DİNAMİK KUR’AN
DİNAMİK KUR’AN
Nâsih ve Mensuh Meselesini Yeniden Düşünmek
Kur’an’ı anlamaya çalışırken belki de en başta cevaplamamız gereken soru şudur : Kur’an nasıl bir Kitâb’tır (= Hitâb’tır)?!.
Eğer Kur’an’ı yalnızca elimizdeki Mushaf olarak görürsek, vahiy ile hayat arasındaki ilişkiyi anlamakta zorlanırız. Çünkü Mushaf elimizdedir; fakat vahyin ilk muhataplarının hayatı, toplumların değişimi, insanın dönüşümü ve tarihin akışı Mushaf’ın sayfalarının dışında gerçekleşmektedir.
Oysa Kur’an, hayatın dışından hayata bırakılmış donuk bir metin değildir.
Kur’an, hayata müdahil olan ilâhî Hitâb’dır.
Allah insanı bulunduğu yerden çağırır. İnsan ve toplum hangi şartlarda yaşıyorsa, vahiy o şartlarla temas eder. Fakat vahyin amacı insanı bulunduğu yerde muhafaza etmek değildir.
Vahiy, insanı bulunduğu yerden daha ileri taşır.
Bu sebeple Kur’an’ın dinamizmini görmezden gelerek nâsih-mensuh meselesini anlamaya çalışmak, meseleyi daha başlangıçta yanlış yere yerleştirmek olabilir.
Çünkü,
• Hayat dinamiktir.
• İnsan dinamiktir.
• Toplum dinamiktir.
• Tarih dinamiktir.
Ve hayatla temas eden ilâhî Hitâb’ın bu dinamizmin dışında kalması düşünülemez.
Kur’an İnsanı Olduğu Yerde Bırakmaz
İnsan ve toplum aynı düzeyde değildir.
Aynı toplumun kendisi bile zaman içinde aynı yerde kalmaz.
• Bilgi değişir.
• İmkânlar değişir.
• Toplumsal ilişkiler değişir.
• Ahlâkî bilinç gelişir.
• İnsanların sorumluluk kapasitesi değişir.
Bir toplumun henüz gerçekleştiremediği bir şey, başka bir toplum için aşılmış bir merhale olabilir.
Dolayısıyla Allah’ın insanla konuşmasını, bütün insanları ve bütün toplumları aynı tarihsel, kültürel ve ahlâkî düzlemde varsayan statik bir model içinde düşünemeyiz.
Neredeysek, oradayızdır.
Fakat Kur’an bizi orada tutmaz. Bizi bulunduğumuz yerden alır ve daha ileri taşır.
İşte dinamik Kur’an anlayışının temelinde bu vardır.
Vahiy, insanı bulunduğu seviyeye mahkûm etmez; bulunduğu seviyeden hareket eder.
Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.
Birincisinde hüküm, insanı belirli bir yerde donduran bir sınırdır.
İkincisinde hüküm, insanı daha ileri taşıyan bir merhaledir.
Nâsih-Mensuh Meselesine Buradan Bakmak
Nâsih-mensuh denildiğinde zihnimizde çoğu zaman şu şema oluşur : Eski hüküm → yeni hüküm.
Eski hüküm artık geçersizdir.
Yeni hüküm onun yerini almıştır.
Böylece mesele, sanki Kur’an’ın kendi içinde daha önce söylediğini daha sonra değiştirmesi gibi anlaşılır.
Fakat bu yaklaşım, Kur’an’ı hayatla temas eden canlı bir Hitâb olmaktan çıkarıp, kendi içinde hükümler değiştiren kapalı bir Metne dönüştürme tehlikesi taşır.
Oysa meseleye başka bir yerden bakabiliriz : Hüküm, hayatın içindedir.
Hükmün anlamı, hayatla ilişkisinden bağımsız düşünülemez.
Bir insanın bulunduğu yer ile ulaşacağı yer aynı değilse, ona verilecek yönlendirme de aynı olmak zorunda değildir.
Bir toplumun bugün taşıyabileceği sorumluluk ile yarın taşıyabileceği sorumluluk aynı olmayabilir.
Bu durumda önceki hüküm “yanlış”, sonraki hüküm “doğru” olmak zorunda değildir.
Önceki hüküm, o aşamanın hükmü olabilir.
Sonraki hüküm ise bir sonraki aşamanın hükmü.
Burada asıl değişen Allah'ın hakikati değil, insanın hakikate doğru konumlanma düzeyidir.
Nesh : Yok Etmek mi, İleri Taşımak mı?!
Burada نسخ n-s-h kökünün anlam alanı ayrıca önem kazanır.
Nesh kelimesini yalnızca “iptal etmek, ortadan kaldırmak” anlamına sıkıştırmak, kökün diğer anlam alanlarını görünmez hâle getirebilir.
Kökün anlam dünyasında aktarma, bir şeyi başka yere geçirmek, bir örneğini çıkarmak, yerine başka bir şeyi geçirmek gibi anlamlar da bulunmaktadır.
Bu nedenle nesh üzerinde düşünürken yalnızca, “bu hüküm kaldırıldı” demek yerine şu soruyu da sormamız gerekir : “Bununla toplum başka bir aşamaya, başka bir konuma veya başka bir işlev ilişkisine geçiriliyor olabilir mi?!.”
Bu soru, nâsih-mensuh meselesini bambaşka bir zemine taşır. Çünkü o zaman nâsih ile mensuh birbirine düşman iki hüküm değildir.
Biri diğerinin yanlışlığını ispatlayan iki karşıt önerme de değildir.
Biri, insanın bir aşamasında iş gören hüküm; diğeri ise insanın başka bir aşamasında onu daha ileri taşıyan hüküm olabilir.
Böylece mensuh, “yanlış olduğu için çöpe atılmış” hüküm olmaktan çıkar; aşılmış bir merhale hâline gelir.
Nâsih ise eskiyi yok eden değil, yeni bir merhaleye taşıyan hüküm olarak anlaşılabilir.
Bir Toplumun Nâsihi, Başka Bir Toplumun Mensuhu Olabilir mi?!
Burada meselenin çok daha çarpıcı bir boyutu ortaya çıkar.
Toplumlar aynı düzeyde değildir.
Bir toplumun bugün bulunduğu A aşamasında ihtiyaç duyduğu hüküm, başka bir toplumun daha önce geçtiği bir merhale olabilir.
Dolayısıyla, A toplumu için bir hüküm ileri taşıyıcı olabilirken, B toplumu için aynı hüküm aşılmış bir merhale olabilir.
Üstelik B toplumu o hükmü geçmişinde uygulamış olabilir.
Bu durumda nâsih ve mensuh, hükümlerin kendi zatlarına ait mutlak sıfatlar olmaktan çıkar, ilişkisel sıfatlar hâline gelir.
Bir hüküm tek başına “nâsih” değildir.
Bir hüküm tek başına “mensuh” da değildir.
Bir hüküm, başka bir hükümle ve belirli bir insan/toplum aşamasıyla ilişkisi içinde nâsih veya mensuh olarak adlandırılabilir.
Böyle bakarsak mesele (= nâsih-mensuh meselesi), tarih boyunca tek yönlü ilerleyen mekanik bir “eski → yeni” çizgi olmaktan çıkar.
İnsanların ve toplumların farklı seviyelerde bulunduğu dinamik bir vahiy-hayat ilişkisi olarak okunur.
Yanlış Anlaşılmaya İzin Vermemek
Bu yaklaşım, “her toplum istediği hükmü kendisine uygun gördüğü şekilde seçebilir” demek değildir. Tam tersine, dinamik Kur’an anlayışı, keyfîliği değil, ilâhî yönlendirmeyi esas alır.
İnsan bulunduğu yerde kalmak istemeyebilir.
Kendi seviyesini yeterli görebilir.
Kendi çıkarını “din” hâline getirebilir.
Fakat vahyin işi tam da burada başlar.
Vahiy, insanın bulunduğu yeri meşrûlaştırmak için değil, onu dönüştürmek için gelir.
Dolayısıyla, “neredeysek oradayız” demek, “olduğumuz yerde kalalım” demek değildir. Tam tersine, neredeysek oradan başlayalım; fakat orada kalmayalım.
Dinamik Kur’an’ın mantığı ve yapmak istediği = hedefi budur.
Vahiy Bir Merdiven Gibidir
Bir merdivenin ilk basamağına çıkan insan, ikinci basamağa ulaşınca ilk basamağı inkâr etmez.
İlk basamak hâlâ merdivenin parçasıdır fakat artık onun üzerinde durmaz. Çünkü amacı merdivenin ilk basamağında bulunmak değil, yukarı çıkmaktır.
Hükümlerin insanı dönüştürücü niteliğini de böyle düşünmek mümkündür.
Bir hüküm insanı belirli bir noktaya taşıyabilir. Sonra başka bir hüküm gelir ve onu daha ileri bir noktaya taşır.
Bu durumda önceki hüküm değersiz değildir. Tam tersine, sonraki merhalenin zeminini hazırlamıştır.
Belki de nesh meselesini anlamanın anahtarlarından biri budur : Vahyin hükümleri yalnızca insanın ne yapacağını söylemez; insanı dönüştürür.
İnsan dönüştükçe, taşıyabileceği sorumluluk da değişir.
Kur’an’ın Dinamizmi, Toplumun Dinamizmiyle Örtüşür
Burada önemli olan nokta şudur : Kur’an’ın dinamik oluşu, vahyin değişken veya göreli olduğu anlamına gelmez.
Değişen Allah’ın hakikati değil, insanın konumudur.
Hakikat sabittir fakat insanın hakikate yaklaşması süreçlidir.
Bir çocuk ile yetişkin aynı hakikate muhataptır; fakat sorumluluk düzeyleri aynı değildir.
Aynı şekilde toplumların da tarihsel, ahlâkî ve sosyal kapasiteleri aynı değildir.
Bu nedenle ilâhî Hitâb’ın insanı bulunduğu yerden daha ileriye taşıması, hakikatin değişmesi değil, insanın hakikat karşısındaki konumunun değişmesidir.
Hakikat sabit, insanın konumu hareketlidir.
İşte dinamik Kur’an anlayışının temel ayrımlarından biri budur.
“Kur’an’ın İçinde” Değil, “Kur’an ile Hayat Arasında”
Bu nedenle nâsih-mensuh meselesini yalnızca Mushaf’ın âyetlerini birbirine karşılaştırarak çözmeye çalışmak yeterli olmayabilir. Çünkü vahyin hareket alanı yalnızca Metin değildir.
Kitâb’ta, Hitâb → İnsan → Toplum → Hayat → Dönüşüm vardır.
Kur’an’ı yalnızca metinler arası ilişkiler üzerinden okuduğumuzda, hayatı denklemin dışına çıkarma tehlikesi doğar.
Oysa vahiy zaten hayatın içine gelmiştir.
Hz. Peygamberin hayatı bunun en açık göstergesidir.
İlk muhataplar aynı toplumdu; fakat o toplum vahyin etkisi altında aynı kalmadı.
Mekke ile Medine aynı toplum değildir.
Aynı insanlar bile aynı insanlar değildir.
Çünkü vahiy onlara temas etmiş, onları dönüştürmüş, sorumluluklarını değiştirmiş, bakışlarını değiştirmiş ve hayatlarını yeniden düzenlemiştir.
Dolayısıyla Kur'an’ın nüzul sürecini yalnızca “âyetlerin iniş sırası” olarak değil, aynı zamanda insanın ve toplumun dönüşüm tarihi olarak okumak gerekir.
Dinamik Kur’an, Dinamik İnsan Demektir
Statik Kur’an tasavvurunda insan çoğu zaman hükmün karşısında duran bir alıcıdır : Hüküm verilir → insan uygular.
Dinamik Kur’an tasavvurunda ise daha canlı bir süreç vardır : Hitâb gelir → insan karşılaşır → anlar → yönelir veya direnir → amel eder → dönüşür → yeni bir sorumluluk düzeyine ulaşır.
Burada hüküm, sürecin son noktası değil, dönüştürücü halkalarından biridir.
Bu yüzden Kur'an’ı sadece “geçmişte ne emredildi” sorusuyla okumak yetmez.
Asıl soru şudur : “Bu Hitâb insanı bulunduğu yerden nereye taşıyor?!.”
Ve bu soru bugün bizim için de geçerlidir. Çünkü Kur'an yalnızca ilk muhataplarına konuşmuş ve sonra susmuş değildir.
Kur'an’ın Hitâb boyutu bugün de insanla temas eder.
• Biz de bir yerdeyiz.
• Toplumlarımız da bir yerde.
• Dünyamız da bir yerde.
Dolayısıyla mesele yalnızca “geçmişte hangi hüküm nesh edildi” değildir. Asıl mesele : “Bugün bulunduğumuz yerde Allah’ın Hitâbı bizi nereye çağırıyor” sorusudur.
Nesh Bizi Geçmişe Değil, Geleceğe Bakmaya Zorlamalı
Belki de nesh meselesinin en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor.
Eğer nesh yalnızca, “eski hüküm kaldırıldı” demekse, gözümüz sürekli geçmişe dönük kalır.
• Hangi hüküm kaldırıldı?
• Ne zaman kaldırıldı?
• Hangisi önceydi?
• Hangisi sonra geldi?
Neshin içinde aşama ve ilerleme boyutu varsa, bakışımız değişir :
• Nereden geldik?
• Şimdi neredeyiz?
• Nereye taşınıyoruz?
Bu üç soru, dinamik Kur'an okumasının temel soruları hâline gelir.
Kur'an insanı geçmişe mahkûm etmez; geçmişten alır, şimdiye getirir ve geleceğe taşır.
Vahiy, insanı tarihin bir noktasında dondurmak için değil, hakikate doğru yürütmek için vardır.
Neshin Merkezinde “İptal” Değil, “Terbiye” Var
Burada belki de nâsih-mensuh meselesinin en önemli kavramsal dönüşümüne ulaşıyoruz.
Nesh, iptal olarak okunursa, insan zihninde bir çelişki doğar : “Allah önce bunu emretti, sonra bundan vazgeçti.”
Fakat nesh, terbiye, taşıma, aşama ve dönüştürme bağlamında okunursa, başka bir tablo ortaya çıkar : “Allah insanı bulunduğu yerden aldı ve daha ileri bir sorumluluk düzeyine taşıdı.”
Bu iki okuma aynı değildir.
İlkinde merkezde hüküm değişikliği vardır.
İkincisinde merkezde insanın dönüşümü vardır.
İlkinde Metin merkezdedir; ikincisinde Hitâb-insan-hayat ilişkisi.
İlkinde geçmiş hüküm “artık yok”tur; ikincisinde geçmiş hüküm, insanı taşıdığı merhale olarak anlamını korur.
Son Söz : Kur’an Bizi Yerimizde Bırakmaz
Kur'an’ı anlamak, yalnızca âyetlerin hangi tarihte ve hangi sırayla indiğini bilmek değildir.
Kur'an’ı anlamak, Allah’ın insanla nasıl konuştuğunu anlamaktır.
Allah insanı bulunduğu yerde karşılar fakat orada bırakmaz.
• Onun bilgisini artırır.
• Vicdanını uyandırır.
• İradesini sınar.
• Sorumluluğunu genişletir.
• Ahlâkını derinleştirir.
• Adâlet ufkunu büyütür.
• Kulluğunu olgunlaştırır.
İnsan değiştikçe, onunla ilgili sorumluluk alanları da değişebilir.
Toplum değiştikçe, toplumsal düzenlemelerin biçimleri de değişebilir. Fakat bütün bu hareketliliğin üzerinde değişmeyen bir yön vardır : Hakikate, adâlete, tevhîde ve Allah’a kulluğa doğru yön.
İşte dinamik Kur'an’ın özü belki de burada aranmalıdır : Kur'an bizi bulunduğumuz yerde karşılar; fakat bulunduğumuz yerde bırakmaz.
Ve nâsih-mensuh meselesi de belki yalnızca, “hangi hüküm hangisini kaldırdı” sorusundan ibaret değildir. Daha derindeki soru şudur : “Allah, insanı bir merhaleden diğerine nasıl taşıdı?!.”
Bu soruyu sorduğumuzda nesh, yalnızca geçmişe ait bir hukuk tekniği olmaktan çıkar. Vahyin hayatla temasının, insanı dönüştürmesinin ve tarihin içinde ilerlemesinin önemli göstergelerinden biri hâline gelir.
Çünkü :
• Hayat dinamiktir.
• İnsan dinamiktir.
• Toplum dinamiktir.
• Vahiy hayatla temas eder.
Öyleyse Kur'an’ı statik bir hükümler bütünü olarak okumak, Onun hayatla kurduğu ilişkiyi eksiltmek olur.
Biz nerede isek, oradayız fakat Kur'an bizi orada tutmaz.
Elimizden tutar ve ileri taşır.
Belki neshin sırrı da tam burada saklıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder