YKS ve ZHS

YKS ve ZHS : Hitâb, Oluş, Seçim ve Sorumluluk Üzerine Bir Okuma

Bu hafta sonu YKS yapıldı. Milyonlarca genç aynı anda, aynı süre içinde, farklı alanlardan sorulara cevap verdi. Kimi iyi hazırlandı, kimi daha az hazırdı. Kimi bazı alanlarda güçlüydü, kimi başka alanlarda.

Sonuçlar henüz açıklanmamış olsa da herkesin bildiği temel gerçek şudur : Bu sınavda belirleyici olan şey, sorulara verilen cevaplardır.

Bu durum, daha geniş bir çerçeve için küçük ama öğretici bir örnek olarak görülebilir : Zorunlu Hayat Sınavı (ZHS).

1. Hitâb Olarak Şartlar

ZHS’de “soru”, klasik anlamda sabit bir test maddesi değildir. Soru, hayatın bizzat kendisidir.

Biyoloji (cinsiyet, güç, beden), coğrafya, zaman, tarih, imkânlar ve çevresel koşullar… bunların tamamı sorunun içeriğini değil, hitâbın formunu oluşturur.

Şartlar dışsal bir dekor değil, imtihanın kendisinde konuşan bir yapıdır. Bu anlamda hayat, pasif bir alan değil; sürekli hitâb üreten bir düzendir.

Her insan, kendi şartları içinde farklı bir hitâba muhataptır.

2. Soru Biçimi Olarak Hayat

Hayat sınavında herkes aynı sorularla karşılaşmaz.

Kimine zenginlik sorusu gelir, kimine yoksulluk sorusu.

Kimine sağlık sorusu gelir, kimine hastalık sorusu.

Kimine güç sorusu gelir, kimine güçsüzlük sorusu.

Bu yüzden imtihanın adâleti, soruların eşitliğinde değil; her muhatabın kendi hitâbını kendi içinde değerlendirilmesindedir.

3. Süre : Doğum ve Ölüm

YKS’de süre bellidir. Herkes kaç dakika sınava girdiğini bilir. Süre bittiğinde kalem bırakılır.

ZHS’de ise durum farklıdır.

İnsan sınava ne zaman başladığını bilir (doğum), fakat bu sınavın ne zaman biteceğini bilmez (ölüm).

Fakat burada temel ilke şudur : Hayat sınavında süre bile avantaj veya dezavantaj değildir.

Kısa yaşamak başarısızlık değildir.

Uzun yaşamak başarı değildir.

Çünkü süre, değer üreten bir üstünlük değil; sadece farklı bir soru formudur.

4. İmkânlar, Beden ve Tarih

İnsanlar farklı imkânlarla, farklı bedenlerle ve farklı tarihsel dönemlerde yaşarlar.

Zenginlik ve fakirlik, sağlık ve hastalık, güç ve zayıflık, bilgiye erişim kolaylığı ve zorluğu… bunların hepsi insanın karşısına çıkan farklı soru biçimleridir.

1000 yıl önce yaşayan biri, bugün yaşayan biri ve 1000 yıl sonra yaşayacak biri; farklı şartlarda bulunur, fakat bu farklar avantaj veya dezavantaj değildir.

Çünkü her zaman, kendi sorularını üretir.

Tarih, imtihanın dışı değil; imtihanın biçim değişkenidir.

5. Ana İlke : Avantaj Yoktur, Soru Vardır

ZHS’de “avantaj ve dezavantaj” kavramları ontolojik karşılık taşımaz.

Çünkü :

• Şartlar, soru biçimi.

• İmkânlar, soru biçimi.

• Süre, soru biçimi.

• Tarih, soru biçimi...

Her şey, sorunun kendisine dahildir.

Dolayısıyla imtihanın merkezi, “kim daha avantajlı” değil, “hangi soruya nasıl cevap verildiğidir.

6. Cevap Olarak Oluş

ZHS’de cevap, yalnızca bilinçli bir fiil değildir.

Cevap :

• Alışkanlıklar,

• Karakter (melekeler),

• Geçmiş seçimler,

• Çevresel etkiler, vb. tarafından ön-şekillendirilmiş bir oluştur. Ancak bu ön-şekillendirme, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çünkü insan yalnızca ne yaptığından değil, nasıl bir oluşa dönüştüğünden de sorumludur.

7. Benlik ve Sorumluluk

“Ben”, sabit ve değişmez bir öz değil; süreklilik taşıyan ve olmakta olan bir fâil yapısıdır.

İnsan, geçmiş seçimlerinin oluşturduğu bir birikim içinde, anlık yönelim kapasitesiyle yeni cevaplar üretir.

Bu anlamda, “beni ben yapan, benimdir.”

Şartlar sadece malzemedir. Fakat bu malzeme içinden çıkan oluşlar, artık kişiye aittir. Dolayısıyla, cevaplar da benden çıkan oluşlardır.

Ve ben, bu oluşlardan sorumluyum.

8. Soru, Cevap ve Değerlendirme

ZHS’de soruları soran da, cevapları değerlendiren de Rab’dir.

Şartlar = sorular bir hitâb olarak gelir; cevaplar bu hitâba verilen oluşlardır.

Değerlendirme ise yalnızca dış sonuçlara değil :

• Niyete,

• Samimiyete,

• Yönelişe (istikamete) göre de belirlenir.

Buradaki niyet, ilâhî hitâbın niyetini sorgulamak değil; insanın kendi cevabının yönünü anlamasıdır.

İlâhî niyet sorgulanmaz; çünkü hitâb Mahza Hayr’dır. Sorgulanan, insanın hitâba verdiği cevabın yönüdür.

9. Adâlet ve Hesap

Bu çerçevede adâlet, insan ölçülerine göre bir eşitleme değil; mutlak bir kuşatıcılık içinde gerçekleşen bir hakikattir.

Çünkü hesap Görücü, Serîü’l-Hisâb’dır.

Yani değerlendirme, insan algısına göre gecikmeli görünse de; hakikat düzeyinde son derece ince, doğru ve eksiksizdir.

Bu nedenle ZHS’de adâlet bir problem değil, yapısal bir kesinliktir.

10. Asıl Soru

Bütün soruların arkasında tek bir temel soru vardır : Verilen hitâb içinde, hangi oluşa yöneldin?!.

Çünkü insan, sahip olduğu şartlarla değil; o şartlar içinde hangi oluşa dönüştüğüyle açığa çıkar.

11. Seçim ve Elenme : İmtihanın Maksadı

ZHS yalnızca bir “cevap üretme alanı” değildir. Aynı zamanda seçimlerin ayrıştığı ve yönelimlerin açığa çıktığı bir süreçtir.

Her hitâb, insanı bir tercihe zorlar :

• Yönelmek veya yönelmemek,

• Direnmek veya teslim olmak,

• Düzeltmek veya ısrar etmek,

• Açılmak veya kapanmak,

• İtaat etmek veya isyan etmek...

Elenme

Elenme dışsal bir işlem değil, insanın kendi seçimleriyle kendi yönünü sabitlemesidir.

Tekrarlayan seçimler, kişide bir yönü kalıcı hâle getirir. Bu sabitlenme “elenme” olarak görünür.

Seçim

Seçim yalnızca davranış değil, yön tayinidir.

Her seçim :

• Bir yönü güçlendirir,

• Bir yönü zayıflatır,

• Bazı imkânları açar,

• Bazı imkânları kapatır.

Bu nedenle her cevap aynı zamanda bir “kimlik oluşumudur.”

Sonuç

Hayat sınavının özeti tek bir cümlede toplanabilir : İnsan, sahip olduklarından değil; sahip olduklarına verdiği cevaptan = onları nasıl, ne amaçla kullandığından sorgulanacaktır.

Ve daha derin bir düzeyde insan, hangi hitâba muhatap olduğundan değil, o hitâb içinde hangi oluşa dönüştüğünden sorgulanacaktır.

Ve nihâyet insan, bu oluşlar içinde yaptığı seçimlerle kendi yönünü sabitleyen bir varlıktır; imtihanın maksadı ise bu yönlerin açığa çıkması/çıkarılmasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP