YÛSUF’U MOTİVE EDEN NEYDİ?!
YÛSUF’U MOTİVE EDEN NEYDİ?!
İmtihan bilinci, Tevhîd idraki ve Merhamet
Yûsuf kıssasında insanı derinden sarsan âyetlerden biri, Yûsuf’un kendisine yıllarca acı çektiren kardeşleriyle yüzleştiği anda söylediği şu sözdür : “Bugün size hiçbir kınama yok! Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.” (Yûsuf 12/92)
Bu, sıradan bir affediş değildir. Çünkü Yûsuf’un karşısında kendisine bir kez kötülük etmiş insanlar yoktur. Onu kuyuya atan, ailesinden koparan, hayatının akışını değiştiren kardeşleri vardır. Ardından kölelik, iftira ve zindan gelir. Yûsuf’un yaşadıkları, yalnızca bir insanın başına gelen talihsizlikler zinciri değildir; insanın insana yapabileceklerinin de çarpıcı bir örneğidir.
Öyleyse Yûsuf, bütün bunlara rağmen nasıl oluyor da kardeşlerine, “bugün size hiçbir kınama yok!. = lâ tesrîbe aleyküm-ül yevm” diyebiliyor?!. Tesrîb/تثريب kelimesi Kur’an’da sadece burada geçer.
Bu merhameti yalnızca yüksek bir ahlâkın göstergesi olarak okumak yeterli midir; yoksa onun arkasında, yaşadıklarını anlamlandırma biçimini belirleyen daha derin bir idrak mi vardır?!.
YÛSUF, YAŞADIKLARINI UNUTMUYOR; ONLARI BAŞKA TÜRLÜ OKUYOR
Yûsuf’un kardeşlerini bağışlamasını, başına gelenleri unuttuğu veya yapılanları önemsiz gördüğü şeklinde yorumlayamayız. Kıssanın sonunda kuyuya atılışını kendisi de hatırlatır. Demek ki geçmiş silinmiş değildir.
Ancak Yûsuf, hayatını yalnızca kendisine kötülük yapan insanların fiilleri üzerinden okumuyor. Kardeşlerinin yaptıklarını görüyor; fakat yaşadıklarının bütün anlamını onların niyetlerine ve eylemlerine indirgemiyor. Çünkü O, başına gelenleri Rabbinin kendisini içinden geçirdiği bir imtihan süreci olarak da okuyabiliyor.
Kardeşleri Onu kuyuya attılar. Fakat kuyu, Onun hayatının sonu olmadı. Köle olarak satıldı; fakat kölelik, hayatının bütününü belirlemedi. İftiraya uğradı, zindana girdi; fakat zindan da son durak olmadı.
Her aşamada, insanın kurduğu hesapların ötesinde yeni bir kapı açıldı.
Yûsuf’un idraki, yaşanan kötülükleri inkâr etmekte değil, onların kendi hayatı üzerindeki belirleyiciliğini mutlaklaştırmamakta aranmalıdır.
Kardeşleri Onun başına gelenlerin birer faili oldular; fakat Onun hayatının nihâî anlamını tayin edemediler.
İMTİHAN BİLİNCİ, İNSANI ÖFKENİN MAHKÛMİYETİNDEN KURTARABİLİR
Yûsuf’un yaşadıklarını Rabbinin imtihanı olarak anlamlandırması, kardeşlerinin yaptıklarını Allah’ın emrettiği veya onların sorumluluktan kurtulduğu anlamına gelmez.
Burada önemli bir fark vardır : Bir olayın Allah’ın kuşatıcı iradesinin dışında gerçekleşmemesi, o olayın ahlâken onaylandığı anlamına gelmez. İnsan kendi fiilinden sorumludur. Kötülük, sırf daha sonra bir hayra vesile oldu diye iyiliğe dönüşmez.
Fakat Allah’ın takdiri, insanların kötülüklerinden ibaret değildir. İnsanların kötü niyetleriyle gerçekleştirdikleri fiiller, ilâhî hikmetin kuşattığı bir hayatın son sözünü söyleyemez.
Yûsuf’un kardeşleri Onu kuyuya atarken bir amaç taşıyorlardı. Ancak onların amacı, Yûsuf’un hayatının varacağı noktayı belirleyemedi.
Yûsuf, kendi hayatına geriye dönüp baktığında yalnızca kendisine yapılan kötülükleri görmüyor; o kötülüklerin içinden açılan yolları ve Rabbinin lütfunu da görebiliyor.
Nitekim ailesiyle yeniden bir araya geldiğinde şöyle diyordu : “Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde lütuf sahibidir.” (Yûsuf 12/100)
Bu söz, geçmişteki kötülüklerin yok sayılması değildir. Yaşananların, kötülük yapanların tasarladığı sonuçla sınırlı kalmadığının fark edilmesidir.
Belki de Yûsuf’un merhametini mümkün kılan güçlerden biri budur : Kendisine yapılan kötülüğü, kendi hayatının bütün hakikati hâline getirmemek.
GÜÇ ELİNE GEÇTİĞİNDE NE YAPACAKSIN?!
Kıssanın bu noktasında şartlar değişmiştir. Bir zamanlar kardeşlerinin elinde güçsüz olan Yûsuf, şimdi onların karşısında güçlüdür. Artık kendisine yapılanların hesabını sorabilecek durumdadır.
İşte merhametin gerçek sınavı burada başlar.
Güçsüzken intikam alamamakla güçlü olduğu hâlde intikamı seçmemek aynı şey değildir. İlkinde imkân yoktur; ikincisinde ise bir tercih vardır.
Yûsuf, geçmişte kendisine yapılanları kardeşlerinin önüne serip onları utandırmayı, cezalandırmayı veya ömür boyu suçluluklarının altında ezmeyi seçmiyor.
“Bugün size hiçbir kınama yok!”
Bu cümle, geçmişteki kötülüğü iyi ilan etmez. Fakat geçmişteki kötülüğün bugünkü ilişkiyi sonsuza kadar esir almasına da izin vermez.
Yûsuf’un merhameti, kardeşlerinin suçsuzluğuna ilişkin bir hüküm değil; kendi elindeki gücü nasıl kullanacağına ilişkin bir tercihtir.
Ardından, “Allah sizi bağışlasın!” diye duâ eder. Kendi affedişini Allah’ın kesin bağışlamasıyla özdeşleştirmez; kardeşlerini ilâhî rahmete havale eder.
Ve merhamet edenlerin en merhametlisine yönelir.
YÛSUF’UN MERHAMETİNİN ARKASINDAKİ TEVHÎD
Tevhîd, yalnızca Allah’ın bir olduğunu söylemek değildir. Hayatı, insanları ve olayları anlamlandırırken hiçbir insanı, hiçbir olayı ve hiçbir gücü mutlaklaştırmamaktır.
Yûsuf’un hayatında kardeşlerinin kötülüğü gerçektir; ama mutlak değildir. İftiracıların suçlamaları gerçektir; ama nihâî hüküm değildir. Zindan gerçektir; ama hayatının sonu değildir.
Onun hayatında insanların fiilleri vardır; fakat onların fiillerini kuşatan, aşan ve sonuçlarını onların tasarladıklarından farklı bir yöne taşıyabilen Rabbinin lütfu da vardır.
Bu idrak, Yûsuf’un kardeşlerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ancak Yûsuf’un onlara karşı tutumunu belirleyen tek unsurun geçmişteki kötülük olmasını engeller.
Belki de burada merhamet, imtihan bilinciyle birleşir : İnsan, başına gelenleri yalnızca kendisine yapılanlar üzerinden okumaktan kurtuldukça, kendisine kötülük yapanları da yalnızca yaptıkları kötülükten ibaret görmemeyi öğrenebilir.
Bu, her kötülüğe sessiz kalmak veya her suçluyu sonuçlarından muaf tutmak demek değildir. Adâlet ihtiyacıyla intikam arzusunu birbirine karıştırmamak; bağışlamayı, sorumluluğu inkâr etmekten ayırmaktır.
Yûsuf’un yaptığı da budur : Kardeşlerinin fiillerini inkâr etmeden, onlara karşı elindeki gücü merhamet yönünde kullanmak.
SONUÇ : İNSANIN BAŞINA GELEN Mİ, YOKSA ONU ANLAMLANDIRMA BİÇİMİ Mİ?!.
Yûsuf kıssası bize yalnızca insanların birbirlerine neler yapabileceklerini anlatmaz. İnsanların birbirlerine yaptıklarının, hayatın bütün anlamını belirlemeye yetmediğini de gösterir.
Yûsuf’un kardeşleri onu kuyuya attılar fakat Yûsuf, bütün hayatını o kuyunun karanlığında bırakmadı. İftiraya uğradı, zindana girdi; fakat kendisini yalnızca mağduriyetinden ibaret görmedi. Güç sahibi olduğunda da geçmişteki acılarını başkalarına acı çektirmenin gerekçesine dönüştürmedi.
Onun merhametinin arkasında, yaşadıklarını Rabbinin imtihanı olarak okuyabilen bir idrak bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu, âyetin açıkça bildirdiği bir iç konuşma değil; kıssanın bütünü üzerinden ulaştığımız bir yorumdur.
Yine de 12/92 ile 12/100 arasında anlamlı bir bağ vardır : Yûsuf, kardeşlerini bağışlarken geçmişi silmez; geçmişe daha geniş bir hakikat ufkundan bakar.
Belki de Onun bize bıraktığı en önemli ders şudur : Kendisine yapılan kötülüğü hayatının bütün hakikati saymayan insan, kötülüğün kendisini yeniden üretmek zorunda olmadığını anlayabilir.
Ve belki merhametin en yüksek biçimlerinden biri, insanın kendisine yapılanı unutması değil; o kötülüğün kendisini de kötüleştirmesine izin vermemesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder