GELİŞ – KALIŞ – GİDİŞ / DÖNÜŞ

GELİŞ – KALIŞ – GİDİŞ / DÖNÜŞ

İki Nokta Arasında Bir Ömür : Hazır Mıyız?!

Ankara’da yaşıyorum. Ankara’ya nereden geldiğimi ise “şimdilik” bilmiyorum.

Diyelim ki bir işim için İstanbul’a gitmem gerekiyor. Ankara’dan çıkacağım, İstanbul’a varacağım, işimi halledeceğim ve iki saat sonra yeniden Ankara’ya döneceğim. Nereden geldiğimi biliyorum, nereye gideceğimi biliyorum, orada ne kadar kalacağımı biliyorum. Dönüş yerim de belli. Yolculuğun başlangıcı, varış noktası ve süresi hakkında bir belirsizliğim yok.

Peki, hayat yolculuğumuzda durumumuz aynı mı?!.

Bir yerden geldim. Buradayım. Burada ne kadar kalacağımı kesin olarak bilmiyorum. Ama bir gün buradan gideceğimi biliyorum. Üstelik benden önce gidenleri de görüyorum. Gidişin kendisi konusunda bir belirsizlik yok; belirsiz olan, ne zaman gideceğim ve nereye gideceğim.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Nereden Geldim, Nereye Gidiyorum?!.

Hayata geldim fakat nereden geldiğimi şimdilik bilmiyorum. Bir süre burada kalacağım. Sonra buradan gideceğim. Nereye mi?!. Onu da “şimdilik” bilmiyorum.

Şimdilik bilmiyorum!

Bu iki kelime önemli. Çünkü bilmemekle bilinemez olmak aynı şey değil. Bir şeyi henüz bilmiyor olmam, onun bilinemeyeceği anlamına gelmez. Bilmediğim bir şeyin varlığını kabul edebilir, onu öğrenmeye çalışabilir, öğrenmek için bir imkân ve yol arayabilirim.

İnsan, geldiği yeri ve gideceği yeri düşünmeden yalnızca bulunduğu yere odaklanabilir mi?!. Elbette odaklanabilir. Hatta hayatını bütünüyle burada olup bitenlere göre düzenleyebilir. Fakat bu, hayatın bütününü kavradığı anlamına gelir mi?!.

Bir yolculuğa çıkmışım ama nereden geldiğimi, nereye gittiğimi ve bu yolculuğun ne anlama geldiğini hiç düşünmüyorum. Yalnızca içinde bulunduğum yerde oyalanıyorum. Pekiî bu durumda ben gerçekten bir yolcu muyum, yoksa yolculuğun içinde sürüklenen bir varlık mıyım?!.

Belki de insanın kendisine sorması gereken ilk soru şudur : Ben yalnızca burada bulunan biri miyim, yoksa bir yerden gelip bir yere gitmekte olan biri miyim?!.

Bu sorunun cevabı, hayata bakışımızı kökten değiştirebilir.

A’raftayım. Berzahtayım.

A‘raf ve berzah kavramlarını burada, Kur’an’daki teknik anlamlarını birbirine karıştırmadan, iki durum arasında bulunmayı anlatan birer çağrışım olarak kullanıyorum.

Bir tarafta gelişim, diğer tarafta gidişim var. Ben ise ikisinin arasında, şimdiki zamanın içindeyim. Geldiğim yeri bütün açıklığıyla bilmiyorum; gideceğim yeri de gözlerimle görmüyorum. Fakat ikisinin arasında bulunduğum gerçeğini de ortadan kaldıramıyorum.

Bu ara hâli, hayatın anlamsızlığı olarak okumak zorunda değiliz. Tam tersine, burası anlam aradığımız, seçim yaptığımız, kendimizi ve hayatımızı biçimlendirdiğimiz yer olabilir.

Levinas’ın düşüncesinde de insanın kendisini yalnızca kendi içine kapalı bir varlık olarak kavramasına karşı çıkan, ilişkiyi ve ötekine karşı sorumluluğu öne çıkaran güçlü bir damar vardır. Elbette burada onun felsefesini kendi düşüncemle özdeşleştirmiyorum. Ancak şu soru üzerinde düşünmeye değer : İnsan, nereden geldiği ve nereye gittiği sorularını sormadan, yalnızca aradaki varoluşuna bakarak kendisini ve hayatı anlayabilir mi?!.

Benim bulunduğum yer bir ara duraksa, bu durağın anlamı yalnızca orada ne kadar kaldığımla ölçülür mü?!. Burayı nasıl geçirdiğim, bu süreyi nasıl yaşadığım ve yolculuğa nasıl hazırlandığım da önemli değil mi?!.

Balata Mıyım, Civata Mıyım?!

Bir balata veya cıvata düşünelim. İki parçanın arasında yer alır; parçaları birbirine bağlar, bir mekanizmanın çalışmasına katkıda bulunur. Fakat kendi başına bulunduğu yerin ötesindeki bütünü, bağladığı parçaların hangi sisteme ait olduğunu ve o sistemin ne işe yaradığını bilmeyebilir.

Pekiî, insanın durumu da buna benzeyebilir mi?!.

Geldiğim yeri bilmiyorum. Gideceğim yeri düşünmüyorum. Arada bir yerde bulunuyor, birtakım işler yapıyor, ihtiyaçlarımı karşılıyor, kısa vadeli hedefler belirliyor ve günlerimi tüketiyorum. Bütün bunların ötesinde bir anlam aramıyorsam, ben de içinde bulunduğum düzenin yalnızca işlevsel bir parçasına dönüşmüş olabilir miyim?!.

Çalışıyorum, üretiyorum, tüketiyorum. Bazen kazanıyor, bazen kaybediyorum. Bir şeylere yetişmeye çalışıyor, bir şeyleri elde etmek için uğraşıyorum. Sonra bir gün bütün bunları geride bırakıyorum.

Pekiî, bütün bu uğraşların anlamı ne?!.

Bu soruya verilecek cevap, insanın inanç dünyasıyla yakından ilgilidir. İnanç, geliş ile gidiş arasında bir anlam bağı kurar. İnsanın nereden geldiğine, niçin burada bulunduğuna ve nereye gideceğine ilişkin bir ufuk açar. Bilinmeyenin tamamını gözümüzün önüne sermez; fakat bilinmeyen karşısında nasıl yaşayacağımıza ilişkin bir yön tayin edebilir.

Burada önemli olan, her sorunun cevabını bildiğimizi iddia etmek değildir. Önemli olan, bilmediklerimizi gerekçe göstererek sormaktan vazgeçmemektir.

İnsan yalnızca bir yerden başka bir yere bağlanan mekanik bir parça değildir. Kendisini, hayatını ve sorumluluklarını sorgulayabilen bir varlıktır. Bu imkânı kullanmazsa, kendi hayatının anlamını araştırmak yerine kendisine verilmiş işlevleri yerine getirmekle yetinebilir.

Asıl tehlike, bilmemek değil; bilmediğini hiç önemsememektir.

İki Saatlik Yolculuğa Hazırlanıyoruz da…

İstanbul’a iki saatliğine gidecek olsam hazırlanırım. Gideceğim yeri, yapacağım işi, kullanacağım ulaşımı düşünürüm. Yanıma almam gerekenleri belirlerim. Dönüş saatimi hesaplarım. Çünkü yolculuğun bir başlangıcı, amacı ve sonu vardır.

Daha uzun bir yolculuğa çıkacak olsam hazırlığım da ona göre değişir. Bir yerde kalacaksam nerede kalacağımı düşünürüm. İhtiyaçlarımı hesaplarım. Hazırlıksız gidersem yolda veya vardığım yerde sıkıntı yaşayabileceğimi bilirim.

Peki, burada kalışımızın da sınırlı olduğunu bildiğimiz hâlde neden bu kadar az düşünüyoruz?!.

Hayat yolculuğumuz, iki saatlik bir iş seyahatinden çok daha uzun olabilir. Ama bu uzunluk, sonsuzluk anlamına gelmez. Burada geçireceğimiz süre, ne kadar uzun görünürse görünsün, bir gün sona erecektir.

Üstelik bu yolculuğun bitişini başkalarının hayatlarında tekrar tekrar görüyoruz. Yakınlarımız gidiyor, tanıdıklarımız gidiyor, hiç tanımadığımız insanlar gidiyor. Her gidiş, yalnızca bir başkasının hayatına ait olay değildir. Aynı zamanda kendi gidişimizi de hatırlatan bir işarettir.

Fakat çoğu zaman bu işareti görüyor, sonra günlük hayatımıza dönüyoruz. Sanki gidenler başka bir dünyaya aitmiş, biz ise burada kalıcıymışız gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Oysa böyle bir ayrıcalığımız yok.

Herkes Gidiyor. Pekiî, Nasıl Gidiyor?!

“O/nlar gitti, biz kaldık” diyebilir miyiz?!.

Ancak geçici olarak.

Çünkü o/nlar gitti; biz de gidiyoruz. Aramızdaki fark, onun/onların bizden önce yola çıkmış olması.

Burada kalan yok.

Öyleyse asıl soru, kimin önce gittiği değil; hepimizin gideceği bu yolculuğa nasıl hazırlandığıdır.

Gittiğimiz yer aynı mı olacak?!.

Bu soruya herkesin kendi inancı ve dünya görüşü doğrultusunda vereceği bir cevap vardır. Kur’an’ın bildirdiklerine inanıyorsak, insanın varışına ilişkin sonuçların herkes için aynı olacağını baştan varsayamayız. İnsanların tercihleri, eylemleri, sorumlulukları ve başkalarına karşı tutumları önemlidir.

Fakat burada başka bir ihtimali de düşünelim : Diyelim ki herkes aynı yere gidiyor. Bu durumda bile hazırlıklı gidenle hazırlıksız gidenin oradaki hâlinin aynı olacağını söyleyebilir miyiz?!.

Bir yolculuğa ne için çıktığını bilenle bunu hiç düşünmeyen; ihtiyaçlarını önceden karşılayanla hiçbir hazırlık yapmayan; sorumluluklarını yerine getirenle onları sürekli erteleyen kişi aynı durumda mıdır?!.

Aynı yola çıkmış olmaları, aynı yolculuk tecrübesini yaşayacakları anlamına gelir mi?!.

Öyleyse mesele yalnızca bir yere varmak değildir. Nasıl varacağımız, neyle varacağımız ve varışımızı belirleyecek hayatı burada nasıl yaşadığımız da önemlidir.

Hazırlık dediğimiz şey, ölümün yaklaştığını düşünerek hayattan el etek çekmek değildir. Hayatı değersizleştirmek, dünyayı terk etmek veya sorumluluklardan kaçmak da değildir. Tam tersine, burada geçirdiğimiz zamanı daha bilinçli yaşamaktır.

İnançlarımızı sorgulamak, tercihlerimizin sonuçlarını düşünmek, sorumluluklarımızı yerine getirmek, hak ve adaleti gözetmek, başkalarının hakkını çiğnememek, yaptığımız yanlışlarla yüzleşmek ve düzeltme imkânımız varken kendimizi düzeltmek…

Bunlar, gidişe hazırlanmanın burada gerçekleşen boyutlarıdır.

Çünkü insanın hazırlığı, yalnızca gideceği gün yapacağı bir hazırlık değildir. O gün geldiğinde, hazırlık için ayrılmış yeni bir ömrü olmayabilir. Hazırlığın asıl zemini, henüz burada yaşarken yaptıklarımızdır.

Dünya Bir Mola Yeri Mi?!

Dünyayı kısa süreli bir kalış yeri olarak görmek, onun önemsiz olduğunu söylemek değildir. Bir yerde geçici olarak bulunmak, orada yapılanların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bazen kısa bir karşılaşma insanın hayatını değiştirir; bazen geçici bir görev, uzun süreli sonuçlar doğurur.

Öyleyse dünyanın geçiciliği, dünyaya karşı sorumsuzluğumuzun gerekçesi olamaz. Aksine, sınırlı bir süre içinde bulunmamız, seçimlerimizi daha önemli hâle getirir.

Burada yaşıyoruz. Burada seviyor, öğreniyor, üretiyor, paylaşıyor; bazen haksızlık ediyor, bazen haksızlığa uğruyoruz. Burada başkalarının hayatına dokunuyoruz. Yaptıklarımızın sonuçları yalnızca kendimizle sınırlı kalmıyor.

Bu nedenle mesele, dünyayı bir kenara bırakıp yalnızca gideceğimiz yeri düşünmek değildir. Mesele, gideceğimizi bilerek burada nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmektir.

Dünyayı sonsuz kalacağımız bir yer sanırsak, geçici olanı kalıcılaştırabilir; araçları amaç, imkânları mülk, sahip olduklarımızı da kendimizin ayrılmaz parçaları gibi görebiliriz. Gidişi hatırlamak ise önceliklerimizi yeniden gözden geçirmemize yardımcı olabilir.

Neye ne kadar zaman ayırıyorum?!. Neyi, neyin uğruna neyi feda ediyorum?!. Kazandıklarımın bedelini kim ödüyor?!. Üzerime düşen sorumlulukları yerine getiriyor muyum?!. Bir gün geride bırakacağım şeyler için bugün neleri ihmal ediyorum?!.

Bunlar yalnızca ölüm üzerine düşünürken sorulacak sorular değildir. Bunlar, yaşarken kendimize sormamız gereken sorulardır.

Pekiî, Hazırlığa Ne Zaman Başlayacağız?!

Bir gün buradan gideceğimiz kesin. Ne zaman gideceğimiz belirsiz. Bu belirsizlik, hazırlığı ertelemek için bir gerekçe olabilir mi?!.

“Daha zaman var” diyoruz. Pekiî, ne kadar zaman var?!. Bunu biliyor muyuz?!.

“Biraz daha yaşayayım, sonra düşünürüm” diyoruz. Pekiî, o “sonra”ya ulaşacağımızın garantisi var mı?!.

“Önce şu işlerimi bitireyim” diyoruz. Pekiî, işlerimizin tamamlanacağı bir gün gelecek mi?!. Birini bitirince yenisi başlamayacak mı?!. Hayatın bütün işlerini bitirdikten sonra yaşamaya mı başlayacağız, yoksa yaşarken yapmamız gerekenleri belirleyip bir öncelik sırası mı oluşturacağız?!.

İnsan, hayatının sonlu olduğunu bilip de sonsuzmuş gibi davranabilir. Fakat bir şeyin mümkün olması, akıllıca olduğu anlamına gelmez.

Üstelik hazırlık için mutlaka gelecekteki bir günü beklememiz gerekmiyor. Bugün bir yanlışımızı düzeltebilir, bugün bir hakkı teslim edebilir, bugün bir sorumluluğu yerine getirebiliriz. Bugün inancımızı ve davranışlarımızı yeniden değerlendirebiliriz.

Hazırlık, yalnızca gelecekteki bir varışa ilişkin düşünce değil; şimdiki hayatımızda ortaya çıkan bir tutumdur.

Nereden geldiğimi bütün açıklığıyla bilmiyor olabilirim. Gideceğim yeri de gözlerimle görmüyor olabilirim. Ama buraya gelişimin ve buradan gidişimin farkında olarak yaşayabilirim. Bilmediklerim karşısında düşünmeyi, araştırmayı ve inancımın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmeyi seçebilirim.

Böylece hayat, iki bilinmeyen nokta arasında amaçsızca sürüklenmekten çıkar; anlamı ve sorumluluğu olan bir yolculuğa dönüşür.

Son Soru

Gelişimiz üzerinde ne kadar söz sahibiyiz?!. Gidişimizin zamanını belirleyebiliyor muyuz?!. Hayır. Fakat bu ikisinin arasında nasıl yaşayacağımız konusunda seçimlerimiz, tercihlerimiz ve sorumluluklarımız var.

Belki de bize verilen asıl imkân, gelişimizi ve gidişimizi belirlemek değil; ikisi arasında bize ayrılan zamanı nasıl değerlendireceğimize karar vermektir.

Bunun için önce kendimize karşı dürüst olmalıyız. Geçiciliği gerçekten düşünüyor muyuz, yoksa başkalarının gidişini seyredip kendi gidişimizi unutuyor muyuz?!. İnandığımızı söylediğimiz şeylerle yaşama biçimimiz arasında bir bağ kurabiliyor muyuz?!. Gideceğimiz yeri önemsediğimizi söylüyorsak, bu önemseyiş bugün hangi davranışlarımızda görülüyor?!.

Çünkü herkes gidiyor. Kimse burada kalıcı değil. Ve hepimiz, bir gün gelmekte olduğumuz bu yolculuğun diğer tarafına geçeceğiz gideceğiz.

Gideceğimiz yeri düşünmeden ve orası için hazırlanmadan, GİDENLERİ GÖRDÜĞÜMÜZ VE BİZİM DE GİDECEĞİMİZİ BİLDİĞİMİZ HÂLDE burada, amaçsız yaşamaya devam etmek ne kadar akıllıca?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP