YARATILIŞ VE EVRİM
Yaratılış ve Evrim Bağlamında Tevhîdin ve Şirkin Epistemolojisi ve Ontolojik Yön Tayini
Yaratılış ile evrim tartışması, çoğu zaman biyolojik süreçler üzerinden yürütülmektedir. Oysa asıl mesele, insanın nasıl meydana geldiğinden önce, hakikatin yönünün nereden nereye olduğu meselesidir. Tartışmanın merkezinde ontoloji kadar epistemoloji de vardır.
Tevhîd açısından hareket noktası şudur : Hakikat insandan başlamaz; Allah’tan başlar. İnsan, varlığını da bilgisini de kendisi üretmez. Her ikisi de kendisine verilmiştir. Bu nedenle Kur'an’da ilk hareket daima Allah’tan insana doğrudur.
• İnsan yaratılmıştır.
• Akıl verilmiştir.
• Vahiy indirilmiştir.
Ve nihâyet, “Allah, Âdem'e isimlerin tamamını öğretti.”
Bu cümle, yalnızca Hz. Âdem kıssasının bir parçası değildir; Kur'an’ın epistemolojisinin temelidir.
İsimleri insan üretmez; isimler insana öğretilir.
Bilginin yönü açıktır : A → B.
Yani Hakikatten insana...
Bu yüzden yaratılış perspektifinde Tanrı tasavvuru da insan ürünü değildir. İnsan, Rabbini O’nun kendisini tanıttığı kadar tanır. Allah, Zâtını doğrudan değil; İsim ve Sıfatlarıyla bildirir. İnsan ise bu bildirime muhataptır.
Bu, A’dan B’ye gelen bir rahmettir.
Modern evrimci din teorilerinin önemli bir kısmı ise meseleyi tersinden okur. Özellikle bilişsel din teorilerinde, din ve Tanrı tasavvuru insan zihninin evrimsel süreçlerde geliştirdiği bir yapı olarak açıklanır. Burada artık açıklanmaya çalışılan şey vahiy değil, insan zihnidir.
Bu çalışmaların psikolojik ve antropolojik değeri bulunabilir. Fakat bunlar ontolojik bir iddiaya dönüştürüldüğünde yön tamamen değişmektedir.
Artık hareket şöyle okunmaktadır : B → A.
İnsan :
• Tanrı’yı keşfetmez; üretir.
• Hakikati almaz; kurar.
• İsimleri öğrenmez; isimlendirir.
Bu durumda Tanrı, vahyin bildirdiği Mutlak Varlık olmaktan çıkar; insan zihninin bir ürünü hâline gelir.
İşte tevhîd ile şirk arasındaki en derin ayrım tam da burada ortaya çıkar. Çünkü şirk, yalnızca putlara tapmak değildir.
Şirk, aynı zamanda hakikatin yönünü tersine çevirmektir.
Kur'an’ın eleştirdiği putlar, insanın elleriyle yaptığı taşlar kadar, zihniyle yaptığı ilah tasavvurlarıdır.
Kur'an’ın bu yüzden sürekli iki büyük uyarıda bulunması dikkat çekicidir :
Allah’a iftira etmek... (16/116.)
ve
Allah’a bilmediğini öğretmeye kalkmak... (7/28. 10/68.)
Bu iki ifade, epistemolojik sapmanın iki farklı görünümüdür.
İnsan, Allah’ın söylemediğini O’na isnat ettiğinde iftira eder.
Allah hakkında kendi zanlarını hakikat gibi konuştuğunda ise sanki O’na bilmediği şeyi öğretiyormuş gibi davranır.
Her iki durumda da ortak hata aynıdır : Bilginin yönü ters çevrilmiştir. A’dan B’ye gelmesi gereken bilgi, B’den A’ya doğru kurulmaktadır.
İşte bu yüzden :
Vahiy, A’dan B’ye rahmettir.
İftira ise B’den A’ya töhmettir.
Bu çerçevede yaratılış ile antropomerkezci evrim yorumları arasındaki asıl ayrım, biyolojide değil, ontolojik yön tayinindedir.
Yaratılış perspektifi şöyle der :
• Allah yaratır.
• Allah öğretir.
• Allah isim verir.
• İnsan öğrenir.
• İnsan tanır.
• İnsan teslim olur.
Evrimci-antropomerkezci perspektif ise fiilen şöyle demektedir :
• İnsan Tanrı fikrini üretir.
• İnsan kutsalı inşa eder.
• İnsan anlamı kurar.
• İnsan isim verir.
Bu nedenle ilk yaklaşımın yönü A → B, ikinci yaklaşımın yönü ise B → A’dır.
Birincisi tevhîdin yönüdür.
İkincisi ise şirke açılan epistemolojik istikâmettir.
Tevhîd, insanın H/hakikat’i üretmesi değildir. Hakikat’e yönelmesidir.
Şirk ise yalnızca yanlış bir ilâha yönelmek değildir. İnsanın kendisini hakikatin kurucu mercii hâline getirmesidir.
Dolayısıyla yaratılış ve evrim tartışmasının en derin sorusu şudur : Hakikatin kaynağı kimdir?!.
Kur'an’ın cevabı açıktır :
• Hakikat Allah’tandır.
• İsimler Allah tarafından öğretilmiştir.
• İnsan ise bu hakikatin mûcidi değil, muhatabıdır.
İşte bu yüzden tevhîdin bütün bilgi teorisi tek bir yön üzerine kuruludur : A’dan B’ye Rahmet.
Şirkin bütün bilgi teorisi ise yönü tersine çevirir : B’den A’ya töhmet.
Bu iki yön, yalnızca iki farklı düşünce sistemi değil; iki farklı varlık tasavvuru, iki farklı bilgi anlayışı ve iki farklı insan anlayışıdır. Kur'an’ın da’veti, insanın kendi zihninde bir Tanrı inşâ etmesi değil; kendisini yaratan ve kendisini İsim ve Sıfatlarıyla tanıtan Rabbini tanımasıdır.
Tevhîd, işte bu yön/ün tayini; şirk, bu yönün tersine çevrilmesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder