BE'AS

BE’AS
Kur’ân’da be’as (بعث) denilince zihnimizde hemen ölüm ve kıyamet sonrası diriliş beliriyor. Oysa Kitâb’ın kelime örgüsüne biraz daha yakından baktığımızda, be’asin yalnızca “ölmüş olanı yeniden diriltmek” anlamına sıkıştırılamayacağını görürüz.
Çünkü Kitâb, teveffî ile mevti birbirinden ayırdığı gibi, teveffîden sonra gerçekleşen be’ası da bize açıkça gösterir.
Allah Azze ve Cell şöyle buyurur : وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ = “Geceleyin sizi teveffî eden, gündüz yaptıklarınızı bilen ve sonra sizi onda be’as eden O’dur.” (6/60)
Burada insan geceleyin teveffî edilir, sonra gündüz be’as edilir.
Fakat gece uyuyan insan ölmüş değildir.
Öyleyse burada teveffî = ölüm değildir.
Teveffî, ölümde de gerçekleşebilir; fakat her teveffî ölüm değildir.
Nitekim başka bir âyet bu ayrımı son derece açık biçimde ortaya koyar : اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا = “Allah, nefisleri ölüm sırasında teveffî eder; ölmeyenleri de uykularında teveffî eder.” (39/42)
Dikkat edelim : حِينَ مَوْتِهَا = “ölümü sırasında” ve hemen ardından : الَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا = “ölmemiş olanı da uykusunda...”
Aynı fiil iki durumda da kullanılıyor : يَتَوَفَّى 
Demek ki teveffî, mevtin eşanlamlısı değildir.
Teveffî, daha temel bir harekettir : Bir şeyin bütünüyle alınması, kendine alınması, teslim alınması.
Ölüm ise bunun bir sonucudur.
Bu bakımdan şöyle bir okuma mümkündür : Ölüm, uzun süreli bir teveffîdir. Uyku ise kısa süreli bir teveffîdir.
Biriyle insanın dünya hayatıyla ilişkisi kesilir; diğerinde ise geçici olarak kesilir.
Nitekim 39/42 âyetinin devamı bu farkı da gösterir : فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَىٰ عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَىٰ = “Ölümüne hükmettiğini yanında tutar; diğerini ise gönderir.”
Uyuyan teveffî edilir fakat geri gönderilir.
Ölen teveffî edilir ve tutulur.
Burada iki farklı sonuç vardır; fakat başlangıçtaki ilâhî fiil aynıdır : TEVEFFÎ.
Ve işte tam burada BE’AS kelimesi yeniden önümüze çıkar.
6/60’ta : تَوَفِّي ، بَعْث = Teveffî → Be’as.
Geceleyin alınış, ardından yeniden çıkarılış.
Uykuya giren insan sabah yeniden hayatın içine çıkarılır.
O hâlde be'ası yalnızca “ölüyü diriltmek” diye çevirmek, kelimenin Kur’ân’daki hareket alanını daraltmış olmaz mı?!. Çünkü uykudan çıkan insan da be’as edilmektedir.
Buradan daha önemli bir noktaya geçebiliriz.
Ölümde de be’as vardır.
Kur’ân, ölümden sonraki yeniden çıkarılışı da be’as kavramıyla anlatır : ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنشَرَهُ = “Sonra dilediği zaman onu yeniden yayar/çıkarır.” (80/22)
Ve ölüm sonrası dirilişin Kur’ân”daki genel anlatımı da sürekli olarak be’as kavramıyla kurulmaktadır.
Demek ki önümüzde iki ayrı zaman ölçeğinde aynı temel hareket vardır :
UYKU : Teveffî → Be’as.
ÖLÜM : Teveffî → Be’as.
Fark, be’asın olup olmamasında değil; teveffîden sonra ne kadar süreyle tutulduğumuzdadır.
Bu yüzden şöyle düşünmek mümkündür : Uyku, ölümün küçük ölçekteki tecrübesidir.
Ölüm ise uykudaki teveffînin uzun süreli hâlidir.
Bu, “uyku küçük ölümdür” şeklindeki alışılmış sözün Kur’ânî kelimelerle yeniden kurulmuş hâlidir. Fakat burada çok önemli bir incelik vardır : Uyku ölüm değildir.
Çünkü Kur’ân açıkça : لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا = “Uykusunda ölmeyen...” der.
Öyleyse uyku ile ölüm aynı şey değildir ama ikisi arasında teveffî ortaklığı vardır.
Ve bu ortaklığın karşı tarafında be’as bulunur.
Burada be’as kelimesinin anlam dünyası da önem kazanıyor. Be’as = بَعَثَ yalnızca “ölüyü diriltmek” değildir.
Birini kaldırmak, harekete geçirmek, göndermek, yeniden ortaya çıkarmak, faaliyete geçirmek anlam alanına sahiptir.
Uyuyan insanın sabah kalkması da bunun içindedir; ölü insanın yeniden kaldırılması da.
Dolayısıyla be’as, yalnızca “ölümden sonraki diriliş”in teknik adı değil; bir hâlden alınıp yeniden hareket ve hayat alanına çıkarılmanın Kur’ânî kavramıdır.
Gece bizi teveffî eden Allah, gündüz bizi yeniden be’as eder.
Hayatımız boyunca bunu defalarca yaşarız.
Her gece küçük bir teveffî.
Her sabah küçük bir be’as.
Sonra bir gün gelecek büyük teveffî.
Ardından büyük be’as.
Belki de bu yüzden uyku, insanın her gün yaşayarak öğrendiği en büyük hakikat derslerinden biridir.
İnsan :
• Her gece hayatın kontrolünün kendisinde olmadığını öğrenir.
• Gözlerini kapatır.
• İradesini kullanamaz hâle gelir.
• Bedenini kendi emrine veremez.
• Sonra sabah gözlerini açar.
• Yeniden hareket eder.
• Yeniden konuşur.
• Yeniden seçer.
• Yeniden kesb eder.
Ve bütün bunları kendi kendine yaptığını sanabilir.
Oysa Kur’ân’ın söylediği çok daha çarpıcıdır : “Sizi geceleyin teveffî eden ve sonra sizi be’as eden O’dur.”
Demek ki her sabah aslında küçük bir be’as yaşamaktayız.
Bu küçük be’as, büyük be’asin bize yabancı olmadığını öğretir.
Ölümü hiç yaşamamış olabiliriz ama teveffîyi her gece yaşıyoruz.
Büyük be’asi henüz görmemiş olabiliriz ama küçük be’asi her sabah görüyoruz.
Bu nedenle mesele yalnızca “öldükten sonra dirilecek miyiz” sorusu değildir.
Kur’ân bizi her sabah başka bir soruyla yüzleştiriyor : “Beni dün gece teveffî eden ve bu sabah yeniden be’as eden kim?!.”
Ve belki de insanın her sabah verdiği ilk cevap, hayatının en temel hamd cevaplarından biridir : Beni her gün yeniden hayata Çıkaran, öldükten sonra da çıkaracak.
“Vel be’asü be’adel mevti hakkun...”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP