İHLÂSEYN
İHLÂSEYN
İnancın İçi ve Dışı
Kâfirûn ve İhlâs sûrelerine birlikte ihlâseyn denir.
Resûlullahın bu iki sûreyi özellikle sabah namazının sünnetinde okuduğu ve okunmasını tavsiye ettiği, altı büyük Hadis kitabından dördü (= Müslim, Tirmizî, Ebû Davut, Nesâî) rivayet eder. (Buharî ve İbn Mâce’de bu rivayet yok.)
Pekiî, niçin özellikle bu iki sûre?!.
Çünkü itikatta ihlâsın hâli ve hâlis tevhîdin özü/özeti bu iki sûrede son derece berrak biçimde ortaya konur.
Bu iki sûreye mukaşkışateyn de denir : İnsanı şirk ve nifaktan uzaklaştıran, onlardan arındıran iki sûre. Aynı adlandırmanın Felak ve Nâs sûreleri için de kullanıldığı rivayet edilmiştir.
Peki bu iki sûrede ne var?!.
KÂFİRÛN’DA NET BİR DURUŞ VE TAVIR; İHLÂS’TA SAF, ARI-DURU, HÂLİS BİR İNANÇ VAR.
İhlâs, bu inancın İÇERİDEKİ hâlidir;
Kâfirûn ise onun DIŞARIDAKİ hâli.
İhlâs, dinin GÖRÜNMEYEN yüzüdür; Kâfirûn, GÖRÜNEN yüzü.
İhlâs KAYNAKtır; Kâfirûn, o kaynağın TEZAHÜRÜ.
İhlâs GÜÇtür; Kâfirûn, o gücün DURUŞA DÖNÜŞMESİDİR.
İhlâs TEORİdir; Kâfirûn, teorinin PRATİĞE DÖNÜŞMESİDİR.
İhlâs, “KİME İNANIYORUM” sorusuna cevap verir; Kâfirûn, “BU İNANCIN GEREĞİ OLARAK NEREDE DURUYORUM” sorusuna.
Dolayısıyla mesele yalnızca inanmak değildir.
İNANÇ, BİR YERDE MUTLAKA DURUŞA DÖNÜŞÜR.
İhlâs okuyup, tevhîdin gerektirdiği yerde net bir duruş sergileyemeyen insanın problemi yalnızca korkaklık değildir; okuduğu sözün kendisinden ne istediğini henüz hayata geçirememiş olmasıdır.
Kâfirûn okuyup, bu duruşu hâlis bir tevhîd bilincinden beslemeyen insanın problemi de yalnızca sertlik değildir; dışarıdaki tavrının içeride sağlam bir karşılığının bulunmamasıdır.
Birinde İÇ VAR, DIŞ EKSİK.
Diğerinde DIŞ VAR, İÇ EKSİK.
İkisi birlikte olduğunda ise İÇ İLE DIŞ BİRBİRİNİ DOĞRULAR ve TAMAMLAR.
İşte burada AHLÂK ortaya çıkar : SÖZÜN, İNANCIN VE EYLEMİN BİRBİRİYLE TUTARLI OLMASI.
Fakat bir üçüncü hâl daha var : İnsan, İhlâs’ı okuyor, Kâfirûn’u okuyor; fakat ne dediğinin farkında değil.
“Allah birdir, Samed’dir; O doğurmamış ve doğmamıştır, hiçbir şey O’na denk değildir” diyoruz.
Ardından : “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem; siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz” sözünü te'kitle, hiçbir şüpheye mahal burakmayacak şekilde söylüyoruz.
Fakat bütün bunları ANLAMADAN, ÜZERİNDE DÜŞÜNMEDEN, HAYATA (HİÇ) TAŞIMADAN yalnızca ses olarak tekrar ediyoruz.
İşte burada, kelimenin gerçek anlamıyla AHMAKLIKtan söz edebiliriz. Çünkü ahmaklık burada bir hakaret sözü değil; AKLIMIZI KULLANMAMAK, SÖYLENEN SÖZÜN ANLAMI ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMEK, BİLDİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ ŞEYİ SORGULAMADAN VE ANLAMADAN TEKRARLAMAK demektir.
Bir insanın ağzından tevhîd çıkıyor ama aklı o sözün peşinden gitmiyorsa, dili başka, idraki başkadır.
Sûreyi okuyor ama sûre bizi okumuyorsa, OKUMAK YALNIZCA SES ÜRETMEKTİR.
Dahası, insanın dilinin söylediği ile hayatının gösterdiği birbirinden kopmuşsa, ortaya çok ağır bir çelişki çıkar : İHLÂS DİLDE, ŞİRK DAVRANIŞTA; KÂFİRÛN DİLDE, TESLİMİYET BAŞKA YERDE OLABİLİR.
İşte ihlâseyn tam da bu kopukluğu önümüze koyar.
İhlâs : “İÇİNDE NE VAR” diye sorar.
Kâfirûn : “HAYATIN KARŞISINDA NEREDE DURUYORSUN” diye sorar.
İkisini de anlamadan okumak ise : “SEN NE SÖYLEDİĞİNİ BİLİYOR MUSUN” sorusunu gündeme getirir.
Bu yüzden mesele yalnızca sûreleri okumak değildir.
NE SÖYLEDİĞİNİ BİLMEK, SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNMEK, DÜŞÜNDÜĞÜNE İNANMAK VE İNANDIĞININ GEREĞİNİ YAŞAYABİLMEKTİR.
İhlâseyn’in birlikte verdiği bütünlük budur : HÂLİS İNANÇ → BİLİNÇLİ DURUŞ → TUTARLI HAYAT.
Bunun tersi de mümkündür : ANLAMSIZ TEKRAR → BİLİNÇSİZLİK → TUTARSIZLIK.
Ve burada “ahmak” kelimesini kullanmaktan çekinmemek gerekir.
Çünkü AHMAKLIK, AKLIN OLMAMASI DEĞİL; AKLIN KULLANILMAMASIDIR.
Bu iki sûreyi GERÇEKTEN bildiği hâlde, gereği gibi davranmamak, KORKAKLIK; bilmeden, bilmek istemeden okumak ise AHMAKLIK. Bu sûreler o zaman küfürden ve kâfirlerden KESİN KOPUŞUN PAROLASIYDI, bugün ise sûrelerde bu GÜÇ hâlâ var ama biz onların içini boşalttık, sadece SESE indirgedik.
İnsan, ağzından çıkan sözün ne anlama geldiğini düşünmüyorsa; söylediği sözün kendisinden ne istediğini sorgulamıyorsa; her gün tekrarladığı cümlelerin hayatını neden değiştirmediğini merak etmiyorsa, sorun artık yalnızca bilgi eksikliği değildir.
Bu, İDRAK VE AKIL KULLANIMI PROBLEMİDİR.
Milyonlarca insanın, hatta milyarlarca insanın bu sûreleri ezbere okuyabilmesi elbette büyük bir nicel başarıdır. Fakat Kur’an’ın asıl istediği ÇOK SES ÇIKARMAMIZ DEĞİL, SÖYLEDİĞİMİZ SÖZÜ DUYMAMIZDIR.
Çünkü OKUMAK DİLİN İŞİ OLABİLİR. ANLAMAK AKLIN İŞİDİR. İNANMAK KALBİN İŞİDİR. YAŞAMAK İSE BÜTÜN İNSANIN İŞİDİR.
İşte İhlâseyn bizi tam da bu bütünlüğe çağırır : İÇTE İHLÂS; DIŞTA KÂFİRÛN; İKİSİ BİRLİKTE AHLÂKÎ TUTARLILIK. = HÂLİS İNANÇ, BİLİNÇLİ DURUŞ, TUTARLI/DOSDOĞRU BİR HAYAT.
Yorumlar
Yorum Gönder