VAHYİN SAHİHLİĞİ
Vahyin Sahihliği
Vahyin sahihliği meselesi çoğu zaman yanlış yerden tartışılır. Tartışma genellikle şu soruya indirgenir : 1. “Bir Peygamber, aldığı şeyin gerçekten vahiy olduğunu nasıl bilir?!.” 2. “İnsanlar onun gerçekten peygamber olduğunu nasıl bilir?!.”
Bu sorular önemlidir; ancak daha derinde başka bir soru daha vardır : İnsan ile Hakikat arasındaki bağın mahiyeti nedir?!.
Çünkü vahiy, boşlukta gerçekleşen bir olay değildir. Vahiy, önceden hiçbir ilişki yokken kurulan bir ilişki değil; yaratılışta mevcut olan muhataplık ilişkisinin açığa çıkmasıdır.
1. İnsanın İlk Vasfı : Muhataplık
Kur'an'ın ilk insan anlatılarına baktığımızda karşımıza önce bilgi değil, hitap çıkar :
"Ya Âdemü'skün..."
"Enbiûnî bi-esmâi héülâ..."
Henüz dînî sistem yoktur, ümmet yoktur, şeriat yoktur; fakat hitap vardır.
Bu durum insanın ilk vasfının “bilen varlık” olmaktan önce “muhatap varlık” olduğunu düşündürür.
İnsan, varlığının derinliğinde bir hitaba açıktır.
Dolayısıyla insan ile Hakikat arasındaki ilişki sonradan kurulmuş değil, yaratılışla verilmiştir.
2. Muhataplık Bir Bağdır
Bu ilişkiyi bir habl (= bağ, irtibat) olarak düşünebiliriz.
Bu bağın maddî olması gerekmez.
Nasıl ki görünmeyen dalgalar üzerinden veri aktarımı mümkünse, insan ile Hakikat arasındaki ilişki de görünmeyen bir irtibat üzerinden düşünülebilir.
Önemli olan bağın görünmesi değil, işlemesidir.
• Bağ açıksa akış vardır.
• Bağ parazitliyse akış bozulur.
• Bağ örtülmüşse Hitâb duyulmaz hâle gelir.
3. Küfür : Bağın Örtülmesi
Küfür kelimesinin kök anlamı örtmek, gizlemek, kapatmaktır.
Bu açıdan bakıldığında küfür öncelikle teorik bir yanlışlık değil, bir perdelenmedir.
• Hakikat ortadan kalkmaz.
• Bağ tamamen yok olmaz.
• Fakat üzeri örtülür.
Bu nedenle küfür:
Muhataplık ilişkisinin görünmez hâle gelmesidir.
İnsan kendisini yalnızca kendisinin kaynağı sanmaya başlar.
• Hitâb’ı duyamaz.
• Çağrıyı fark edemez.
• Sinyal vardır; fakat okunamaz.
4. Enbiya ve Açığa Çıkan Muhataplık
Enbiya, insan türünden ayrı varlıklar değildir. Onlar da insanlığın ortak muhataplık zeminine dahildir. Fakat onlarda bu ilişki açık ve belirgin hâle gelir.
Bu yüzden Nübüvvet, insan doğasına yabancı bir olay değil; insanın özündeki muhataplığın en açık tezahürüdür.
Onlar, örtünün kaldırıldığı kimselerdir.
Bu nedenle Peygamberlik öncelikle bilgi sahibi olmak değil, muhatap kılınmaktır.
5. Elçi, Seçildiğini Nasıl Bilir?!.
Burada “mazbata” benzetmesi kullanılabilir.
Elçiye fiziksel bir belge (= mazbata) verilmez.
Fakat onun kesinliği, yazılı bir evraktan değil, doğrudan Hitâb’tan doğar.
Çünkü :
• Emir, emredeni gerektirir.
• Hitâb, hitap edeni gerektirir.
• Kelâm, mütekellimi gerektirir.
• Vahiy, vahyedeni gerektirir.
Bu yüzden Elçinin ilk kesinliği, bir teoriyi kabul etmesi değil; kendisini aşan bir hitaba muhatap olmasıdır.
Onun asıl mazbatası budur.
6. “De ki” ve Vahyin Kaynağı
Kur'an’da tekrar tekrar geçen : “Kul / De ki” ifadeleri son derece önemlidir.
Çünkü burada yalnızca içerik verilmez. Konuşanın kim olduğu da gösterilir.
“De ki” bir direktiftir.
Direktif, bir Âmir’i gerektirir.
Emir varsa Emir Sahibi de vardır.
Bu nedenle vahiy yalnızca anlam aktarımı değildir.
Vahiy aynı zamanda Emr Sahibinin Hitâb’ıdır.
Burada, “lehü'l-halku ve'l-emr” ifadesi yeni bir derinlik kazanır.
• Yaratma da O’nundur. = “leHül Halq.”
• Emir de O’nundur. = “leHül Emr.”
• Hitâb da O’nundur.
7. Vahyin Sahihliği Nereden Gelir?!.
Vahyin sahihliği öncelikle dışarıdan doğrulanmış bir belgeye dayanmaz.
• Önce muhataplık vardır.
• Sonra hitap vardır.
• Sonra emir vardır.
• Sonra tebliğ vardır.
Vahyin sahihliği, en derinde, Hitâb ile muhatap arasındaki ilişkinin sahihliğinden doğar.
Elçi için kesinlik buradan gelir.
Toplum için ise mesele farklıdır. Toplum, Elçinin yaşadığı tecrübeyi doğrudan paylaşamaz.
Bu nedenle Onun önünde işaretler bulunur :
• Doğruluk,
• Emanet,
• Tutarlılık,
• Sebat,
• Dönüşüm gücü,
• Menfaatsizlik,
• Ahlâkî bütünlük.
Bunlar matematiksel ispat değildir, Hitâb’ın izleridir.
8. Akış (= Flow) Meselesi
Modern psikolojide “flow”, kişinin yaptığı işe yoğunlaşması ve performansının yükselmesi olarak açıklanır.
Fakat burada söz konusu olan akış farklıdır.
Buradaki akış, insan ile faaliyet arasındaki uyum değil, insan ile Hakikat arasındaki irtibatın açıklığıdır.
Bu yüzden bir kişi yüksek performans gösterebilir ama hakikatten uzak olabilir.
Psikolojik akış ile ontolojik akış aynı şey değildir.
Ontolojik akışın ölçütü başarı değil, bağın açıklığıdır.
9. Sonuç
Vahyin sahihliği problemi, son tahlilde epistemolojik olduğu kadar ontolojik bir problemdir.
Mesele yalnızca, bu bilgi doğru mu? sorusu değildir. Daha derindeki soru şudur : Hitâb ile muhatap arasındaki bağ açık mı?!.
Kur'an’ın insan tasavvurunda vahiy, yabancı bir müdahale değil; yaratılıştan gelen muhataplık ilişkisinin görünür hâle gelmesidir.
Enbiyada, bu ilişkinin en açık tecellileri vardır.
Küfür ise ilişkinin yokluğu değil, üzerinin örtülmesidir.
Bu nedenle vahyin sahihliği, en temelde, Hakikat ile insan arasındaki sahih irtibatın görünür hâle gelmesidir.
Ve bu irtibatın özü bilgi değil, Hitâb’tır. Bilgi, Hitâb’ın içeriğidir; Hitâb ise ilişkinin kendisidir. Bu yüzden vahyin merkezinde önce kelimeler değil, muhataplık bulunur. Çünkü insanı insan yapan ilk şey, konuşması değil; kendisini aşan bir Hitâb’a muhatap olmasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder