Kayıtlar

RABBİM ALLAH

RAB/BİM : BENİ YETİŞTİREN, TERBİYE EDEN  Kelimeden Kavrama, Kavramdan Kavramın Ötesine 1. Bir Kelimeden Kavrama Kur’an’da sıkça karşılaştığımız kelimelerden biri Rab kelimesidir. Bu sıklık, kelimenin yalnızca Allah’a seslenirken kullandığımız bir hitap olmadığını; Allah ile insan, insan ile hayat ve insan ile sorumluluk arasındaki ilişkiyi anlamamız bakımından da önemli olduğunu düşündürür. Rab kelimesinin anlam alanında sahiplik, otorite, gözetme, besleme, yetiştirme, terbiye etme ve yönetme gibi anlamlar bulunur. Her kullanımda bu anlamların hepsi aynı ölçüde öne çıkmaz. Kelimenin kimin için, hangi bağlamda ve hangi ilişki içinde kullanıldığına bakmak gerekir. Ancak bizim amacımız, kelimenin sözlük karşılıklarını sıralamakla yetinmek değil. Kur’an’daki kullanımlarından hareketle Rab kavramını anlamaya çalışmak. Bu sebeple önce insanî düzeydeki kullanımlara bakalım; ardından bu düzeyden ilâhî Rabliğe geçelim. Sonra da Allah’ı anlamak için geliştirdiğimiz kavramın sınırlarını neden...

ÖZENTİ

ÖZENTİ : DÜNYANA BAK, ÂKIBETİNİ UNUTMA! İnsan, başkasının sahip olduklarına neden özenir?!. İnsan, birinin servetini, evini, arabasını, makamını, şöhretini veya hayat tarzını görür; kendisinde olmayanlarla karşılaştırır ve keşke benim de olsa, diye düşünür. Bunda şaşılacak ne var?!. İnsan, beğendiği ve güzel bulduğu şeylere sahip olmak isteyebilir. Pekiî, sorun nerede başlıyor?!. Önemli olan, başkasının sahip olduklarını istemekte mi, yoksa onları neden istediğimizi, onlara nasıl ulaşacağımızı ve bunlarla nasıl bir hayat kuracağımızı sorgulamak mı?!. Asıl mesele, dünyalığı hayatın amacı hâline getirirken hayatın asıl amacını unutmaktır. DÜNYA KÖTÜ DEĞİL, İMTİHAN ALANIDIR Kur'an, dünya hayatının nimetlerine gözümüzü kapatmamızı değil, onlara nasıl bakmamız gerektiğini öğütler. Hicr suresinin 88. âyetinde şöyle buyrulur : لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ “Onlardan birtakım gruplara ...

DÂBBE

DÂBBE : ÇAĞDAŞ EVRİM, DEVRİM! İnsan görünümü, kaybolan insanî işlevler ve yapay zekâ üzerine Kur’an merkezli bir çıkarım Giriş : Bir Canlıyı İnsan Yapan Nedir?! İnsan nedir?! İki gözü, iki kulağı, bir beyni ve gelişmiş bir sinir sistemi olan canlı mı, yoksa kendisine verilen bu imkânları hakikati görmek, duymak, anlamak ve ahlâklı yaşamak için kullanan varlık mı?!. Benim hareket noktam açık : İnsan, ahlâklı yaşayan canlıdır. Bu, Kur’an’dan doğrudan aktarılmış bir tanım değil; insanın biyolojik varlığıyla ahlâkî varlığı arasındaki farkı vurgulamak için kullandığım bir tanımdır. Bir insanın gözleri görebilir, kulakları duyabilir, zihni hesap yapabilir. Fakat bütün bu yeteneklerini hakikati görmezden gelmek, zulmü meşrûlaştırmak ve sorumluluktan kaçmak için kullanıyorsa ne diyeceğiz?!. İnsan görünümünü korumak, insanî işlevleri korumak için yeterli midir?!. Kur’an’ın dâbbe kavramını bu soruyla birlikte düşünmeye başladığımızda, alışılmış açıklamaların dışında bir ihtimal beliriyor : Dâbbe...

ALLAH-U EKBER

ALLAH-U EKBER : BÜYÜKLÜĞÜN ÖTESİNDE, TEVHÎDİN MERKEZİNDE 1. Her Gün Söylüyoruz; Pekiî Ne Söylüyoruz?! Namazda defalarca “Allah-u Ekber” diyoruz. Namaza başlarken, rükûya giderken, secdeye varırken, ayağa kalkarken… Bu sözü hayatımız boyunca kaç kez tekrarladığımızı hesaplamak mümkün. Fakat daha önemli bir soru var : Bu sözü her söylediğimizde neyi dile getiriyoruz, ne diyoruz?!. “Allah büyüktür” dediğimizde neyi kastediyoruz?!. Allah’ın büyüklüğünü nasıl bir büyüklük olarak düşünüyoruz?!. Bu büyüklüğün diğer büyüklüklerle ilişkisi nedir?!. Allah’ın Ekber olduğunu söylerken O’nu neye, hangi ölçüye ve hangi kıyaslama zeminine göre büyük kabul ediyoruz?!. Soruların önemi şurada : Bir sözü çokça tekrar etmek, onun anlamını kavradığımızı göstermez. Dilimizin alışkanlığı, zihnimizin kavrayışına ve hayatımızın yönelişine dönüşmeyebilir. Öyleyse önce sözün ne söylediğini anlamaya çalışalım. 2. Büyüklük Dediğimizde Ne Anlıyoruz?! Gündelik hayatta büyüklükten söz ettiğimizde çoğunlukla bir ölçüy...

VİCDAN

VİCDAN : KALBİN SIZISI, VİCDAN AZABI İnsan neden yanlış yapar?!. Yanlış yaptığını bildiği hâlde neden bundan vazgeçmez?!. Daha da önemlisi, başlangıçta kendisini rahatsız eden bir davranışı zamanla nasıl olağan karşılamaya başlar?!. Bu sorular bizi insanın yalnızca ne düşündüğünü değil, ne hissettiğini, neyi göze aldığını ve kendi içindeki itirazla ne yaptığını da anlamaya götürür. Vicdan nerede?! Vicdanın insanın neresinde bulunduğunu sorduğumuzda, biyolojik bir organın yerini aramıyoruz. Beyin, insanın düşünme, değerlendirme, hatırlama ve karar verme süreçlerinde rol oynar. Fakat vicdanı yalnızca bu süreçlerin biyolojik mekanizmasına indirgemek, onun ahlâkî anlamını açıklamaya yetmez. Gündelik dilimizde vicdanın yeri kalptir. Birinin acısını yüreğimizde hisseder, haksızlık karşısında kalbimizin sızladığını söyleriz. Bir başkasının acısına duyarsız kalan kişiyi de kalpsizlikle suçlarız. Üstelik kalpsiz derken çoğu zaman vicdansız demek isteriz. Bu dilsel ilişki, kalbi yalnızca duygula...

EŞİTLİK

EŞİTLİK : FARKLILIKLARIMIZ KARŞISINDAKİ SORUMLULUĞUMUZ Mesele, Farklılıktan Çok Ona Verdiğimiz Anlamdır İnsanlar arasında ekonomik ve biyolojik farklılıklar vardır. Kimi daha fazla, kimi daha az rızka sahiptir. Bu farklılığı görmek başka, onu insanın üstünlüğünün kanıtı saymak başkadır. Bir de daha temel bir soru var : Allah’ın verdiği nimeti kabul ettiğini söyleyen insan, o nimetin gerektirdiği sorumluluğu reddedebilir mi?!. Nahl sûresinin 71. âyeti, bu soruyu düşünmemiz için önemli bir başlangıç noktasıdır. Nahl 71 : وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ ۚ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّي رِزْقِهِمْ عَلَىٰ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ ۚ أَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ Anlamı : “Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Kendilerine fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere, kendileriyle onda eşit olacakları şekilde geri verecek değillerdir. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar?!.” Âyetin ikinci bölümündeki ifa...

TAHİYYÂT VE TEŞEHHÜD

TAHİYYÂT VE TEŞEHHÜD Şehâdetten Selâmlı Hayata Tahiyyât ve teşehhüd, namazın oturuşunda okuduğumuz sözlerden ibaret midir; yoksa bu sözler, insanın nasıl bir hakikate tanıklık edeceğini, nasıl bir hayat yaşayacağını ve bu hayatın sonunda neyle karşılaşılacağını mı anlatmaktadır?!. Bu iki kavramı birlikte düşündüğümüzde, önümüzde yalnızca bir ibadet metni değil, şehâdetten hayata, hayattan selâma uzanan bir anlam zinciri belirir. 1. ŞEHÂDET : DOĞRU ÇİZGİYİ BELİRLEMEK Şehâdet, tanıklık etmek ve tanıklığını dile getirmektir. Ancak söz konusu olan, herhangi bir olay hakkındaki tanıklık değildir. Eşhedü en lâ ilâhe illallah dediğimizde Allah’tan başka ilâh olmadığını; ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh dediğimizde Muhammed’in O’nun kulu ve Elçisi olduğunu tanıklığımızla ilan ederiz. Bu tanıklık, hayatın ölçüsünü belirler. Allah’ı ilâh ve Rabb olarak tanımak, hayatı O’nun gösterdiği hakikat ve ölçüler doğrultusunda kurmayı gerektirir. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü/Elçisi old...