NATO 3.0

NATO 3.0 : Kapitalist Sistemin Koruyucu Kalkanı

Soğuk Savaş yıllarında komünizm tehdidine karşı askerî bir savunma paktı olarak doğan NATO (1.0), Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından sınır ötesi kriz yönetimi, terörle mücadele ve küresel güvenlik operasyonlarına yönelen daha geniş kapsamlı bir güvenlik mimarisine (2.0) evrilmiştir. Bu dönemde “Siyasal İslâm” da bir tehditti. Dönemin NATO Genel Sekteteri Willy Claes bunu açıkça ilan etmişti; yıl : 1995. Bugün ise ittifak, tarihindeki en kapsamlı dönüşümlerden birini yaşayarak “NATO 3.0” diye adlandırılabilecek yeni bir döneme girmiş görünmektedir.

Bu yeni dönemde NATO’nun temel önceliği yalnızca üye ülkelerin sınırlarını savunmak değildir. Enerji koridorları, deniz ticaret yolları, küresel tedarik zincirleri, siber altyapılar, yapay zekâ sistemleri ve uluslararası finans ağlarının güvenliği de ittifakın güvenlik anlayışının ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir.

Bu nedenle NATO 3.0, yalnızca askerî bir ittifak değil; küresel kapitalist düzenin uluslararası güvenlik mimarisi olarak okunabilir.

1. Temel Mantık : İdeolojik Değil, Sistemik Sadakat

Soğuk Savaşta temel ayrım kapitalizm-komünizm eksenindeydi.

Bugün ise belirleyici ayrımın rejim tipinden ziyade, mevcut uluslararası ekonomik ve güvenlik düzenine ne ölçüde entegre olduğu görülmektedir.

Bu açıdan; demokratik olmayan Körfez monarşileri, küresel enerji ve finans sistemine entegre oldukları sürece Batı'nın stratejik ortakları olabilmektedir.

Buna karşılık; mevcut uluslararası güç dağılımını değiştirmeye çalışan aktörler, ister seküler ister dînî karakter taşısın, sistem açısından revizyonist tehdit olarak değerlendirilmektedir.

Dolayısıyla yeni ayrım, ideolojik olmaktan çok sistemiktir.

2. Revizyonist Blok : Farklı Dünyaların Pragmatik Ortaklığı

NATO’nun karşısındaki tablo homojen değildir.

Bir tarafta Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın askerî revizyonizmi bulunmaktadır.

Diğer tarafta ise İran, Hizbullah, Husiler gibi devlet ve devlet dışı aktörler, özellikle deniz ticaret yollarını hedef alan asimetrik yöntemler kullanmaktadır.

Bu aktörlerin dünya görüşleri birbirinden oldukça farklı olsa da, mevcut uluslararası güç dengesini değiştirme noktasında zaman zaman pragmatik iş birlikleri geliştirebildikleri görülmektedir.

NATO açısından asıl sorun da tek tek bu aktörler değil; aralarındaki iş birliği ihtimalidir.

3. Jeopolitik Kararlar, Teopolitik Meşruiyet

Modern savaşların stratejik nedenleri çoğu zaman jeopolitiktir.

Ancak savaşların toplumsallaştırılması yalnızca jeopolitik hesaplarla mümkün değildir.

Hiçbir toplum uzun süre yalnızca “enerji koridorlarını”, “ticaret yollarını” veya “uluslararası finans sistemini” korumak için fedakârlığa iknâ edilemez.

Bu nedenle karar verici elitlerin jeopolitik hedefleri, çoğu zaman toplumlara daha derin anlam dünyaları üzerinden sunulur.

Burada devreye teopolitik anlatılar girer.

İran ekseni kendi direnişini Kerbelâ, mazlûmiyet ve “Hak safı” söylemiyle meşrulaştırırken; Batı toplumlarında da kimi zaman medeniyet savunması, Hristiyan kimliği veya tarihsel-kültürel değerler üzerinden benzer mobilizasyon mekanizmaları işletilebilmektedir.

Dolayısıyla savaşın nedeni ile savaşın meşrûiyet dili aynı değildir.

Karar masasında reelpolitik hâkimdir.

Meydanlarda ise teopolitik anlatılar devreye girer.

4. NATO 3.0’ın İç Sınavı

NATO’nun karşılaşacağı en büyük sorun, dışarıdaki rakiplerinden ziyade kendi toplumları da olabilir.

NATO, artan savunma harcamaları; sosyal devletin küçülmesi, vergilerin artması, refah seviyesinin düşmesi gibi sonuçlar doğurdukça Avrupa toplumlarında yeni siyasal kırılmalar oluşmaktadır.

Bu süreç, popülist hareketleri, milliyetçi partileri, küreselleşme karşıtı söylemleri güçlendirmektedir.

Bu nedenle NATO 3.0’ın en zayıf halkası, dış cepheden önce kendi iç toplumsal meşrûiyeti olabilir.

5. Türkiye’nin Jeopolitik Açmazı

Türkiye bu yeni dönemin en kritik ülkelerinden biridir.

Devlet açısından NATO;

• Askerî teknoloji,

• Savunma sanayii,

• Caydırıcılık,

• Diplomatik pazarlık gücü gibi nedenlerle vazgeçilmez görülebilir.

Ancak toplumun önemli bir kesimi NATO’yu farklı bir tarihsel hafızayla okumaktadır.

Darbeler, Gladio tartışmaları, Ortadoğu politikaları, Filistin meselesi ve Batı’ya duyulan güvensizlik, toplumda NATO’ya yönelik ciddi bir mesafe oluşturmuştur.

Kanaatimce, bugün Türkiye’de NATO üyeliği konusunda bağlayıcı bir plebisit yapılsa, bu tarihsel hafızanın “hayır” yönünde güçlü bir toplumsal eğilim oluşturması muhtemeldir.

Bu nedenle Türkiye’de devlet elitlerinin reelpolitik tercihleri ile toplumun teopolitik ve tarihsel hafızası arasında belirgin bir gerilim bulunmaktadır.

6. Yeni Dönemin Operasyonel Mantığı

NATO 3.0’ın işleyiş mantığı şu başlıklarda özetlenebilir :

• ABD ağırlığını giderek Hint-Pasifik'e kaydırmaktadır.

• Avrupa, Rusya kaynaklı konvansiyonel tehdidin ana yükünü üstlenmektedir.

• Deniz ticaret yolları, enerji hatları ve tedarik zincirleri askerî güvenliğin merkezine yerleşmektedir.

• Siber uzay ve yapay zekâ artık klasik cepheler kadar kritik kabul edilmektedir.

Sonuç

NATO 3.0, klasik anlamda yalnızca askerî bir savunma ittifakı değildir.

Günümüzde ittifak; küresel kapitalist düzenin ekonomik, teknolojik ve lojistik altyapısını koruyan geniş kapsamlı bir güvenlik mimarisi hâline gelmektedir.

Buna karşılık, bu düzenin karşısında yer alan seküler ve dînî revizyonist aktörler zaman zaman pragmatik ortaklıklar geliştirebilmektedir.

Ancak bu küresel mücadelenin dikkat çekici yönü şudur : Stratejik kararlar büyük ölçüde jeopolitik hesaplarla alınırken, toplumların mobilizasyonu çoğu zaman teopolitik anlatılar üzerinden gerçekleşmektedir.

Dolayısıyla modern çatışmaları anlamak için yalnızca jeopolitiği değil, toplumların tarihsel hafızasını, kutsal anlatılarını ve anlam dünyalarını da birlikte okumak gerekir.

Belki de NATO 3.0’ın geleceğini belirleyecek asıl soru dış cephede değil, içeridedir.

Küresel güvenlik mimarisini ayakta tutmaya çalışan siyasal elitler, kendi toplumlarının meşrûiyetini ve rızasını ne ölçüde koruyabilecektir; bu meşrûiyete rağmen atılan adımların güvenliği sağlaması nasıl mümkün olabilecektir?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP