ZİKİR
ZİKİR : DEĞİŞEN MANZARANIN DEĞİŞMEYEN RÖPERİ
İnsan, hayatı boyunca değişir. Bilgisi değişir, düşünceleri değişir, dünya görüşü değişir. Yaşadığı olaylar, karşılaştığı insanlar ve edindiği tecrübeler onun iç dünyasını yeniden biçimlendirir. Bazen yeni bir tecrübe mevcut kanaatini pekiştirir, bazen ona yeni anlamlar kazandırır, bazen de insanı kanaatini değiştirmeye zorlar.
İnsan, yaşadığı olayları önce dünya görüşümde bir yere yerleştirir; sonra hayatın yeni tecrübeleri ya o yeri sağlamlaştırır ya da yeniden anlamlandırır. Bazen nazariye/manzara değiştir; çünkü yaşanan hayat düşünceyi/nazariyeyi tashih etmeyi gerektirir. Bazen de nazariyeyi değiştirmek yerine hayatın değişmesi gerekir; çünkü doğru olduğuna inanılan ilkeyle yaşanan hayatın uyuşmadığı görülür.
Demek ki insanın hem içindeki hem de dışındaki manzara sürekli değişebilir. Fakat bu değişim içinde değişmeyen bir şeye, bir referans noktasına ihtiyacı vardır. Dünyada bile yönümüzü tayin edebilmek için bir röper belirlemiyor muyuz?!. Değişen bir coğrafyada, değişen şartlar içinde nerede olduğumuzu ve hangi yöne gittiğimizi ancak sabit bir referansla anlayabiliriz. Aksi hâlde kayboluruz.
İşte zikir, insanın hayatı boyunca değişen manzaralar karşısında Değişmeyen’i unutmama faaliyetidir.
Zikir, Allah’ı Unutmamaktır
Zikir kelimesini çoğu zaman belirli sözleri, belli sayılarda ve belli biçimlerde tekrarlamakla sınırlandırıyoruz. Elbette dil ile yapılan zikir de vardır. Tekrar, insanın dilini alıştırabilir, dikkatini bir noktada toplayabilir. Ancak tekrarın sayısı, zikrin amacıyla karıştırılmamalıdır.
Bin, beş bin, on bin defa bir sözü söylemek mümkündür. Fakat o sözün anlamı zihne, gereği kalbe ve davranışa ulaşmıyorsa, ortada henüz tamamlanmış bir dönüşüm yoktur. Dil zikrederken, insanın hayatı zikrin gösterdiği hakikatin tersine akabilir. Çünkü zikirde asıl mesele, bir kelimeyi kaç defa söylediğimiz değil, o kelimenin bize neyi hatırlattığı ve hayatımızda neyi değiştirdiğidir.
Kur'an’ın, “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” (Nahl 43; Enbiyâ 7) buyruğu da üzerinde düşünmeye değer. Buradaki zikir ehli, bağlam itibarıyla kendilerine daha önce Kitâb verilmiş kimselerdir. Ancak bu ifade bizi daha geniş bir düşünceye de götürüyor : Zikir, yalnızca sözleri tekrarlamak değil, vahyin bilgisini taşımak ve onu diri tutmaktır.
Bilgi, yalnızca zihinde taşındığında unutulabilir. Kitap sayfalarında, kütüphane raflarında kalabilir. Fakat yaşanan, tecrübe edilen bilgi insanın hayatında iz bırakır. İnsanın tercihlerine, davranışlarına, karakterine işler. Artık yalnızca bildiği bir şey değil, yaşadığı bir hakikat olur.
Elbette yaşanmış bir hakikate de sadakat göstermek gerekir. İnsan bir zamanlar doğruyu görmüş, tecrübe etmiş olsa bile sonradan ondan uzaklaşabilir. Bu nedenle hatırlamak, bir defalık bir iş değil; sürekli canlı tutulması gereken bir bilinç hâlidir.
Zikir ehli olmak, bildiğini yalnızca zihninde saklamak değil, bildiği hakikatin kendisini dönüştürmesine izin vermektir.
Manzaranın “Ressam’ını” Görmek
Zikir, insanın yalnızca geçmişte öğrendiği bir bilgiyi hatırlaması değildir. İnsan hem kendi içindeki hem de dışındaki manzaraya bakarken o manzaranın Ressam’ını unutmamalıdır.
Buradaki görmek, gözle görmek değildir. Eser üzerinden Müessir’i, yaratılmış düzen üzerinden Âlemlerin Rabbini fark etmektir. İnsan, gördüğü hiçbir şeyi Rabbinden bağımsız ve kendi başına yeterli bir gerçeklik gibi değerlendirmemelidir.
Bu farkındalık, insanın kendisini ve hayatı değerlendirme biçimini de değiştirir. Zenginliği yalnızca sahip olduğu malın miktarıyla, gücü yalnızca çevresindeki insan sayısıyla, başarıyı yalnızca toplumsal itibarla ölçmez. Çünkü bütün bunların ardındaki imkânları, şartları ve nimetleri Yaratan’ı hesaba katar.
Rabbini hesaba katmak, her olayda O’nun muradını kesin olarak bildiğini iddia etmek değildir. Tam tersine, kendi bilgisinin sınırlılığını bilmek, hüküm verirken O’nun bildirdiği ölçüleri gözetmek ve hiçbir zaman O’nu hayatın dışına itmemektir.
Yönümüz Coğrafya Değil, Oluşumuz ve Duruşumuzdur
Burada bir hususu daha açıklığa kavuşturmalıyız : İnsan için gerekli olan röper, coğrafi bir yön veya mekânsal bir nokta değildir.
Kur'an, Bakara 177’de şöyle buyurur : “İyilik/birr, yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir...”
Bu ifade, kıbleye yönelmeyi veya namazın mekânsal yönünü önemsizleştirmez. Fakat iyiliği, insanın yüzünü belirli bir coğrafî yöne çevirmesine indirgemeyi reddeder. Çünkü asıl mesele, yüzün nereye çevrildiğinden önce insanın nasıl bir hayat yaşadığıdır.
Âyetin devamında iman, infak, namaz, zekât, ahde vefâ ve sabır gibi hayatın içine taşınan sorumluluklar sıralanır. Böylece yönelişin yalnızca bedensel bir hareket değil, insanın bütün varoluşunu kuşatan bir hâl olduğu gösterilir.
Demek ki kıble, mekânsal bir yönelişin ortak işaretidir; fakat insanın Allah karşısındaki oluşu ve duruşu bundan ibaret değildir.
İnsan değişir. Nazariyesi değişir, bakışı değişir, hayatı değişir. Bazen düşüncesini, bazen davranışını yeniden düzenler. Fakat bu değişimin içinde değişmeyen O’dur.
Zikir, insanın bu değişimler içinde Rabbini unutmadan oluşunu ve duruşunu belirleyen şuuru diri tutar.
Zikir, değişimi durdurmaz; insanın değişirken nasıl oluşacağını/olacağını ve nasıl duracağını belirleyen şuuru canlı tutar.
Zikrin Gerçek Sınavı
Zikrin gerçek sınavı, dilin tekrar ettiği sözlerin bittiği yerde başlar : Hayatta.
Allah’ı zikreden insan, O’nun gördüğünü unutmadan yaşamalı; O’nun verdiği nimetleri kendi üstünlüğünün kanıtı saymamalı; O’nun koyduğu ölçüleri çıkarlarına göre eğip bükmemeli; insanlarla ilişkilerinde adâleti, merhameti ve sorumluluğu gözetmelidir.
Zikir, insanın Allah’ı yalnızca ibâdet esnasında hatırlaması değil, ibâdetten çıktıktan sonra da O’nu hesaba katarak yaşamasıdır.
Böylece zikir, dilde başlayıp zihinde anlam kazanan, şuurda derinleşen ve hayatta karşılık bulan bir bütünlüğe dönüşür.
Zikir, insanın yalnızca Allah’ı hatırlaması değil; hiçbir şeyi O’ndan bağımsızmış gibi görmemesidir.
Zikir sayı değil, şuurdur. Hatırlamak değil yalnızca; hatırladığını hayatında unutmamaktır.
Değişen manzara, değişen nazar; değişen insan…
Ama değişmeyen O!.
İnsan, bütün değişimlerin içinde O’nu unutmamak ve O’nun istediği bir hayatı yaşamak için zikreder. Aksi hâlde zikir, bir “sayı oyununa”! dönüşür.
Yorumlar
Yorum Gönder