GÖMLEK GELİNCE...

GÖMLEK GELİNCE, KİMİN GÖZÜ AÇILDI?!

Yûsuf Sûresindeki Gömlek, Hakikat ve İnsanın Görmesi Üzerine Alternatif Bir Okuma

Not : Bu okuma, bir yorum.

Yûsuf kıssasında gömlek, sıradan bir giysi olarak başlayıp sıradan bir giysi olarak kalmaz. Yûsuf’un gömleği, kıssanın üç ayrı dönüm noktasında karşımıza çıkar. Bu gömlek her defasında başka bir olayın parçasıdır; fakat bu olayları birbirine bağlayan ortak bir mesele vardır : Hakikat ile insanın hakikat hakkındaki hükmü arasındaki mesafe.

İlk gömlek, ikinci gömlek ve üçüncü gömlek… Bunları yalnızca olay örgüsünün ayrıntıları olarak mı okuyacağız, yoksa aralarında daha derin bir anlam ilişkisi de arayabilir miyiz?!.

Bu yazıda ikinci yolu deneyeceğiz. Amacımız, Kur’an’ın açıkça bildirdiği olayları inkâr etmek değil; kıssanın kendi içindeki bağlantılardan hareketle, alışılmış okumanın gözden kaçırabileceği bir anlam imkânını araştırmaktır.

1. İlk Gömlek : Göz Görmekle Hakikati Görmüş Olmaz

Yûsuf’un kardeşleri, Onu kuyuya bıraktıktan sonra babalarına kanlı gömleğini getirirler. Yûsuf 12/18’de anlatılan bu olayda gömlek, bir aldatma düzeninin parçasıdır. Kardeşler, kanlı gömleği Yûsuf’un öldüğüne ilişkin delil olarak sunarlar. Oysa gömlek, onların anlatmak istedikleri hakikati doğrulamaz. Ortada bir kan vardır; fakat anlatılan olay doğru değildir. Görünen bir şey vardır; fakat görünenden çıkarılması istenen sonuç yanlıştır.

Burada gözlerin açık olması, hakikatin de açık olduğu anlamına gelmez. İnsan gördüğü bir nesneden hareketle yanlış bir hükme varabilir. Hatta gördüğü şey, onu hakikatten uzaklaştırmak için özellikle hazırlanmış olabilir.

Yâkub’un karşısındaki sorun yalnızca bir gömleğin kanlı olması değildir. Asıl sorun, gömleğin taşıdığı işaretin hangi niyetle ve hangi anlatının içinde sunulduğudur.

Hile, her zaman görünmeyeni saklayarak işlemez; bazen görüneni yanlış konuşturarak işler.

İlk gömlek, bu bakımdan hakikatin kendisi değil, hakikatmiş gibi sunulan yanlış bir hükmün aracıdır.

2. İkinci Gömlek : Hakikate Hizmet Eden İşaret

Yûsuf sûresinin 25-28. âyetlerinde, Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olması, suçlamanın değerlendirilmesinde belirleyici olur. Gömleğin yırtılma biçimi, anlatılan olayla ilgili bir çıkarıma imkân verir.

İlk gömlekte de bir işaret vardı. İkinci gömlekte de bir işaret vardır. Fakat işaretlerin gördüğü işlev aynı değildir.

İlkinde gömlek, yanlış bir sonuca dayanak yapılır. İkincisinde ise gömleğin taşıdığı iz, gerçeğin anlaşılmasına hizmet eder.

Demek ki bir işaretin varlığı tek başına yeterli değildir. Onun nasıl değerlendirildiği, hangi hükme dayanak yapıldığı ve hakikatle nasıl ilişkilendirildiği de önemlidir.

Burada gömleği doğrudan hakikatin kendisi saymıyoruz. Gömlek, hakikati açığa çıkarabilecek bir delildir. Delil ile hakikat arasındaki ayrım korunmalıdır; çünkü delil, doğru okunabileceği gibi yanlış da okunabilir.

İlk iki gömlek bize şunu öğretir : Bir işaret, hakikati örtebilir de hakikatin ortaya çıkmasına da hizmet edebilir.

Öyleyse mesele yalnızca ne gördüğümüz değil, gördüğümüzü nasıl anladığımızdır.

3. Üçüncü Gömlek : Yâkub’un Önceden Söylediği Söz

Şimdi kıssanın asıl düğümüne, Yûsuf 12/93-96 arasındaki olaylara gelelim.

Yûsuf, kardeşlerine gömleğini babasının yüzüne koymalarını söyler. Müjdeci gömleği Yâkub’un yüzüne koyduğunda, 96. âyetin ifadesiyle, onun görmesi yeniden gerçekleşir : فَارْتَدَّ بَصِيرًا = Fertedde basîrâ.

Âyetin devamı ise bu olayın anlamını araştırırken gözden kaçırılmaması gereken âyete dönelim : أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ = “Ben size, Allah tarafından sizin bilmediklerinizi bildiğimi söylememiş miydim?!.” (12/96)

İşte yorumumuzun hareket noktası burasıdır.

Yâkub, gömlek gelince ilk kez konuşmaya başlayan, ilk kez bir bilgiye ulaşan biri değildir. Aynı sözün anlamını daha önce de dile getirmiştir. 12/86’da kederini ve tasasını Allah’a arz ettiğini söyledikten sonra, Allah tarafından başkalarının bilmediklerini bildiğini ifade eder. 12/87’de ise oğullarına Yûsuf’u ve kardeşini araştırmalarını söyler. Dolayısıyla 12/96’daki cümle, önceki konuşmayla doğrudan bağlantılıdır. Yâkub, gömlek geldikten sonra yeni bir iddiada bulunmaktan çok, daha önce söylediklerini hatırlatmaktadır.

Burada bir soru doğuyor : Yâkub’un önceden dile getirdiği bilgiye ne oldu?!. Bu bilgi, gömlek gelince mi ortaya çıktı; yoksa gömleğin gelişiyle birlikte başkalarının da anlayabileceği (= bizim de anlayabileceğimiz) bir hâle mi geldi?!.

Kur'an, Yâkub’un fiziksel görmesinin geri geldiğini anlatır. Bizim önerdiğimiz sembolik okuma ise bu olayın yanına başka bir soruyu koymaktadır : Yâkub’un ne bildiğini anlamak için neden gömleğin gelmesini bekledik?!.

Bu soru, âyetin açık anlamını ortadan kaldırmaz fakat kıssayı okuyan bizlerin konumunu değiştirebilir.

Yâkub’un Görmesi Yeni Başlamadı; Bizim Görmemiz Değişti

Yorumumuzun iddiası, Yâkub’un fiziksel olarak hiç görme kaybı yaşamadığını kanıtlamak da Kur'an’ın anlattığı fiziksel iyileşmeyi inkâr etmek de değildir.

Buradaki iddia, sembolik düzlemde başka bir görme biçimine ilişkindir.

Yâkub, gömlek gelmeden önce de Allah tarafından başkalarının bilmediklerini bildiğini söylemiştir. Fakat biz, Onun bu sözünün anlamını 3. gömlek gelinceye kadar yeterince kavrayamadık.

Biz Onun ne bildiğini anlamak için bir işaretin gelişini beklerken, Onun önceden söylediği sözü gözden kaçırdık.

Ben bu yoruma 3. gömleğin Yâkub’un gözlerini nasıl açtığını düşünürken ulaştım, ve kıssayı okuma biçimim değişti.

Ya!, 3. gömleğin gelişiyle açığa çıkan şey, yalnızca Yâkub’un görmesi değil de bizim Onu/Onun bilgisini anlayamamış olmamızsa?!.

Belki de Yâkub’un görmesi yeni başlamadı; bizim Onun neyi bildiğini anlamamız için gömleğin gelmesi gerekti.

Ya!, asıl kör olan bizlersek!.

Bu cümle, fiziksel körlük hakkında bir teşhis değildir. Hakikati görme iddiamız ile hakikati gerçekten kavramamız arasındaki mesafeye ilişkin bir özeleştiridir. Çünkü insan, bir başkasının gözleri görmediği için onun hakikati göremediğine hükmedebilir. Oysa gözün görmesi ile hakikatin kavranması aynı şey değildir. Bir insan fiziksel olarak göremediği hâlde bir hakikati kavrayabilir; gözleri açık olan bir başkası ise önündeki hakikati fark edemeyebilir.

Yâkub’un sözleri ile 3. gömleğin gelişi arasındaki ilişki, bizi bu ihtimal üzerinde düşünmeye çağırmaktadır.

Gömlek ve Hakikat Arasındaki İlişki

Üç gömleği bu bakışla yan yana getirdiğimizde bir anlam çizgisi belirginleşir.

İlk gömlek, hilenin hizmetine sokulur. İkinci gömlek, gerçeğin anlaşılmasına yardımcı olur. Üçüncü gömlek ise Yâkub’un daha önce dile getirdiği bilginin, yaşanan olayla birlikte yeniden görünür hâle gelmesine eşlik eder.

Bu üç olayın her birinde gömlek, insanın hakikatle ilişkisine başka bir yönden dokunur.

İlkinde gömlek; yanlış hükme dayanak yapılır. İkincisinde; doğru hükme ulaşmaya yardımcı olur. Üçüncüsünde ise; önceden söylenmiş bir sözün anlamı, yaşanan gelişmeyle yeniden belirginleşir.

Buradan hareketle gömleği, hakikatin kendisi olarak değil, hakikatin örtülmesi veya açığa çıkmasıyla ilişkili bir işaret olarak okumak da mümkündür.

Ancak bu sembolik anlam, Kur'an’ın açıkça bildirdiği bir açıklama değil, kıssanın iç bağlantılarından hareketle ulaştığımız bir yorumdur. Bu ayrımı korumak, yorumun değerini azaltmaz; aksine neyi metinden çıkardığımızı, neyi metin üzerinde düşündüğümüzü açıkça ortaya koyar.

Asıl Mesele : Görmek mi, Gördüğünü Bilmek mi?!

Yûsuf kıssasının bu üç gömleği, bizi yalnızca Yâkub’un gözleri hakkında düşünmeye sevk etmiyor, aynı zamanda kendi görme iddiamızla da yüzleştiriyor.

Bir şeyi görmek, onu doğru anlamak değildir. Bir delile sahip olmak, onun gösterdiği hakikati kavramış olmak değildir. Bir insanın ne bildiğini anlamak da her zaman onun sözünü ilk işittiğimiz anda gerçekleşmez.

Bazen hakikat önümüzdedir; fakat biz onu taşıyan işareti yanlış okuruz. Bazen doğru bir söz işitiriz; fakat o sözün değerini ancak olaylar geliştikten sonra kavrarız. Bazen de bir insanı, kendi bilgimizi ölçü alarak değerlendirir ve onun göremediğini sanırız.

Yâkub’un 12/86’daki sözü ile 12/96’daki hatırlatması arasında kurulan bağ, bu ihtimali düşünmemiz için güçlü bir zemin sunmaktadır.

Belki de kıssanın bu yönü bize şu soruyu sorduruyor : Hakikati göremeyen, gerçekten gözü görmeyen midir, yoksa gördüğünü sandığı şeyin ötesine geçemeyen mi?!.

Bu soru, gömleğin fiziksel olarak nasıl bir şifa vesilesi olduğuna ilişkin soruyu ortadan kaldırmaz. Fakat ona ek olarak, bizim hakikati nasıl gördüğümüzü ve başkalarının bilgisi karşısında nasıl hüküm verdiğimizi sorgulayan bir boyut açar.

Yâkub’un gözlerinin yeniden görmesi, kıssanın anlattığı olaydır. Yâkub’un daha önce söylediği sözün anlamını, gömlek geldikten sonra kavramamız ise bizim okuma tecrübemizdir.

İkisini birbirine karıştırmadan yan yana koyduğumuzda, üçüncü gömleğin sembolik anlamı belirginleşir : Bu gömlek, yalnızca Yâkub’un görmesiyle ilişkilendirilen bir nesne değil, bizim Yâkub’un ne bildiğini anlamamızın da işareti hâline gelir.

Sonuç : Gömlek Gelince Kim Gördü?!

Üç gömlek, aynı kıssa içinde üç farklı ilişkiyi görünür kılar : Hile ile görünüş, delil ile hakikat, bilgi ile kavrayış.

İlk gömlekte, görünen şey bizi yanlış bir hükme götürdü. İkinci gömlekte, doğru okunan bir işaret hakikatin anlaşılmasına yardımcı oldu. Üçüncü gömlekte ise daha önce dile getirilmiş bir bilgi, yaşanan olayla birlikte yeniden anlam kazandı.

Bu okumada gömlek, kendi başına hakikat değildir. Hakikati yaratan veya bağımsız bir güçle açığa çıkaran bir nesne de değildir. Fakat kıssanın anlatı örgüsü içinde, hakikatle kurduğumuz ilişkinin nasıl değişebildiğini düşünmemize imkân verir.

Yâkub’un sözleri, gömlek gelmeden önce de oradadır; o gömlek geldiğinde ise biz o sözlere yeniden bakarız.

Belki de üzerinde durmamız gereken asıl dönüşüm budur : Yâkub’un ne bildiğini anlamak için Onun gözlerinin açılmasını bekleyen bizler, kendi hükmümüzün sınırlarını ve kendi körlüğümüzü fark ederiz.

Yâkub’un görmesi yeni başlamadı; bizim Onun neyi bildiğini ve gördüğünü anlamamız için o 3. gömleğin gelmesi gerekti.

Ve şimdi soru bize dönüyor : Gözlerimiz açıkken hakikati gerçekten görüyor muyuz, yoksa hakikati ancak kendi hükmümüzü doğruladığında mı tanıyoruz?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP