VEFÂT, MEVT, UYKU VE DİRİLİŞ

VEFÂT/TEVEFFÎ – MEVT – NEVM – BE’AS

Kur’ân’ın Dört Kavramlı Sistemi

Kur’ân’ın uyku, ölüm ve yeniden hayata dönüş hakkındaki anlatımını yalnızca “ölmek ve dirilmek” karşıtlığı üzerinden okuduğumuzda, metnin kendi kavramları arasındaki önemli ayrımları gözden kaçırabiliriz.

Oysa Kur’ân’ın kelime örgüsünde dört kavram özellikle dikkat çekmektedir:

• Teveffî = تَوَفِّي

• Mevt = مَوْت

• Nevm = نَوْم

• Be’as = بَعْث

Bunları birbirinin müteradifi kabul etmek yerine, Kur’ân’ın bu kelimeleri nasıl ilişkilendirdiğine baktığımızda oldukça dikkat çekici bir sistem ortaya çıkmaktadır.

TEVEFFÎ : ALINMA

Vefâtın ve تَوَفَّى / يَتَوَفَّى fiilinin kökü و ف ي’dir.

Bu kökün anlam alanında “tamamlamak, bütünüyle almak, eksiksiz almak” anlamları bulunmaktadır.

Dolayısıyla teveffîyi doğrudan “ölüm” diye tanımlamak, kelimenin kullanım alanını gereksiz yere daraltır.

Bunun en güçlü delillerinden biri 39/42’dir :اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا = “Allah, nefisleri ölüm sırasında teveffî eder; ölmeyenleri de uykularında teveffî eder.”

Burada aynı fiil iki farklı durumda kullanılıyor :يَتَوَفَّى 

Fakat ikinci grup için Kur’ân özellikle : تَمُتْ لَمْ = “Ölmeyenleri de uykularında...” diyor.

Öyleyse sonuç açıktır : Teveffî = mevt değildir.

Daha doğrusu, her mevt bir teveffîdir; fakat her teveffî mevt değildir.

NEVM : KISA SÜRELİ TEVEFFÎ

6/60 bu ilişkinin günlük hayattaki karşılığını gösterir :وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ ... ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ = “O, geceleyin sizi teveffî eden ve sonra sizi onda be’as edendir.”

Burada insan, gece → teveffî, ardından; gündüz → be’as yaşamaktadır.

Fakat gece teveffî edilen insan ölmemiştir.

Demek ki burada gerçekleşen teveffî, ölümle sonuçlanmayan, kısa süreli bir alınıştır.

Bu hâli nevm, yani uyku olarak biliyoruz.

Böylece uyku = kısa süreli teveffî şeklinde bir açıklama yapılabilir.

Bu, “teveffî”nin sözlük anlamı değildir; Kur’ân’ın uyku ve ölüm arasında kurduğu ilişkiyi açıklayan bir modeldir.

MEVT : DAHA UZUN SÜRELİ TEVEFFÎ

Şimdi aynı yapının diğer tarafına bakalım.

39/42’de Allah’ın nefisleri ölümleri sırasında da teveffî ettiği söyleniyor : حِينَ مَوْتِهَا = “ölümü sırasında...”

Ardından iki grup birbirinden ayrılıyor : فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَىٰ عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَىٰ = “Ölümüne hükmettiğini tutar; diğerini ise gönderir.”

Buradaki ayrım son derece önemlidir.

Her iki durumda da teveffî vardır.

Fakat teveffîden sonra, uyuyan gönderilir, ölümüne hükmedilen tutulur.

Dolayısıyla mevt ile nevm arasındaki temel fark, teveffînin gerçekleşip gerçekleşmemesi değil, teveffînin süresi ve sonucudur.

Bu sebeple açıklayıcı olarak şöyle diyebiliriz : Nevm, kısa süreli teveffîdir. Mevt, daha uzun süreli teveffîdir.

Buradaki “kısa” ve “uzun” nitelemeleri mutlak sözlük tanımları değil, iki hâlin birbirinden ayrılmasını sağlayan süre bakımından açıklayıcı nitelemelerdir.

TEVEFFÎNİN KENDİSİNDE KALICILIK YOKTUR

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır : Teveffî, kalıcılık bildirmez. Çünkü 6/60’ta insan teveffî edilir ve ardından be’as edilir.

39/42’de de uykudaki nefis teveffî edilir ve yeniden gönderilir. Dolayısıyla, teveffî = kalıcı alınış demek doğru değildir.

Teveffî yalnızca alınışı ifade eder. Alınışın ardından ne olacağı ise başka fiillerle açıklanır : Gönderilme. Tutulma. Be’as edilme...

Bu ayrım, kavramları birbirine karıştırmamak açısından son derece önemlidir.

BE’AS : TEVEFFÎDEN SONRA YENİDEN ÇIKIŞ/DİRİLİŞ

Şimdi sistemin diğer temel kavramına geliyoruz : Be’as = بَعْث

Be’ası yalnızca “ölüyü diriltmek” diye anlamlandırmak, Kur’ân’ın kullanım alanını daraltır.

Çünkü 6/60’ta be’as, uyku bağlamında açıkça kullanılıyor :ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ = “Sonra sizi onda be’as eder.”

Buradaki insan ölmüş değildir.

Öyleyse be’as, yalnızca ölümden sonra dirilme değildir.

Daha geniş anlamıyla be’as, bir hâlden çıkarılıp yeniden hareket, faaliyet ve hayat alanına kaldırılmak/çıkarılmak olarak düşünülebilir.

Böylece uykudan uyanmak da be’as kavramının kapsamına girmektedir.

UYKUDA BE’AS VARSA, ÖLÜMDE DE BE’AS VARDIR

Burada asıl önemli noktaya geliyoruz.

Kur’ân bize iki ayrı ölçekte aynı yapıyı göstermektedir.

UYKU = TEVEFFÎ →BE’AS.

Gece insan teveffî edilir.

Sonra gündüz be’as edilir.

ÖLÜM = TEVEFFÎ → TUTULMA → BE’AS.

İnsan ölüm sırasında teveffî edilir.

Ölümüne hükmedilen tutulur.

Sonra belirlenmiş zamanda yeniden be’as edilir.

Dolayısıyla, vefâtta nasıl be’as varsa, mevtte de be’as vardır.

Burada “be’as” kelimesinin yalnızca kıyamet sonrası dirilişe tahsis edilmesi, 6/60’ın açık kullanımını görmezden gelmek olur.

BÜYÜK VE KÜÇÜK BE’AS

İnsan her gece bu büyük hakikatin küçük bir örneğini yaşamaktadır.

Gece, teveffî, sabah, be’as.

İnsan uyurken dünyayla ilişkisi geçici olarak kesilir.

Sonra yeniden hayatın içine çıkar; konuşur, yürür, çalışır, seçer, kesb eder, sorumluluk üstlenir.

Bütün bunlar yeniden gerçekleşir.

Öyleyse insanın her sabah uyanışı, Kur’ân’ın diliyle küçük bir be’as olarak okunabilir.

Ölümden sonraki be’as ise bunun daha büyük ve nihâî biçimidir.

Burada amaç, uyku ile ölümün tamamen aynı olduğunu söylemek değildir.

Tam tersine, uyku ölüm değildir.

Kur’ân zaten bunu açıkça söyler : الَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا = “Uykusunda ölmeyen...”

Fakat ikisini birbirine bağlayan bir ortak kavram vardır : TEVEFFÎ.

KUR’ÂN’IN KURDUĞU ZİNCİR

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde şöyle bir yapı ortaya çıkar:

NEVM, kısa süreli teveffî.

MEVT, daha uzun süreli teveffî.

TEVEFFÎ, nefislerin bütünüyle alınması.

BE’AS, teveffî sonrasında yeniden kaldırılma/çıkarılma.

Ve iki temel süreç :

NEVM → TEVEFFÎ → BE’AS.

MEVT → TEVEFFÎ → TUTULMA → BE’AS.

Bu şema, kelimelerin sözlük karşılıklarını birbirine indirgemek için değil; Kur’ân’ın farklı kullanımlarının birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini görmek için kurulmaktadır.

HER SABAH BİZE VERİLEN DERS

İnsan ölümü henüz yaşamamış olabilir.

Fakat teveffîyi her gece yaşamaktadır.

Ve be’asi her sabah görmektedir.

Bu nedenle ölüm sonrası hayat, insan için bütünüyle yabancı ve hiçbir örneği bulunmayan bir tasavvur değildir.

İnsan her gün küçük ölçekte aynı temel hareketi tecrübe eder; alınır → bekletilir → yeniden çıkarılır.

Bir gün bu süreç daha uzun olacaktır.

Fakat değişmeyen hakikat şudur : Bizi teveffî eden de O’dur; bizi be’as eden de O’dur.

Bu yüzden her sabah gözlerimizi açtığımızda, yalnızca yeni bir güne başlamış olmayız, aynı zamanda bize çok daha büyük bir hakikatin küçük bir örneği gösterilmiş olur : Teveffî eden, be’as etmeye de kadirdir.

Belki de Kur’ân’ın uyku ile ölümü aynı âyette buluşturmasının hikmeti burada aranmalıdır : Büyük be’asi, her sabah yaşadığımız küçük be’as üzerinden düşünelim.

Çünkü insan her sabah, farkında olsa da olmasa da, ölümden sonraki hayatın değilse bile ölümden sonraki be’asin mümkünlüğünün küçük bir işaretini yaşayarak güne başlamaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP