SALÂTLA KURULAN HAYAT

SALÂTLA KURULAN HAYAT

Hayata dokunan salât. Hayatı ıskalayan salât.

Günde beş vakit namaz kılıyoruz.

Beş vakit namazı reddetmiyoruz. Aksine, onu hayatımızın içinde beş önemli durak; beş kez yoğunlaşma, ziplenme ve yeniden kalibre olma vakti olarak görüyoruz. Fakat tam da burada bir soru sormamız gerekiyor : Beş vakit namaz kılmak, salâtı hayatımıza ikame etmek için yeterli midir?!.

Çünkü Kitâb’a baktığımızda salâtın yalnızca beş kısa zaman aralığına sıkıştırılmış bir eylem olmadığını görüyoruz.

17/78’de :

أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَىٰ غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ 

“Salâtı güneşin dülûkundan gecenin kararmasına kadar ikâme et; fecrin Kur'an ını da...” diye başlayan bir zaman örgüsüyle karşılaşıyoruz.

Burada dikkat çekici olan, Kitâb’ın bize “beş vakit” diye bir sayı vermesinden çok, salâtı günün zaman örgüsü içine yerleştirmesidir.

11/114’te gündüzün iki tarafı ve gecenin yakın bölümleri; başka âyetlerde fecr, güneşin doğuşu, batışı, gündüz, gece, bükraten ve asîlâ, bi-l guduvvi ve-l âsâl gibi zaman ifadeleri zikredilir.

Aynı şeyi zikirde de görürüz.

Allah’ı yalnızca belirli birkaç dakikada hatırlamamız değil, O’nu çokça zikretmemiz ve sabah-akşam tesbih etmemiz istenir :

اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا * وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

Demek ki burada üzerinde durmamız gereken mesele yalnızca “kaç vakit” sorusu değildir.

Daha esaslı soru şudur : Salât hayatımızın neresindedir?!. 

Beş Vakit : Hayattan Kopuş Değil, Hayata Dönüş

Beş vakti hayatın içine yerleştirilmiş beş kalibrasyon noktası olarak düşünebiliriz.

Günün akışı içinde dururuz.

Kendimizi toplarız.

Yönümüzü yeniden kontrol ederiz.

Allah’ın huzurunda olduğumuzu yeniden hatırlarız.

Kıyam eder, rükû eder, secde ederiz.

Ve sonra yeniden hayata döneriz.

Bu bakımdan beş vakit, hayattan kaçmak için ayrılmış beş küçük zaman parçası değil; hayata doğru yerden dönebilmek için verilen beş imkândır.

Bir başka ifadeyle, beş vakit, hayatın tamamını kapsayan salâtın duraklarıdır.

Fakat duraklar arasında hayatımızı Allah’tan bağımsız bir alana çeviremeyiz.

Namazdan çıktığımız anda salât bitmiş olmamalıdır. Çünkü salâtın vakti olabilir; fakat salâtla kurulması gereken hayatın vakti yoktur.

Asıl mesele tam da budur.

Salâtı Beş Kısa Vakte Hapsetmek

Günde beş kez namaz kılıyoruz. Her birini ortalama on beş dakika kabul etsek, günün tamamında yaklaşık yetmiş beş dakika eder.

Pekiî geriye kalan zaman?!.

Yaklaşık yirmi iki saat kırk beş dakika.

Elbette bu hesap, namazın değerini ölçmek için yapılmış bir süre hesabı değildir. Zaten mesele de süre değildir.

Mesele şudur : Salâtın hayatımızdaki etkisi, namaz için ayırdığımız dakikalarla sınırlıysa burada büyük bir kopukluk meydana gelmez mi?!.

Beş vakit namazı kılıp; haksızlık yapabiliyor, emanete riayet etmeyebiliyor, ölçü ve tartıda adâleti bozabiliyor, başkasının hakkını yiyebiliyor, israf edebiliyor, kibirlenebiliyor, zulmedebiliyor, yalan söyleyebiliyor, Allah’ın kullarına karşı sorumluluğumuzu unutabiliyorsak, sorun beş vaktin kendisinde değildir.

Sorun, salât ile hayat arasındaki bağın kopmuş olmasıdır.

“Ehlini Salâta Emret”

20/132’de Allah Elçisi'ne şöyle buyurur :

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا 

“Ehlini salâta emret ve onun üzerinde sabırla sebat et.”

Burada yalnızca “ailene namaz vakitlerini öğret” şeklinde dar bir okuma yapmak zorunda değiliz.

Âyetin devamı da dikkat çekicidir :

لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ  

“Biz Senden rızık istemiyoruz; Seni Biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takvânındır.”

Demek ki aileye salâtı emretmek, aileyi yalnızca belirli ibâdet zamanlarına hazırlamak değil; Allah merkezli bir kulluk düzeninin içinde yaşamaya çağırmak olarak da anlaşılabilir.

Salâtın aileye taşınması, hayatın bütününe taşınmasıdır.

Şuayb (a.s.)’ın Salâtı Ne Yapıyordu?!

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Hz. Şuayb’ın kıssasında karşımıza çıkar.

Kavmi ona şöyle der :

يَا شُعَيْبُ أَصَلَاتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاءُ

“Ey Şuayb! Salâtın mı sana, atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamızı veya mallarımız hakkında dilediğimizi yapmamamızı emrediyor?!.”

Burada çok çarpıcı bir şey görüyoruz.

Şuayb (a.s.)’ın salâtı, onun kulluk anlayışını, atalardan devralınan düzeni ve mallar üzerindeki davranışını etkiliyor.

Karşısındakiler bunu fark ediyor.

Onların gördüğü salât, hayatın dışında tutulmuş bir ritüel değildir.

Tam tersine, hayata dokunan bir salâttır.

Onları rahatsız eden de budur.

Çünkü gerçek salât, insanın yalnızca secdesini değil, hayatını da Allah'a göre düzenlemeye başlar.

Salâtın Özü : Tek Allah’a Kulluk Şuuru

Bu nedenle salâtı yalnızca bedensel hareketler bütünü olarak düşünmek, onun anlam alanını daraltabilir.

Salâtın içinde,

• Kıyam vardır.

• Rükû vardır.

• Secde vardır.

• Duâ vardır.

• Zikir vardır.

Fakat bütün bunların yöneldiği bir merkez vardır : Allah.

Salât, insanın yönünü Allah’a çevirmesidir.

Bu yöneliş yalnızca namaz sırasında gerçekleşiyorsa, namaz ile hayat arasında bir duvar oluşur.

Oysa salâtın hayatımıza dokunması, tek Allah’a kulluk şuurunun hayatımızın bütün alanlarına nüfuz etmesi demektir.

• Ailede Allah.

• Ticarette Allah.

• Siyasette Allah.

• Bilgide Allah.

• İlişkilerde Allah.

• Yalnızken Allah.

• Kalabalıkta Allah.

• Güç sahibiyken Allah.

• Güçsüzken Allah.

Kısacası, hayatın tamamında Allah’ı hesaba katmak.

Bu, salâtın hayatımızda ikame edilmesinin anlamlarından biri olabilir.

Hayatı Iskalayan Salât

Öyleyse kendimize zor ama gerekli bir soru soralım : Benim salâtım hayatıma dokunuyor mu?!.

Beş vakit namazımı kılıyorum; pekiî namazım beni değiştiriyor mu?!.

Secdem beni kibirden uzaklaştırıyor mu?!.

Rükûum beni hakikate karşı eğilmeye hazırlıyor mu?!.

Kıyamım beni zulüm karşısında ayağa kaldırıyor mu?.

اُتْلُ مَٓا اُوحِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰه يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

“Sana vahyedilen bu ilâhî kelamı (başka insanlara) ilet ve salâtında/namazında dikkatli ve devamlı ol; çünkü salât/namaz (insanı) çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah’ı anmak/zikir gerçekten en büyük (erdem ve iyilik)tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.”

Fâtiha’da “yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz” dediğimde, bu söz günün geri kalanında hayatıma yansıyor mu?!.

Yoksa namazı kılıp, namazın söylediklerini mescidin kapısında mı bırakıyorum?!.

İşte hayatı ıskalayan salât burada ortaya çıkar.

Bu, namazın değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, namazın hayatı dönüştürme imkânını yeterince gerçekleştiremediğimiz anlamına gelir.

Salât Hayatın Dışında Değil, Hayatın Merkezinde

Beş vakit namazı koruyacağız. Çünkü o beş vakit, günümüzün içine yerleştirilmiş çok değerli durma, yoğunlaşma, ziplenme ve yeniden kalibre olma anlarıdır.

Fakat o vakitlerin arasını boş bırakmayacağız. Çünkü Allah’a kulluk, namaz seccadesinin üzerine serilip namaz bitince toplanan bir şey değildir.

Salâtla kurulan hayat, namazın dışındaki hayatı da kuşatır.

Beş vakit bizi hayattan koparmak için değil, hayatı Allah’a göre yeniden kurabilmek için vardır.

Bu yüzden, beş vakit namaz vardır fakat salât beş vakitten ibaret değildir.

Namazın vakitleri vardır fakat kulluğun mesaisi yoktur.

Beş vakit kalibrasyon vardır fakat kalibre edilmiş hayatın tamamı sorumluluk alanıdır.

Ve belki de asıl soru şudur : Biz sadece günde beş kez Allah’ın huzuruna mı çıkıyoruz; yoksa o beş buluşmadan sonra Allah’ın huzurundan hiç çıkmadan mı yaşamaya çalışıyoruz?!.

İşte salâtla kurulan hayat ile hayatı ıskalayan salât arasındaki fark burada başlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP