İBLİSİN İSYANI

İBLİSİN İSYANI 

İtaatsizlikten Şeytanlığa : Suçu Reddetmek, Suçlamak ve Kendi Yanlışını Başkalarına İşletmek

İblisin hikâyesini yalnızca Allah’ın emrine karşı gelen bir varlığın hikâyesi olarak okumak, anlatının ahlâkî ve psikolojik derinliğini eksik bırakabilir. Çünkü mesele, emre itaatsizlikle başlayıp orada bitmez. Asıl dikkat çekici olan, iblisin itaatsizliğinden sonra takındığı tavırdır. İblîs, kendi kararını sorgulamaz, suçunu kabul etmez, sorumluluğunu üstlenmez. Aksine, kendi yanlışını haklı çıkarmaya çalışır. Ardından bu iddiasını insan üzerinden gerçekleştireceği bir mücadeleye dönüştürür.

İblisin suçu emre itaatsizliktir; şeytanlığı ise bu itaatsizliği sürdürmek, sorumluluğunu başkasına yüklemek ve kendi yanlışına taraftar toplamaktır.

1. İLK KIRILMA : EMRE İTAATSİZLİK 

Kur’an, iblisin Âdem’e secde etme emrine karşı gelişini açıkça anlatır : “... iblis, secdeyi reddetti ve büyüklük tasladı...” (Bakara 2/34).

A’râf sûresinde iblisin gerekçesi de açıklanır : “ben Ondan/Âdem’den daha hayırlıyım; beni ateşten, Onu çamurdan yarattın.” (A’râf 7/12; ayrıca Sâd 38/76).

İblis, kendisini Âdem’den üstün görmektedir. Üstelik bu üstünlük iddiasını, yaratılış malzemelerine ilişkin kendi kıyasına dayandırmaktadır. Ateşi çamurdan üstün saymakta; bu kıyasından hareketle Allah’ın emrine karşı çıkmaktadır.

Burada ilk ahlâkî kırılma meydana gelir : İblis, emri yerine getirmemek için kendi ölçüsünü ilâhî emrin önüne koyar.

Sorun, yalnızca ateşle çamur arasında yanlış bir karşılaştırma yapması da değildir; daha derindeki sorun, kendi değerlendirmesini emre itaatsizliğinin gerekçesi hâline getirmesidir. Başka bir ifadeyle, kendi aklî hükmünü ilâhî emrin üstüne çıkarmaktadır.

2. İTAATSİZLİKTEN SONRA : SUÇUNU KABUL ETMEMEK 

İblisin hikâyesinde asıl önemli eşik, emre karşı gelmesinden sonra ortaya çıkar. Çünkü bir yanlış yapmakla o yanlışı savunmak aynı şey değildir.

İnsan yanlış yapabilir; yanıldığını fark edebilir, sorumluluğunu kabul edebilir ve yönünü değiştirebilir. İblisin anlatıdaki tavrı ise bunun tam tersidir : Kendi tercihini sorgulamak yerine, yaşananların sorumluluğunu kendisinden uzaklaştırmak.

İblis Hicr sûresinde şöyle der : “...beni saptırmana karşılık, ben de onlara yeryüzünü [kötülüklerle] süsleyeceğim ve onların hepsini saptıracağım.” (Hicr 15/39)

A’râf sûresinde de benzer biçimde konuşur : “beni saptırdığın için ben de mutlaka onlar için Senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.” (A’râf 7/16)

Burada kritik ayrım şudur : “beni Sen saptırdın” sözü, Kur’an’ın Allah hakkında verdiği bir hüküm değil, iblisin kendi durumuna ilişkin iddiadır.

İblisin bu sözüyle kendisini nasıl konumlandırdığını araştırıyoruz. Çünkü konuşan, yaptığı tercihin sorumluluğunu üstlenen bir özne değil; kendi durumunu başka bir iradeye bağlayan bir iddia sahibidir.

İblis, “Emre karşı geldim ve yanlış yaptım” dememekte; bunun yerine, “benim bu duruma düşmemin sebebi Sensin” demektedir.

Böylece itaatsizlik, sorumluluğun reddiyle birleşir. İblis yalnızca emri yerine getirmemiş değildir; kendi tercihiyle yüzleşmek yerine, tercihini açıklamak/gerekçelendirmek için Allah’ı suçlamaktadır.

3. GÖRÜNÜR SEBEP ÂDEM, GÖRÜNMEZ SEBEP ALLAH MI?!

İblisin zihnindeki nedensellik zincirini biraz daha derinleştirelim.

İblisin önünde Âdem vardır. Secde etmesi istenen Âdem’dir; kendisini Ondan/Âdem’den üstün gören de iblistir. İblisin yaşadığı çatışmanın görünür odağında Âdem bulunur. Ancak Âdem’i yaratan Allah’tır. Secde emrini veren de Allah’tır. Dolayısıyla iblis, yaşadığı durumu kendi zihninde daha geriye taşıyarak Allah’a bağlamaktadır.

Bu bakımdan, iblisin kurduğu anlatıda görünür sebep Âdem, görünmeyen sebep ise Allah’tır. İblisin “beni Sen saptırdın” sözü, bu atfın dildeki ifadesi olarak okunabilir.

Fakat burada çok önemli bir ayrım korunmalıdır.

Allah’ın Âdem’i yaratması, iblise secde emrini vermesi ve imtihan düzeninin kurucusu olması, iblisin kendi tercihiyle gerçekleştirdiği itaatsizliğin ahlâkî sorumluluğunu, kendiliğinden Allah’a aktarmaz.

Yaratmanın ve varlık düzeninin kaynağı olmak başka, bir öznenin kendi tercihinin ahlâkî sorumluluğunu taşımak başkadır. Ontolojik bağımlılık, ahlâkî sorumluluğun otomatik olarak devredilmesi demek değildir.

İblisin iddiasındaki sorun da burada belirginleşir: Kendi durumunun Allah’ın kurduğu düzen içinde meydana gelmesini, kendi tercihinin sorumluluğunu üstlenmemek için gerekçe hâline getirmektedir.

Kur’an’ın anlattığı imtihan düzeni içinde iblisin itaatsizliği de insanın imtihanının bir parçası hâline gelir. Ancak bundan, Allah’ın iblisin niyetini onayladığı veya onun ahlâkî sorumluluğunu üstlendiği sonucu çıkarılamaz.

4. KİBİRDEN HINCA, HINÇTAN MEYDAN OKUMAYA 

İblisin Âdem’e yönelik tavrı, yalnızca bir görüş ayrılığı değildir. Kendi üstünlük iddiası reddedilmiş ve kovulmuş/recmedilmiş bir öznenin, bu durumu kabullenmek yerine karşı hamleye yönelmesi söz konusudur.

Hicr sûresi 39. âyetin devam cümlesi dikkat çekicidir : “...ben de onlar için yeryüzünde [kötülükleri] süsleyeceğim ve onların hepsini saptıracağım.” (Hicr 15/39).

İblisin yönelimi artık kendi durumunu açıklamakla sınırlı değildir. İnsanlara yönelik bir eylem programı ilan etmektedir.

Sâd sûresinde bu tavır, yeminli bir meydan okumaya dönüşür : “Senin izzetine andolsun ki onların hepsini mutlaka saptıracağım.” (Sâd 38/82)

Bu noktada davranış zincirini şöyle okuyabiliriz : Kibir → itaatsizlik → suçu kabul etmeme → sorumluluğu başkasına yükleme → hınç → meydan okuma → insanları saptırma kararlılığı.

Bu zincirdeki “kibir”, “hınç” ve “meydan okuma” ifadeleri, âyetlerin doğrudan kullandığı terimler değildir; anlatıdan çıkardığımız psikolojik ve ahlâkî çözümlemenin kavramlarıdır. Bu kavramlar, iblisin sözleri ve ilan ettiği niyet arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır.

İblis, kendi itaatsizliğiyle yüzleşmek yerine mücadeleyi dışarıya taşımaktadır. Kendi kararının sonuçlarını kabul etmek yerine, insanı hedef alan bir karşı hamleye yönelmektedir.

5. İNSANI HARCAMAK : ÂDEM’LE BAŞLAYAN ÇATIŞMA 

İblisin Âdem’e secde etmeyi reddetmesiyle başlayan çatışma, insan soyuna yönelik düşmanlığa dönüşür.

İblisin mantığını, anlatının bütünü üzerinden şöyle ifade edebiliriz : “Sen Âdem’i üstün bir konuma yerleştirdin. Ben ona secde etmeyi reddettim. Şimdi göreceksin!. Benim bu reddedişim boşuna değildi. Onu/Âdem’i ve soyunu saptıracağım; böylece benim hükmümün haklılığını Sana göstereceğim!.”

Bu sözler âyetlerden doğrudan alıntı değildir. İblisin ilan ettiği niyetin arkasında bulunabileceğini düşündüğümüz psikolojik mantığın yeniden kurulmasıdır.

Kur’an, iblisin insanları saptırma niyetini açıkça bildirir. Fakat “insanları saptırarak secde etmeyişimin haklılığını kanıtlayacağım” cümlesini doğrudan söylemez.

Bununla birlikte, iki anlatı unsurunu bir arada değerlendirmek anlamlıdır : İblis önce Âdem’e secde etmeyi reddeder; ardından Âdem’in soyunu saptıracağını ilan eder.

Bizim yorumumuz, ikinci tavrın birinciden bağımsız olmadığıdır. İblisin insanı hedef alması, yalnızca insanın düşmesini istemesi olarak değil, kendi (ilk) kararını savunmaya devam etmesinin bir yolu olarak da okunabilir.

Burada insan, iblisin gözünde yalnızca bir düşman değil; şeytanın kendi iddiasını sınayacağı bir deneme tahtasına dönüşmektedir.

İblis, kendi itaatsizliğini geriye dönük olarak değiştiremez; fakat insanın düşüşünü kendi kararına gerekçe yapmaya çalışır.

6. ŞEYTANLIK : KENDİ YANLIŞINA TARAFTAR TOPLAMAK 

Şimdiye kadarki çözümlemenin vardığı asıl nokta şudur.

Bir özne yanlış yapabilir; ancak yanlışını kabul etmemek için başkasını suçlamaya başladığında, sorumluluktan kaçmaktadır. Kendi yanlışını savunmaya başladığında, onu korumaktadır. Başkalarını da aynı yanlışa sürüklemeye başladığında ise artık kendi yanlışını başkalarının hayatında yeniden üretmektedir.

İblisin hikâyesi burada son aşamadır.

İblis yalnızca emre itaatsizlik etmiş olsaydı, anlatı itaatsizlikte kalırdı. Ancak o, itaatsizliğini kabul etmemekte, kendi durumunu Allah’a bağlamakta ve ardından insanları saptıracağını ilan etmektedir.

Böylece kendi yanlışını başkalarına da işletmeye yönelmektedir.

İşte bu noktada, şeytanlığı yalnızca kötülük yapmakla sınırlamayan bir tanıma ulaştırabiliriz : Şeytanlık, kendi yanlışını kabul etmemekle kalmayıp onu başkalarına da işleterek kendi yanlışına taraftar toplamaktır.

Buradaki “taraftar toplamak”, yalnızca bir görüşe insan kazandırmak anlamında değildir. Bir yanlışın başkalarının tercihleri, davranışları ve hayatları üzerinden çoğaltılmasıdır. Böylece kişi, kendi yanlışını bir başkasının da yanlışı hâline getirmeye çalışır.

Bununla birlikte, her yanlış yapanı doğrudan “şeytan” diye damgalamak da doğru olmaz. Buradaki kavram, insanları etiketlemek için değil, bir davranış örüntüsünü teşhis etmek için kullanılmaktadır : Yanlışında ısrar etmek, sorumluluğu reddetmek ve başkalarını da o yanlışa çekmektir şeytanlık.

Bir yanlışın çok kişi tarafından tekrarlanması, onu doğruya dönüştürmez. Bir iddianın taraftarlarının çoğalması, iddianın haklılığının kanıtı değildir.

İblisin muhtemel iç mantığı açısından insanın düşmesi, onun iddiasını doğruluyor gibi görünebilir. Fakat insanın yanlışa düşmesi, iblisin başlangıçtaki kıyasını veya itaatsizliğini haklı çıkarmaz.

Bir yanlışın yaygınlaşması, onun doğruluğunu değil, yayılma gücünü gösterir.

7. İBLİS ANLATISINDAN KENDİMİZE DÖNMEK 

Bu anlatı yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayın açıklaması olarak okunursa, insan kendisini onun dışına yerleştirebilir : İblis orada, biz buradayız; suçlu o, masum biziz.

Oysa anlatının ahlâkî gücü, insanı kendi davranışını incelemeye çağırmasındadır.

Kendi yanlışımı kabul ediyor muyum, yoksa gerekçeler üreterek onu savunuyor muyum?!.

Sorumluluğumu üstleniyor muyum, yoksa başkalarını mı suçluyorum?!.

Yanlışımın sonuçlarıyla yüzleşiyor muyum, yoksa başkasının da aynı yanlışa düşmesini mi istiyorum?!.

Kendi haklılığımı sınamak için hakikate mi yöneliyorum, yoksa haklı çıkabilmek için çevremdekileri kendi düşünceme mi çekiyorum?!.

Bir insan kendi yanlışını başkasına da yaptırdığında, artık yalnızca kendi tercihini yaşamış olmaz. Başkasının tercih alanını da kendi yanlışının hizmetine sokmaya çalışır.

Burada en önemli ölçü, kişinin kaç taraftarı olduğu değil; kendi iddiasını hakikat karşısında sınamaya açık olup olmadığıdır.

İblisin anlatısında gördüğümüz tavır, hakikat karşısında geri adım atmayı değil, kendi iddiasını korumak için insanı saptırmayı seçen bir iradedir.

Bu nedenle, şeytanlığı teşhis etmenin en ciddî yolu başkasına isim koymak değil, önce kendi içimizde şu soruyu sormaktır : Ben hakikati mi savunuyorum, yoksa kendi yanlışımın yalnız kalmasına tahammül edemediğim için başkalarını da yanıma mı çağırıyorum?!.

Çünkü insan, kendi yanlışını kabul etmeyebilir; ama yanlışını başkalarına da işleterek haklı çıkacağını sanıyorsa, artık yanılgısını büyütüyor demektir.

Şeytan kendi yanlışına taraftar toplar. Hakikat ise taraftarlarının çokluğuyla değil, hakikat oluşuyla hakikattir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP