliye çoğu zaman yanlış anlaşılır :
• “Bilgisizlik dönemi”
• “Vahiy öncesi toplum”
Oysa Kur’anî anlamda câhiliye, hakikatin değil, asabiyetin ve gücün belirleyici olduğu düzendir.
Bu düzenin özellikleri :
• Kabile üstünlüğü = Asabiyet.
• Güçle meşrûiyet.
• Zayıfın bastırılması.
• Kadın, köle ve dışlanmışların istid’afı.
• Putların ekonomik-sosyal ağlarla korunması.
Dolayısıyla câhiliye “bilgi eksikliği” değil, yanlış merkezlenmiş bir hâkimiyet düzenidir.
6. Tarihin omurgası : Hâkimiyet mücadelesi
İslâm tarihi bu açıdan şöyle okunmalıdır : Tarih = farklı formlarda yeniden üretilen hâkimiyet mücadeleleridir.
Bu mücadelede iki ana eksen vardır :
1. Tevhid ekseni
Burada :
• Hüküm Allah’a aittir.
• Mülk emanettir.
• İnsan kul ve sorumludur.
2. Şirk ekseni
Burada :
• Hüküm parçalanır.
• Merkez çoğalır. (kabile, devlet, servet, ideoloji)
• İnsan ya tanrılaştırılır ya araçsallaştırılır.
Bu ikisi tarih boyunca farklı kabuklara girerler :
• Kabile savaşları.
• Hanedan rekâbetleri.
• İmparatorluk genişlemeleri.
• Ulus-devlet ideolojileri.
• Modern şirket/algoritma düzeni.
Ama mantık değişmez : Merkez kimin olacak?!.
7. Steril anlatının kör noktası : Güç üretim mekanizması
Steril tarih anlatısı şunu göremez :
• Kâbil sadece “kötü biri” değildir.
• Firavun sadece “zâlim biri” değildir.
• Emevî/Abbasî çatışması sadece “siyasî bir çekişme” değildir.
• Modern sistem sadece “seküler bir düzen” değildir.
Bunların hepsi, hüküm, mülk ve merkez üretme mekanizmalarıdır.
Steril anlatı, sonuçları anlatır ama üretim mekanizmasını gizler. Bu yüzden ders üretmez.
8. İstid’af : Tarihsel sistemlerin görünmeyen sonucu
Her hâkimiyet düzeni bir şey üretir : Merkez. Bu, güç yoğunlaşmasıdır.
Güç yoğunlaşması, istikbar/kibir üretir.
İstikbar da istid’afı = zayıfları.
Yani istid’af, tarihin yan ürünü değil; yapısal sonucudur.
Bu yüzden :
• Kabile düzeni istid’af üretir.
• İmparatorluk istid’af üretir.
• Modern devlet istid’af üretir.
• Algoritmik düzen istid‘af üretir.
Steril tarih bunu görmez; çünkü sadece “olayları” görür.
9. Sonuç : Tarih felsefesi olmadan İslâm tarihi anlaşılamaz
İslâm tarihi :
• Sadece kronoloji değildir.
• Sadece Siyer değildir.
• Sadece fetihler değildir.
• Sadece mezhep tarihi değildir.
Bunlar veridir, ama açıklama değildir.
Asıl mesele şudur : İslâm tarihi, vahyin çatışmalı müdahaleleriyle şekillenen hâkimiyet alanlarının tarihidir.
Bu yüzden doğru okuma, olayları değil, güç, hüküm, mülk ve merkez ilişkilerini okumaktır.
10. Final tez
Şu cümle bütün metni özetler : Tarih steril bir sahne değildir; vahyin içine müdahale ettiği çatışmalı bir güç alanıdır. İslâm tarihi de bu alanın, tevhîd ile şirk arasındaki hâkimiyet mücadelesi boyunca aldığı farklı tarihsel formların adıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder