ŞEYTANLA İLİŞKİMİZ
ŞEYTANLA İLİŞKİMİZ
Şeytanla ilişkimiz nasıl olmalı?!.
Bu soruya cevap vermeden önce, belki de daha temel bir soruyu sormalıyız : Şeytan kimdir?!.
Çünkü şeytanın kim olduğunu doğru konumlandırmadan, onunla ilişkimizin nasıl olması gerektiğini de doğru belirleyemeyiz.
Şeytanı Allah’ın karşısında bağımsız bir güç, iyiliğin karşısında kötülüğün ontolojik kaynağı gibi görürsek, farkında olmadan iki mutlak güç tasavvur etmiş oluruz.
Oysa böyle bir şey söz konusu değildir.
Allah mutlak ontolojidir; şeytan ise yaratılmışlar alanında, yani mukayyed ontoloji içerisindedir.
Dolayısıyla şeytanın varlığı Allah’ın varlığına rakip değildir. Şeytan Allah’a karşı ontolojik bir güç değildir.
Emre itaatsizlik, ontolojik bağımsızlık anlamına gelmez.
İblis Allah’ın emrine karşı gelmiştir; fakat bu karşı geliş onu Allah’tan bağımsız bir varlık hâline getirmemiştir.
Tam tersine, şeytan da Allah’ın bilgisi, iradesi ve kudreti içerisinde varlığını sürdürmektedir.
Burada önemli bir noktaya geliyoruz :
• Şeytan vardır; fakat mutlak değildir.
• Şeytan etkilidir; fakat belirleyici değildir.
• Şeytan faaliyet hâlindedir; fakat başıboş değildir.
ŞEYTAN KİMDİR?!
Kur’an’da “şeytan” kelimesi yalnızca İblis için kullanılmaz.
Nitekim : “Böylece her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık...” (6:112) buyurulur.
Demek ki “şeytan” kavramını yalnızca tek bir varlığın özel adı olarak ele almak yeterli değildir.
Şeytanlık, aynı zamanda bir işlev, bir yönelim, bir düşmanlık biçimi olarak da karşımıza çıkar.
İblis ise bu yapının en belirgin aktörüdür.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey şudur : Şeytan insanı insan yapan şey değildir.
İnsanın insanlığı şeytana bağlı değildir.
İnsanı insan yapan; iradesi, seçimi, kesbi ve sorumluluğudur.
Şeytan olmasaydı sınamanın biçimi farklı olabilirdi ama insan yine insan olurdu.
Bu nedenle bütün sorumluluğu şeytana yüklemek, sonunda insanın kendi sorumluluğunu ortadan kaldırır.
Bütün suçu şeytana yüklersek, bizim sorumluluğumuzun, dolayısıyla insanlığımızın bir anlamı kalmaz.
“BANA MÜHLET VER” Mİ, “BENİ GÖZET” Mİ?!
İblis, Allah’a şöyle seslenir : أَنْظِرْنِي إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ = “Beni diriltilecekleri güne kadar...”
Ardından Allah : إِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ buyurur.
Bu ifade geleneksel olarak, “sen mühlet verilenlerdensin” şeklinde anlaşılmıştır.
Bu klasik anlamı görmezden gelmiyoruz. Aksine, öncelikle onu teslim ediyoruz. الْمُنظَرِينَ kelimesinin yerleşik ve klasik okuması “mühlet verilenler”dir.
Fakat burada bizim için önemli bir başka mesele var.
Kelimenin bağlı olduğu ن ظ ر kökünün Kur’an’daki anlam alanında bakmak, görmek, gözetmek, gözlemek, dikkate almak gibi anlamlar da bulunmaktadır.
Üstelik hemen ardından iblis şunları söylemektedir : “Onları saptırmak için mutlaka Senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim...” (7/16-17)
Yani iblis kendisine tanınan sürenin ne için kullanılacağını hemen açıklamaktadır : İnsanları izleyecek, onlara yaklaşacak, yollarını kesecek, onları saptırmaya çalışacaktır.
İşte tam burada, klasik “mühlet verilenler” anlamının yanında, kökün gözetleme/takip etme anlam alanını da dikkate alan bir okuma imkânı ortaya çıkmaktadır.
Biz bu sebeple klasik anlamı reddetmiyoruz. Fakat bağlamdan hareketle, burada yalnızca “kendisine süre tanınmış bir şeytan” değil, aynı zamanda faaliyeti gözetim altında olan bir şeytan tasvir edildiğini düşünüyoruz.
Bu nedenle, “sen mühlet verilenlerdensin” anlamını dışlamadan, “sen gözetilenlerdensin” anlamını tercih ediyoruz.
Bu bir “klasik tercüme yanlıştır” iddiası değildir.
Bu, bağlamdan hareketle yapılmış bir anlam tercihidir.
Ve bize göre bu tercih, âyetin devamındaki tabloyu daha görünür kılmaktadır. Çünkü burada çok önemli bir gerçek ortaya çıkıyor : Şeytan mühlet istemiştir; Allah ise onu gözetimsiz bırakmamıştır.
MÜHLET VAR; BAŞIBOŞLUK YOK
Aslında “mühlet” anlamı ile “gözetim” anlamını birbirinin alternatifi hâline getirmek de gerekmeyebilir.
Şeytan gerçekten bir süre için = ilâ yevmi yğbasûn faaliyet gösterebilmektedir. Fakat bu faaliyet, Allah’ın bilgisinin ve gözetiminin dışına çıkmış değildir.
Kur’an’da insanlara da benzer bir sorumluluk yüklenmektedir:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. Her nefis yarın için ne hazırladığına baksın.” (59/18)
Buradaki وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ ifadesi son derece dikkat çekicidir.
İnsana :
“Baksın.” “Göstersin.” “Gözetlesin.” “Ne gönderdiğini kontrol etsin.” denmektedir.
İnsan yalnızca bugününü yaşamamalı, bugün yaptığı şeyin yarın önüne geleceğini gözetmelidir.
Âyetin sonunda da : إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ = “Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” buyurulur.
Burada üçlü bir yapı ortaya çıkmaktadır :
1. Şeytan gözetilmektedir.
2. İnsan, kendisini ve yaptıklarını gözetmekle yükümlüdür.
3. Allah ise insanın (ve şeytanın) yaptıklarından haberdardır.
Bu, şeytanla ilişkimiz açısından son derece önemli bir perspektiftir.
TAKVÂ : YARINI GÖZETEREK BUGÜNÜ YAŞAMAK
Takvâyı yalnızca “korkmak” üzerinden okumak, 59/18’in bize sunduğu sorumluluk boyutunu eksik bırakabilir.
Takvâlı insan, yaptığı şeyin nereye varacağını gözetir.
Bugünün davranışıyla yarının karşılaşması arasındaki ilişkiyi görür.
Bu nedenle şöyle söyleyebiliriz : Takvâlı insan yarını gözeterek bugününü yaşar. Sorumsuz insan bugünü yaşarken yarını unutur.
Şeytanın önemli faaliyet alanlarından biri de tam burada ortaya çıkmaktadır.
Şeytanın görevi insana :
• “Bir şey olmaz.”
• “Daha sonra bakarsın.”
• “Şimdi yaşa.”
• “Bunu herkes yapıyor.”
• “Bunun hesabı sonra.”
• “Amaan sende!” dedirtebilmek.
Yani insanın yarını/nı gözetmesini engellemek.
59/18 ise tam tersini söyler :
• Bak!
• Gözet!
• Ne gönderdiğine dikkat et!
• Çünkü yarın, bütün bu yaptıkların önüne gelecek.
Dolayısıyla şeytanla mücadele yalnızca onun fısıltılarını tanımaktan ibaret değildir. Aynı zamanda kendi yaptıklarımızı gözetmek demektir.
ŞEYTAN ÇAĞIRIR; İNSAN İCABET EDER
Şeytanın insan üzerindeki etkisinin sınırını Kur’an çok açık biçimde ortaya koyar.
Kıyamet günü şeytan şöyle diyecektir : “Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu. Ben sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz.” (14/22)
Bu âyet, şeytanın konumunu olağanüstü açık biçimde belirler.
• Şeytanın vesvesesi vardır; zorlayıcı gücü yoktur.
• Şeytan çağırır; insan icabet eder veya etmez.
• Şeytan süsler; insan seçer.
• Şeytan vesvese verir, insan karar verir.
Bu yüzden şeytanın etkisi vardır; belirleyiciliği yoktur.
İnsan yaptığı tercihin sorumluluğunu şeytana devredemez.
“Şeytan beni kandırdı” demek, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü şeytanın yaptığı çağrıdır.
İcabet insana aittir.
ALLAH İSTESE ŞEYTANI EMRİ ALTINA ALIR
Şeytanın Allah’a karşı bağımsız bir güç olmadığını gösteren başka bir çarpıcı örnek de Süleyman’a verilen imkândır.
Kur’an : “Şeytanlardan da Onun için dalan ve bundan başka işler yapanlar vardı.” (21/82) der.
Bir başka yerde : “Şeytanlardan da her bir bina ustası ve dalgıç...” (38/37) ifadesi geçer.
Burada çok önemli bir nokta vardır : Şeytanlar Süleyman’ın emri altında çalışmaktadır.
Onların tam olarak hangi varlık kategorisine ait oldukları ayrıca araştırılmayı gerektiren bir meseledir; bunu peşinen belirlememize gerek yoktur. Fakat metnin açıkça gösterdiği şey şudur : Şeytan Allah’a karşı bağımsız bir ontolojik güç değildir.
Allah dilerse onu başka bir kulunun emri altında dahi çalıştırabilir.
Dolayısıyla mesele şeytanın Allah’a karşı gücü değildir.
Asıl mesele, insanın şeytan karşısında ne yapacağıdır.
Allah istese şeytanı doğrudan emri altına alabilir.
Asıl dikkat çekici olan, insanın istemesidir.
Çünkü imtihanın anlamı burada ortaya çıkar : İnsan, kendisine gelen çağrı karşısında neyi seçecektir?!.
ŞEYTANIN HEDEFİ : İNSANI ALLAH’TAN UZAKLAŞTIRMAK
Şeytanın temel hedeflerinden biri insanı Allah’tan uzaklaştırmaktır.
Burada dün üzerinde durduğumuz Rabbimizle İlişkimiz metni yeniden karşımıza çıkar.
Kur’an : “Onlar Allah’ı unuttular; O da onları kendi nefislerini unutur hâle getirdi.” (9/67) buyurur.
Allah’ı unutmak, yalnızca Allah hakkında bir bilgi eksikliği değildir.
İnsanın kendi hakikatinden de uzaklaşmasına yol açar.
Çünkü insan Rabbini unuttuğunda, kendisini de doğru konumlandıramaz.
Nereden geldiğini, ne için yaşadığını, nereye gittiğini ve yaptıklarının ne anlama geldiğini unutmaya başlar.
Şeytanın başarısı da tam burada aranmalıdır.
Şeytan insanı Allah’ın yerine geçiremez ama insanın Allah’ı unutmasına çalışabilir.
İnsanın kendi sorumluluğunu unutmasına çalışabilir.
İnsanın yarınını unutup yalnızca bugüne kapanmasını sağlayabilir.
İnsana kendi yaptıklarını gözetmeyi bıraktırabilir.
ŞEYTANI NE BÜYÜTMELİ NE DE KÜÇÜMSEMELİ
Öyleyse şeytanla ilişkimizde iki uçtan da uzak durmalıyız.
Bir tarafta şeytanı büyütmek vardır:
Sanki Allah’ın karşısında bağımsız bir güçmüş gibi...
Sanki insanı zorlayabilirmiş gibi...
Sanki insanın günahının gerçek failiymiş gibi...
Bu anlayış, insanın sorumluluğunu zayıflatır.
Diğer tarafta şeytanı küçümsemek vardır :
• “Sadece vesvese.”
• “Bana bir şey yapamaz.”
• “Ben zaten kendime hâkimim.”
Bu da insanı rehavete sürükler.
Doğru konum şudur :
• Şeytanı büyütme.
• Şeytanı küçümseme.
• Şeytanı mazeret edinme.
Çünkü şeytan mutlak değildir ama aktiftir.
Şeytan serbest değildir; faaliyet hâlindedir.
Mühlet verilmiş olabilir ama başıboş bırakılmış değildir.
İnsan üzerinde etkisi olabilir ama insanın iradesinin yerine geçemez.
SONUÇ : GÖZETMEYİ BIRAKMA
Belki de şeytanla ilişkimiz açısından en önemli kelimelerden biri “gözetmek”tir.
Şeytan gözetim altındadır.
İnsan da kendisini gözetmekle yükümlüdür.
Allah ise her şeyi bilmektedir.
Belki de mesele, “şeytan bana ne yapabilir”den önce “ben ne yapıyorum?”dur.
Çünkü şeytan çağırabilir ama icabet etmek zorunda değiliz.
Şeytan süsleyebilir ama seçmek zorunda değiliz.
Şeytan vesvese verebilir ama karar vermek zorunda olduğumuz yer yine bizim irademizdir.
Ve belki de en önemlisi :
• Şeytan insanı insan yapmaz.
• Şeytan insanı insan olmaktan çıkaramaz.
• Fakat insanın insanlığından vazgeçmesi için onu kandırmaya çalışabilir.
Bu nedenle insanın görevi yalnızca şeytanı tanımak değildir.
Kendisini gözetmektir.
Bugün ne yaptığını...
Neyi seçtiğini...
Neye icabet ettiğini...
Ve bütün bunları yarın önüne çıkacak olan şeyler olarak görmektir.
Çünkü “her nefis yarın için ne gönderdiğine baksın.”
Ve "Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
Şeytanın faaliyeti vardır fakat mutlaklığı yoktur.
İnsanın iradesi vardır fakat sınırsızlığı yoktur.
Allah’ın bilgisi ve kudreti ise her ikisini de kuşatmaktadır.
• Mühlet vardır; fakat başıboşluk yoktur.
• Vesvese vardır; fakat zorlama yoktur.
• Sınanma vardır; fakat mazeret yoktur.
Ve sonunda insan, kendi seçiminin karşısına çıkacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder