DARLIK NEREDE?!

DARLIK NEREDE?!

İçimizdeki huzursuzluk, dünyamızı nasıl daraltıyor?!

1. İNSAN KENDİNE SIĞAMAZSA…

İnsan bazen bir yere sığamaz. Bir eve, bir şehre, bir ülkeye… hatta bütün bir dünyaya!.

Her şey yerli yerindeymiş gibi görünürken insanın içi daralır. Oturduğu ev aynı evdir, yaşadığı şehir aynı şehir, gökyüzü yine aynı gökyüzü… ama insanın dünyası değişmiştir. Duvarlar yaklaşmış, yollar kısalmış, nefes alacak yer kalmamıştır.

Pekiî, ne olmuştur?!. 

Dünya mı küçülmüştür, insan mı?!.

Belki de soruyu başka türlü sormalıyız : İnsan kendi içini daralttığında, dünyası da daralmaya mı başlar?!.

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı’nda insanın kendi içinde yaşadığı huzursuzluğu, sıkışmışlığı ve varoluşsal yalnızlığı derinlemesine anlatır. İnsan, dışarıdan bakıldığında geniş bir dünyanın içinde yaşarken içeride kendisine dar gelen bir dünyaya mahkûm olabilir.

Fakat mesele burada bitmez. İnsan kendi içindeki darlıkla ne yapacaktır?!. Onu tanıyıp anlamaya mı çalışacak, yoksa bu darlığı aşmak için dışarıya mı yönelecektir?!.

Çünkü insanın içindeki huzursuzluk, yalnızca kendisinin yaşadığı bir sıkıntı olarak kalmayabilir. İnsan bu huzursuzluğu başkalarıyla kurduğu ilişkilere taşıyabilir. Kendine yetemeyince daha fazlasını isteyebilir; kendisiyle barışamayınca başkalarıyla çatışabilir; içindeki boşluğu sahip olduklarıyla doldurmaya çalışabilir.

İşte o zaman içeride başlayan darlık, dışarıya taşmaya başlar.

2. KENDİNE DAR GELEN, BAŞKASINA DA YER BIRAKMAZ

İnsan kendi içindeki boşluğu tanımak yerine onu sahip olduklarıyla doldurmaya çalışırsa ne olur?!.

Daha fazla mülk ister. Daha fazla güç, daha fazla itibar, daha fazla söz hakkı… Sahip oldukları bir süre sonra yetmez. Başkasının sahip oldukları da gözüne görünür. Kendi alanını genişletmek isterken başkasının alanını daraltmaya başlar. Çünkü hırsın doyduğu bir nokta olmayabilir. İnsan, elindekilerle yetinmeyi bilmediğinde, sahip oldukları ihtiyaçlarını karşılamaktan çıkar; kendisini başkalarından üstün kılmanın aracına dönüşebilir.

Böylece bir paradoks ortaya çıkar : İnsan, kendi dünyasını genişletmek isterken başkalarının dünyasını daraltır. Üstelik bu genişleme ona aradığı huzuru da garanti etmez.

İnsan içini daraltır; sonra dünyaya sığamaz. Dünyaya sığamayınca kendine de başkasına da dünyayı dar eder.

Burada bir ayrımı gözden kaçırmayalım : Her iç huzursuzluk zulüm doğurmaz; her dış huzursuzluk da insanın iç dünyasındaki bir eksiklikle açıklanamaz. Savaşın, işgalin, zorbalığın ve zorla yerinden etmenin somut sorumluları vardır. Mağdurun yaşadığı darlığı onun ruh hâline bağlamak, sorumluluğu yanlış yere taşımaktır.

Bizim sorguladığımız, insanın içindeki huzursuzluğu hırsa, hırsı tahakküme, tahakkümü de başkalarının yaşam alanını daraltan bir düzene dönüştürmesidir.

3. BİR EV DAR GELİRSE…

Bir ev düşünelim. Aynı çatı altında yaşayan beş insan, birbirine tahammül edemiyor. Herkes kendi istediğinin yapılmasını istiyor. Kimse diğerinin hâlini anlamaya, ona yer açmaya yanaşmıyor.

O evin odaları fiziksel olarak geniş olabilir ama insanların birbirlerine karşı tahammülü daraldıkça ev yaşanmaz hâle gelir.

Bazen çözüm, birilerinin başka bir eve taşınmasıdır. İnsanlar ayrılır, kendi hayatlarını kurar ve huzur bulabilirler.

Fakat dünya, içinde yaşayan herkesin istediği zaman terk edip başka bir dünyaya geçebileceği bir ev değildir.

Dünya hepimizin evidir. Birimiz diğerine yer bırakmadığında, dışarıda hepimizi bekleyen başka bir dünya yoktur.

Üstelik insan yalnızca bir yerde yaşamaz; bir yere bağlanır. Eviyle, toprağıyla, komşularıyla, hatıralarıyla ve geçmişiyle ilişki kurar. Bir insanın yaşayabilmesi için başka bir yere gidebilmesi, kendi yurdundan zorla çıkarılmasını haklı kılmaz.

Başkasına yer açmakla başkasının yerini almak arasındaki farkı anlayamadığımızda, dünyanın genişliği bile bir anlam ifade etmez.

4. ALLAH’IN ARZI GENİŞTİR…

Kur’an, Zümer sûresinin 10. âyetinde şöyle bildirir : “... Allah’ın arzı geniştir. Sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.”

Allah’ın arzının genişliği, insana bir imkân ufku açar. Zulmün altında ezilen, inancını veya insanlığını koruyamadığı bir yerde sıkışıp kalan kişi için başka bir yere gitmek bazen hayatını korumanın yolu olabilir.

Fakat bu âyeti, zulme uğrayan insanlara “yurdunuzu terk edin; dünya geniş, gidecek başka yer bulun,” demenin gerekçesi hâline getiremeyiz. Çünkü bir insanın hayatta kalmak için kendi isteğiyle başka bir yere gitmesiyle, bir başkasının onu zorla yurdundan çıkarması aynı şey değildir.

Biri hayatı koruma çabası olabilir; diğeri insanın yaşam alanına yöneltilmiş bir haksızlıktır.

Âyetin bildirdiği genişlik, zâlime başkasının yerini alma yetkisi vermez. Mazluma bir imkân ufku açılması, zâlimin sorumluluğunun ortadan kalkması anlamına gelmez.

Allah’ın arzı geniştir; fakat bu genişlik, hiç kimseye başkasının yurdunu dar etme hakkı vermez.

5. GAZZE : DÜNYANIN DARALDIĞI YER

Gazze’ye bakalım.

Yıkılan evler, dağılan aileler, kaybedilen hayatlar, yaşanamaz hâle getirilen mahalleler… İnsanların yalnızca evleri değil, güvenlikleri ve hayatlarını sürdürebilecekleri alan da ellerinden alınıyor.

Böyle bir insana, “dünya geniş, başka yere git,” demek ne kadar kolaydır!.

Pekiî, nereye gidecek bu insanlar?!. Kendilerine güvenli bir yer açılmış mı?!. Başka ülkeler kapılarını onlara açmış mı?!. Kendi yurdunda yaşama hakkı korunmuş mu?!.

Mesele yalnızca bir yer bulmak değildir. İnsan yaşamak ister; ama kendi evinde, kendi yurdunda, korkmadan yaşamak da ister.

Bu iki arzuyu birbirine düşman etmek zorunda değiliz. İnsanın hayatta kalma hakkını savunmak, yurdunda yaşama hakkını gözden çıkarmayı gerektirmez. Bir insanın güvenliğini savunmak, zorla yerinden edilmesini normalleştirmek değildir.

Gazze, bu bakımdan yalnızca bir coğrafyanın yaşadığı felaket değildir. İnsanlığın, başka bir insanın yaşam alanını ne kadar daraltabileceğini ve buna karşı ne kadar etkili bir sorumluluk üstlenebildiğini gösteren ağır bir sınavdır.

Burada içimizdeki darlıkla dışarıdaki darlık arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz. Başkasının varlığını kendi varlığına tehdit sayan, başkasının hakkını kendi hırsının önünde engel gören anlayış, dünyayı ortak bir ev olmaktan çıkarır.

Merhamet, başkasına yer açar; hırs, başkasının yerini de ister.

6. İNSANLIĞIN GENİŞLEYEN BİLGİSİ, DARALAN VİCDANI

İnsanlık bilimde ilerliyor. Uzağa gidiyor, gökyüzünü inceliyor, iletişim ağları kuruyor, dünyayı küçülten teknolojiler geliştiriyor ama bir insanın güvenli biçimde yaşayabileceği bir yer bulmasını, bir çocuğun evinde korkmadan uyumasını, bir ailenin zorla yurdundan edilmemesini güvence altına almakta aynı başarıyı gösteremiyor.

Uzaya ulaşabilen insan, yeryüzünde birbirine yer açamıyor!.

Elbette insanlığın her acıyı tek başına durdurabilecek sınırsız bir gücü yok fakat gücümüzün sınırlı olması, sorumluluğumuzun bütünüyle ortadan kalktığı anlamına da gelmez. Kimin ne yapabileceği, hangi imkâna ve yetkiye sahip olduğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Yine de şu çelişki ortada duruyor : Dünyayı daha yaşanabilir kılabilecek bilgi ve imkânlara sahipken, insanları yaşadıkları yerlerden koparan düzenleri değiştirmekte yetersiz kalabiliyoruz.

Darlık yalnızca toprak miktarıyla ilgili değildir. Bir yeri paylaşmayı reddeden zihniyetle, başkasının hakkını tanımayan vicdanla ve hırsı sınırlamayan güçle de ilgilidir.

Dünya geniş olabilir. Fakat adâlet yoksa o genişlik, herkes için yaşanabilir bir alana dönüşmez.

7. İÇİMİZİ NEYLE DOLDURUYORUZ?!

Şimdi soruyu yeniden kendimize çevirelim.

İçimizdeki boşluğu neyle dolduruyoruz?!.

Merhametle mi, hırsla mı?!. Paylaşma duygusuyla mı, sahip olma tutkusuyla mı?!. Başkasının varlığını bir emanet ve hak sahibi oluşuyla mı görüyoruz, yoksa kendi isteklerimizin önünde bir engel olarak mı?!.

İnsan kendi içindeki huzursuzluğu her zaman seçmez. Fakat bu huzursuzlukla ne yapacağı, başkalarına nasıl davranacağı ve hangi tutumları besleyeceği ahlâkî bir mesele hâline gelir.

İçimizdeki darlığı tanımak, dışarıdaki haksızlıkları mazur göstermek değildir. Tam tersine, kendi hırsımızı sorgulamak, başkalarının dünyasını daraltan davranışları fark etmenin yollarından biridir.

Kendi huzurumuzu başkasının huzursuzluğu üzerine kuruyorsak, burada bir sorun vardır. Kendi güvenliğimizi başkasının güvensizliğiyle, kendi zenginliğimizi başkasının yoksunluğuyla, kendi genişliğimizi başkasının darlığıyla büyütüyorsak, sorun yalnızca dışarıda değildir.

Dünyayı paylaşamama meselesi, insanın kendisini nasıl gördüğüyle de ilgilidir.

İçimizi merhametin genişliğiyle doldurmadığımız, sahip olma ve mülkiyet hırsıyla doldurduğumuz için koca dünya bize dar geliyor.

8. PEKİÎ, BU DARLIĞI NASIL AŞACAĞIZ?!

İç huzursuzluğu yalnızca dış koşulları değiştirerek gidermek her zaman mümkün değildir. Aynı şekilde, dışarıdaki zulmü yalnızca insanların iç dünyalarını düzeltmelerini bekleyerek ortadan kaldıramayız.

İki alanın da kendi sorumlulukları vardır.

İnsanın kendisiyle ilişkisinde ölçüye, kabule, anlam arayışına ve iç muhasebeye ihtiyacı olabilir. İnsanlarla ilişkisinde ise merhamete, tahammüle, adâlete ve birbirine yer açmaya…

Toplumsal hayatta hakları koruyan kurallara, zorbalığı sınırlayan kurumlara ve haksızlığa karşı somut dayanışmaya ihtiyaç vardır. Zulme uğrayan insanlara yalnızca sabır tavsiye etmek yetmez; haksızlığı gidermek için yapılabilecekleri de düşünmek gerekir.

Sabır, haksızlığı normal kabul etmek değildir. Merhamet, adâletin yerine geçmez. İç huzur da dış dünyadaki sorumluluklarımızdan kaçışın bahanesi olamaz.

Darlığı aşmak, hem insanın kendi içinde hem de ortak dünyamızda yer açmayı öğrenmesiyle mümkündür : Kendimize hakikati görebilecek bir alan; başkasına yaşayabilecek bir alan; herkese adalet içinde var olabileceği bir dünya…

9. DARLIK NEREDE?!

Başlangıçtaki sorumuza dönelim.

Darlık nerede?!.

Bazen insanın içinde… Kendi varlığıyla barışamamasında, elindekilerle yetinememesinde, başkasının varlığına tahammül edememesinde…

Bazen insanın dışında… Bir evin odalarında, toplumun sınırlarında, bir ülkenin kapılarında, kuşatılmış bir şehrin sokaklarında…

Bazen de insanın içindeki darlığın dışarıya taşındığı yerde : Hırsın mülkiyete, mülkiyetin tahakküme, tahakkümün zulme dönüştüğü yerde…

Pessoa’nın anlattığı iç huzursuzluk ile Gazze’de gördüğümüz dış darlık aynı şey değildir. Birini ötekinin basit bir açıklamasına dönüştüremeyiz. Fakat ikisini yan yana düşünmek bize önemli bir soru sordurur : İnsan kendi içindeki darlıkla yüzleşmediğinde, bu darlığı başkalarının hayatına taşıyabilir mi?!.

Evet, taşıyabilir ama bu kaçınılmaz bir kader değildir. İnsan kendi hırsını sorgulayabilir, başkasının hakkını tanıyabilir, merhametini büyütebilir ve adâletin gereğini yerine getirebilir.

Dünyanın herkese yetecek kadar geniş olup olmadığı sorusundan önce, o dünyayı nasıl paylaştığımızı sormalıyız. Çünkü dünyanın coğrafî genişliği, insanın vicdanındaki darlığı kendiliğinden gidermez.

SON SÖZ

İnsan bazen kendi içine sığamaz. İçindeki huzursuzluğu anlamak yerine dışarıda daha fazla alan arar. Daha fazlasına sahip olmak, daha güçlü olmak, başkasından daha geniş bir yer kaplamak ister. Fakat insanın içindeki darlığı hırsla gidermeye çalışması, kendisine aradığı huzuru getirmeyebilir. Üstelik bu çaba, başkalarının hayatını daraltabilir.

İnsan içini daraltır; sonra dünyaya sığamaz. Dünyaya sığamayınca kendine de başkasına da dünyayı dar eder.

Öyleyse yalnızca dünyanın bize dar gelip gelmediğini değil, bizim dünyayı başkalarına dar edip etmediğimizi de soralım.

Allah’ın arzı geniştir ama o genişlikte yaşayabilmek, yalnızca toprağa değil; adâlete, merhamete ve birbirimizin hakkını tanımaya da bağlıdır.

Darlık nerede?!.

İnsanın içinde mi, dünyanın dışında mı, yoksa insanın içindeki darlığı dünyaya taşıdığı yerde mi?!.

Belki de asıl mesele, dünyayı genişletmekten önce, içimizde başkasına yer açabilmektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

HAYATIN GAYESİ

KİP