HESABI DÜZELTMEK

HESABI DÜZELTMEK

Hangi Yarışta, Ne Uğruna Koşuyoruz?!.

Çoğumuz, kazanmak uğruna kaybettiğimiz bir yarışın içindeyiz.

Ne kazandığımızı biliyoruz; kazandıklarımızı sayıyor, biriktiriyor, sergiliyor ve başkalarının kazandıklarıyla karşılaştırıyoruz fakat ne kaybettiğimizi aynı açıklıkla görebiliyor muyuz?!.

Kazancımızın miktarını ölçüyoruz da kaybımızın büyüklüğünü ölçebiliyor muyuz?!. Öne geçmek için koşuyoruz da nereye doğru koştuğumuzu soruyor muyuz?!. Herkesin alkışladığı bir başarı, gerçekten başarı mıdır? Bir yarışta öne geçmek, hayatın bütününde öne geçmek anlamına gelir mi?!.

Belki de asıl sorunumuz, yarışıyor olmamız değil; hesabımızı yanlış yapıyor olmamızdır.

Çokluğun Aldattığı Hesap

Kur’an, insanın bu yanılgısını tek bir cümleyle teşhis eder : “Çokluk yarışı sizi oyaladı.” (Tekâsür 102/1)

Tekâsür sûresinin başındaki ifade, yalnızca malın çokluğuyla ilgili değildir. Çokluk üzerinden üstünlük kurma, biriktirdikleriyle değer kazanma, başkalarından daha fazlasına sahip olarak kendini daha yukarıda görme tutkusudur söz konusu olan.

Daha çok mal, daha çok mülk, daha çok takipçi, daha çok görünürlük, daha çok taraftar, daha çok güç… çağ değişiyor; insanın çokluk üzerinden kendine değer biçme arzusu biçim değiştirerek sürüyor.

Biriktiriyoruz; çünkü biriktirdikçe güvende olacağımızı düşünüyoruz. Sayıyoruz; çünkü sayılabilen şeylerin elimizde, denetimimizde ve güvencemiz altında olduğuna inanıyoruz. Karşılaştırıyoruz; çünkü kendi değerimizi başkalarının gerisinde mi, önünde mi olduğumuza göre belirliyoruz.

Böylece hayat, yaşanacak bir imkân olmaktan çıkıp kazanılacak bir yarışa dönüşüyor. İnsan sahip olduklarını artırırken kendisini eksiltebiliyor; çevresini genişletirken iç dünyasını daraltabiliyor; dünyada daha fazla yer kaplarken hayatın anlamından uzaklaşabiliyor.

Tekâsür, işte bu yüzden yalnızca biriktirmeyi değil, biriktirmenin insanı oyalamasını eleştirir. Çünkü insan, çoğalttığı şeylerle meşgul olurken neyin gerçekten değerli olduğunu düşünmeyi bırakabilir.

Sûre, ölümle karşılaşıncaya kadar sürebilen bu oyalanmaya dikkat çeker. Ardından uyarır : İnsan, sonunda bu nimetlerden mutlaka sorguya çekilecektir. (Tekâsür 102/2-8)

Demek ki mesele, elimizde ne kadar bulunduğu kadar, elimizdekilerle ne yaptığımızdır. Mesele, neyi çoğalttığımız kadar, neyi ihmal ettiğimizdir.

Biriktirdiğimiz her şey kazanç hanesine yazılmaz. Bazı kazançlar, başka kayıpların üzerini örter.

Malını Sayar, Ömrünü Unutur

Hümeze sûresi, Tekâsür’de teşhis edilen yanlış hesabın insanı nerelere sürükleyebileceğini gösterir : “Mal toplayıp onu sayıp duran; malının kendisini ebedîleştireceği hesabını yapan…” (Hümeze 104/2-3)

Burada ince bir nokta var. İnsan malını topluyor, sayıyor, hesaplıyor. Ardından malının kendisini ebedîleştireceği hesabını yapıyor.

Bu, basit bir yanılgıdan daha fazlasıdır. İnsan, hayatını yanlış bir ölçüye göre düzenlemektedir. Elindeki malı çoğaltmakta, fakat hesabına kendi faniliğini katmamaktadır. Sahip olduklarını saymakta, fakat sahip olduklarının kendisine neyi kazandırıp neyi kaybettirdiğini hesaplamamaktadır.

Malın kendisini ebedîleştireceği hesabı yanlıştır. Çünkü mal, insanın ömrünü uzatacak mutlak bir güç değildir. Sahip olmak, kalıcı olmak demek değildir. Biriktirmek, ölüm karşısında ayrıcalık kazanmak anlamına gelmez.

Üstelik bu hesap, insanı yalnızca aldatmaz; ahlâken de bozabilir. Hümeze sûresinin başında insanları arkadan çekiştiren, yüzlerine karşı küçümseyen kimseye yönelik ağır bir uyarı vardır. Başkalarını değersizleştirmekle kendi değerini yükselttiğini sanan insan, servetiyle de kendisine bir üstünlük dünyası kurabilir.

Böylece yanlış hesap iki yönlü işler : İnsan, sahip olduklarıyla kendisini yüceltirken başkalarını küçültür; başkalarını küçülttükçe de kendi üstünlüğüne daha fazla inanır.

Oysa bir insanın değeri, sahip olduklarının toplamından ibaret değildir. Başkalarının kaybı, bizim kazancımız değildir. Birinin geride kalması, bizim hayırda öne geçtiğimizi göstermez.

Hümeze sûresi, malının kendisini ebedîleştireceği hesabını yapan insanı Hutame ile yüzleştirir. (Hümeze 104/4-9) Bu karşılaşma, insanın kendi kurduğu hesabın sonuçlarıyla yüzleşmesidir.

İnsan dünyada neyi güvence saymışsa onun gerçekten kendisini koruyup korumadığını görecektir. Ne kadar biriktirdiği değil, biriktirdiklerinin onu neye dönüştürdüğü de açığa çıkacaktır.

Yanlış hesabın en tehlikeli yanı, insana kendisini kazançta gösterirken onu kayba sürüklemesidir.

Peki, Doğru Hesap Nedir?!

Tekâsür yanlış ölçüyü teşhis ediyor, Hümeze bu yanlış hesabın insanı sürüklediği yanılsamayı gösteriyorsa, Asr sûresi önümüze başka bir ölçü koyar.

“Asra yemin olsun ki insan gerçekten hüsrandadır.” (Asr 103/1-2)

İnsan hüsrandadır; yani kayıp ihtimaliyle karşı karşıyadır. Üstelik bu kayıp, yalnızca parasını, malını veya fırsatlarını kaybetmek değildir. İnsan, hayatını tüketirken kendisini de tüketebilir. Ömrü geçerken karakterini kuramayabilir; imkânları elinden geçerken iyilik üretemeyebilir; zamanını doldururken hayatını anlamlandıramayabilir.

Asr sûresi, bu genel kaybın dışına çıkışın ölçülerini de bildirir : İman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.

Dikkat edelim : Buradaki ölçü, kimin daha çok biriktirdiği, daha fazla tanındığı veya daha fazla insanı geride bıraktığı değildir.

İman, insanın hakikatle kurduğu ilişkinin yönünü belirler. Sâlih amel, bu ilişkinin hayata yansımasıdır. Hakkı tavsiye etmek, insanın kendi doğrularıyla yetinmeyip başkalarıyla birlikte hakikati gözetmesidir. Sabrı tavsiye etmek ise bu yolda karşılaşılan güçlükler karşısında birbirini ayakta tutmaktır.

Demek ki kurtuluş, yalnızca kişinin kendi hesabını düzeltmesiyle de sınırlı değildir. İnsan, başkalarının hesabını da bozan bir düzenin parçası olabilir; yanlış ölçüleri yayabilir, haksızlıkları normalleştirebilir, insanları yanlış yarışlara sürükleyebilir. Bunun karşısında hakkı ve sabrı birlikte savunmak gerekir.

Asr sûresinin ölçüsü, insanı yalnızca bireysel başarıdan değil, birlikte hakikate ve iyiliğe yönelmekten söz eden bir hayat anlayışına çağırır.

Artık sorumuz değişmiştir : Ne kadar kazandım, değil; inancım neye yön verdi?!. Eylemlerim hangi iyiliği üretti?!. Hangi hakikati savundum?!. Kimin sabrına destek oldum, kimin yükünü hafiflettim?!.

İşte hesabı düzeltmek, bu soruları sormakla başlar.

Her Öne Geçiş Hayırda Öne Geçmek Değildir

Kur’an, insanı yarıştan bütünüyle uzaklaştırmaz. Aksine, ona başka bir yarışın kapısını açar : “Hayır işlerinde yarışın.” (Bakara 2/148; ayrıca bknz. Mâide 5/48)

Demek ki Kur’an’ın karşı çıktığı şey, her türlü öne geçme çabası değildir, yarışın hedefidir.

Dünyalıkta öne geçmek için başkalarının geride kalmasını isteyebiliriz. Hayırda öne geçmek ise başkalarının iyiliğine engel olmamayı, hatta onların da iyiliğe yönelmesine katkı sağlamayı gerektirir.

Bir yarışta başkasının başarısı bizim başarısızlığımız gibi görünür. Hayır yarışında ise başkasının iyiliği de iyiliğin çoğalmasıdır.

Bu nedenle sâbikûn kavramını yalnızca hızlı koşanlar, herkesi geride bırakanlar diye anlayamayız. Kur’an’ın övgüyle andığı sâbikûn, hayırlarda öne geçenlerdir. (Vâkıa 56/10-11)

Burada öne geçmek, başkasının önüne set çekmek değil; iyiliğe daha erken yönelmek, daha fazla emek vermek, imkânları daha sorumlu kullanmak ve hayrın gerçekleşmesine daha fazla katkıda bulunmaktır.

İnsanın başkalarıyla yarışması değil, kendi imkânlarını iyilik yönünde seferber etmesi önemlidir. Birinin bugün yaptığı iyiliği yarın daha güzeliyle sürdürmek; bir başkasının iyiliğini kıskanmak yerine ondan cesaret almak; hayrı yalnızca kendine ait bir başarıya dönüştürmemek…

Hayır yarışında hedef, başkasını geçmekten önce hayrı gerçekleştirmektir.

Aynı Kitap, Farklı Yönelişler

Fâtır sûresinin 32. âyeti, Kitâb’la ilişki kuran insanları üç farklı yöneliş üzerinden anlatır : “Kullarımızdan seçtiklerimize Kitâb’ı miras bıraktık. Onlardan kimi kendisine zulmeder, kimi orta yolu tutar, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur.” (Fâtır 35/32)

Âyetin dikkat çektiği ayrım önemlidir. İnsanlar aynı hakikat çağrısıyla karşılaşabilir; fakat bu çağrıya verdikleri karşılık aynı değildir.

Kimi kendisine zulmeder. Kendi aleyhine işler; hakikatin gereğini yerine getirmeyerek, nefsinin arzularına teslim olarak veya sorumluluklarını ihmal ederek kaybını büyütür.

Kimi orta yolu tutar. Ölçüyü gözetir, sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır; fakat hayırlarda öne geçme gayreti bakımından aynı düzeyde değildir.

Kimi ise Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçer. İmkânlarını iyiliğe yöneltir, sorumluluğunu ertelemez, elinden geleni yapar.

Burada iki hususu gözden kaçırmamak gerekir. Birincisi, âyet bu grupları yalnızca insanların birbirine taktığı etiketler olarak sunmaz; kişinin kendisiyle yüzleşmesini gerektiren yönelişler olarak önümüze koyar. İkincisi, hayırda öne geçmek kişinin kendisini mutlaklaştırmasına izin vermez. Âyet, bu öne geçişi açıkça “Allah’ın izniyle” kaydına bağlar.

Öyleyse hayırda öne geçen insan, başarısını kendine mal ederek başkalarına tepeden bakamaz. İmkânı da gücü de fırsatı da kendisine verilmiştir. Sorumluluğu yerine getirmek onun görevidir; imkânı var eden ve hayrın önünü açan ise Allah’tır.

Bu bilinç, yarışı kibirden arındırır. İnsan kendisini başkalarının üzerine yerleştirmek için değil, kendisine verilen imkânın hakkını vermek için çabalar.

Üç grup, bize başkalarını sınıflandırmaktan önce kendimize şu soruyu sordurmalıdır : Ben, bana bırakılan Kitâb karşısında hangi yöneliş içindeyim?!. Kendime mi zulmediyorum, orta yolu mu tutuyorum, yoksa hayırlarda öne geçmek için mi gayret ediyorum?!.

Bu sorunun cevabını başkaları adına vermek kolaydır. Kendi hesabımızda dürüstçe cevaplamak ise zordur.

Yarışın Sonunda Ne Kalacak?!

Ömrümüz sınırlı. İmkânlarımız sınırlı. Bize emanet edilen zaman geri gelmiyor.

Buna rağmen bazen bütün hayatımızı, sonunda elimizde kalmayacak şeyleri çoğaltmak için harcıyoruz. Kazandıklarımızı sayarken kaybettiğimiz zamanı hesaba katmıyoruz. Biriktirdiklerimize bakarken ihmal ettiğimiz insanları görmüyoruz. Başarılarımızı anlatırken bunların hangi bedellerle elde edildiğini sorgulamıyoruz.

Oysa hayatın hesabı yalnızca elde edilenlerin toplamından ibaret değildir. Bir de yapılabilecekken yapılmayanlar, söylenebilecekken söylenmeyen hakikatler, uzatılabilecekken uzatılmayan eller, korunabilecekken korunmayan haklar vardır.

Hesabı düzeltmek, geçmişteki her tercihi değersiz saymak veya dünyadaki bütün kazanımlardan vazgeçmek değildir. Malı, emeği, başarıyı ve imkânı yerli yerine koymaktır. Araç olanı amaç hâline getirmemek; geçici olanı ebedî olanın yerine geçirmemek; kendimize verilenleri yalnızca kendimiz için kullanmamaktır.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, daha hızlı koşmak değil, koştuğumuz yönü kontrol etmektir. Daha fazla kazanmak değil, kazanç sandıklarımızı yeniden değerlendirmektir. Başkalarını geride bırakmak değil, kendimizi hüsrana götüren alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.

Çünkü her yarışın bir bitiş çizgisi vardır; ama her bitiş çizgisi kurtuluş değildir.

Hangi Yarışta, Ne Uğruna Koşuyoruz?!

Şimdi kendimize dönüp sorma zamanı : Neyi çoğaltıyoruz?!. Neyi sayıyoruz?!. Neyi kazanç hanesine yazıyoruz?!.

Başkasının önüne geçmek için hangi değerlerden vazgeçiyoruz?!. Daha fazlasına sahip olmak uğruna kimleri incitiyoruz?!. Geleceğimizi güvenceye aldığımızı düşünürken bugünümüzü ve kendimizi ne ölçüde tüketiyoruz?!.

En önemlisi : Bu yarışın sonunda kazandığımızı sandığımız şeyler, gerçekten bizi kurtaracak mı?!.

Tekâsür bizi oyalanmaktan uyandırıyor. Hümeze yanlış hesabımızla yüzleştiriyor. Asr, hüsrandan çıkışın ölçüsünü gösteriyor. Hayırlarda öne geçme çağrısı ise önümüze yeni bir hedef koyuyor.

Öyleyse yarışalım; ama çokluğun peşinde körleşerek değil, hakikatin ışığında. Öne geçelim; ama başkalarını ezerek değil, hayrı çoğaltarak. Kazanalım; ama kazancımızı başkalarının kaybına dönüştürmeden.

Ve her şeyden önce, hesabımızı düzeltelim.

Çünkü insanın en büyük kaybı, kaybettiğini bilmemesi; en büyük yanılgısı ise yanlış bir hesabın sonucunu başarı sanmasıdır.

Hangi yarışta koştuğumuzu, ne uğruna koştuğumuzu ve sonunda neyle karşılaşacağımızı yeniden düşünelim.

Belki de kurtuluş, yarışı bırakmakta değil; yanlış hesabı bırakıp doğru ölçüyle koşmaya başlamakta.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP