NE DEĞİŞTİ?!.

#Lâilâheillâllah #Tevhîd #İslâmınMottosu

#İlâh #Çağdaşİlâhlar #ModernPutlar #Put

Ne Değişti?!.

Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde; bu, o günkü Mekke toplumunda sarsıcı bir etki yapıyordu; aynı etki bugün niye yok?!.

Çünkü aynı cümle, farklı ontolojik ve toplumsal bağlamlarda farklı ağırlık taşır.

Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde sadece teorik bir “Tanrı vardır” önermesini söylemiyordu. Mekke’nin bütün anlam, güç, ekonomi, soy, otorite ve kutsallık sistemine müdahale ediyordu.

O günkü Mekke’de :

• Kabile düzeni vardı.

• Putlar sadece taş değildi; ekonomik ve siyasal merkezdi.

• Şeref, soy ve güç kutsallaştırılmıştı.

• İnsanlar görünürde çok tanrılıydı ama gerçekte “güç odaklarına bağımlılık” içindeydi.

Bu yüzden “lâ ilâhe illâllah” şu anlama geliyordu :

• Hiçbir güç, mutlak değildir.

• Hiçbir otorite, kutsal değildir.

• Hiçbir aracılık, nihâî değildir.

• Hiçbir statü, ilâhlaştırılamaz.

• Merkez yalnız Allah’tır.

• Bu, sadece dînî değil; epistemolojik, politik, ekonomik ve psikolojik bir depremdi.

Bugün neden aynı sarsıntı oluşmuyor?!.

Çünkü çoğu insan bu sözü ontolojik bir devrim olarak değil, kültürel bir âidiyet cümlesi olarak duyuyor, kuruyor. Yani bu söz, “hayatı yeniden kuran hakikat” olmaktan çıkıp çoğu zaman :

• Kimlik etiketi,

• Ritüel tekrarı,

• Gelenek işareti ve

• Sosyal âidiyet sembolü hâline geliyor.

Bir sebep daha var : 610 Mekke’sinde putlar dışarıdaydı, somuttu; bugün putlar daha soyut.

Bugünün “ilâhları/putları” :

• Para,

• Kariyer,

• Görünürlük,

• Algoritmik onay,

• Statü,

• İdeoloji,

• Teknoloji,

• Benlik,

• Haz,

• Kontrol arzusu.

Fakat modern insan bunları “ilâh/put” olarak görmüyor. Çünkü modern put, kutsal kisvesiyle değil; “normal hayat”, “başarı”, “özgürlük”, “ilerleme”, “kişisel gelişim” diliyle geliyor.

“lLâ ilâhe illâllah” bugün gerçekten söylendiğinde hâlâ sarsıcıdır.

Ama bu söz sadece dilde değil, gerçekten ve yürekten :

• Yönelişte, korkuda, sevgide, bağımlılıkta ve

• Umutta söylendiğinde merkez değişir, kariyerle ilişki değişir, güçle ilişki değişir, korkularının yapısı değişir, toplumla ilişkisi değişir, hatta “ben” anlayışı değişir.

Bu yüzden hakiki tevhîd her çağda rahatsız edicidir. Çünkü tevhîd, sadece Tanrı fikri eklemez; sahte merkezleri de yıkar.

Bugün, bu sözün etkisiz görünmesinin önemli sebeplerinden biri de şu olabilir : İnsanlar “lâ ilâhe illâllah”ı çok duyuyor; ama çevrede bu sözün dönüştürdüğü insan tipini az görüyor.

610’daki ilk Müslümanlar bu sözü söylendiğinde :

• Mallarını,

• Statülerini,

• Güvenliklerini, hatta hayatlarını riske atıyordu.

Çünkü bu söz, varoluşsal bir tercihti.

Bugün ise bu söz ile hayat arasındaki mesafe büyüdü, cümle de toplumsal olarak “alışılmış ses”e dönüştü.

Ama ilginç olan şu : İnsan gerçekten bu sözün kendi iç putlarına dokunduğunu hissettiğinde, aynı sarsıntı bugün de oluşur. Hatta bazen daha derin oluşur. Çünkü modern insanın putları, dışarıdaki taştan çok, içerideki benlik yapısına yerleşmiş durumda.

Öyleyse bugün insanlara önce, içerdeki putlarını; sonra da bunların “işe yaramazlığını” fark ettirmek gerekiyor.

Bugün insan, bu putları doğrudan “put” diye görmüyor. Onları :

• Güvenlik,

• Kimlik,

• Başarı,

• Özgürlük hatta bazen “hakikat” zannediyor.

Bu yüzden asıl mesele sadece “yanlışları teşhis etmek” değil, insanın bağlandığı şeylerin niçin bağlayıcı hâle geldiğini, hangi korkuyu örttüğünü, hangi boşluğu doldurduğunu, hangi vaadi sunduğunu gösterebilmektir.

Çünkü bugün put dediğimiz şey çoğu zaman insanın Allah’sızken tutunmaya çalıştığı merkezdir.

Bu nedenle sadece “bu yanlış” demek çoğu zaman yetmiyor; şunu da göstermek gerekiyor : Ey insan, bütün bunlar seni gerçekten kurtarıyor mu, sana kalıcılık verebiliyor mu, ölüm karşısında ne kadar dayanıyor, korkunu gerçekten söndürüyor mu, seni bütünlüklü kılıyor mu?!...

Kur’ân’ın put eleştirisi sadece “haram” dili değildir. Aynı zamanda o putların :

• Acziyetini,

• Geçiciliğini,

• Bağımlılık üretimini gösterir,

• Sahte vaatlerini açığa çıkarır.

Mesela o putlar için :

• Duyamaz,

• Cevap veremez,

• Fayda-zarar veremez,

• Kendi kendini bile koruyamaz, der.

Bu çok derin bir yöntemdir. Çünkü Kur’ân, insanın sadece davranışına değil; “güven mekanizmasına” da müdahale eder.

Fakat burada başka bir tehlike daha var : Modern insan sürekli “put avcılığı” yapıp herkesi suçlamaya başlayabilir. Bu da yeni bir ego üretir : “Ben putlarını aşmış üstün kişiyim.”

Halbuki tevhîdî bilinç, başkalarının putlarını teşhir etmekten önce kişinin kendi merkezini sorgulamadır. Bu yüzden en etkili dil, genelde şudur :

• İnsanın varoluşsal tecrübesine dokunan,

• Kırılganlığını görünür kılan,

• Sahte sonsuzlukları açığa çıkaran, ama aynı zamanda gerçek bir merkez de sunan dil.

Çünkü insan sadece “yıkımla” yaşayamaz. “Lâ ilâhe” tek başına bırakılırsa boşluk üretir. “İllâllah” ise, o boşluğu hakikatle doldurur.

Yani süreç :

• Sahte merkezin fark edilmesi,

• Onun sınırlılığının görülmesi,

• İnsanın kendi acziyle yüzleşmesi,

• Sonra hakiki merkezin keşfi şeklinde işler.

Belki bugün asıl problem şudur : Modern kültür, insanın putlarını sürekli besliyor ama onların kırılmasına izin vermiyor. Çünkü ekonomi, medya, algoritma ve statü sistemi bu bağımlılıkların devamı üzerine kuruludur.

Bugünün tevhîd mücadelesi, modern putları besleyenler ve onların varlığından beslenenlerledir.

Bugünün tevhîd mücadelesi nihâî olarak “şeylerle” değil, yönelişlerle ilgilidir.

Bu mücadele hem putlarla, hem onları üreten düzeneklerle, hem de insanın içindeki meyille ilgilidir. Ama merkezde yine insanın kalbi vardır. Çünkü modern putlar, taş putlar gibi bağımsız nesneler değildir; bir ağın parçasıdırlar. Tekrar ediyorum bu putlar :

• Ekonomik sistemler,

• Propaganda mekanizmaları,

• Algoritmalar,

• Statü ekonomisi,

• Korku üretimi,

• Arzu mühendisliği,

• Görünürlük kültürü.

Bugün birçok yapı, insanın :

• Dikkatinden,

• Korkusundan,

• Arzusundan,

• Yalnızlığından,

• Eksiklik hissinden besleniyor.

Dolayısıyla mesele sadece “şu nesne kötü meselesi değil, insanın neye bağımlı hâle getirildiği” meselesi.

Fakat burada çok önemli bir ayrım gerekiyor : Tevhîd mücadelesi sadece dış sistemlerle savaşa indirgenirse, insan kendi içindeki “firavunlaşmayı” gözden kaçırabilir.

Kur’ân’daki büyük figürlere bakınca :

• Firavun, güç ilahlaştırmasıdır,

• Kârûn, servet ilahlaştırmasıdır,

• Bel'am, bilginin sapmasıdır,

• Putperestlik, görünür nesne ilâhlaştırmasıdır.

Bunların hepsi dışarıda olduğu kadar içeridedir de.

İnsan modern sistemi eleştirirken :

• Kendi egosunu,

• Kendi görünürlük arzusunu,

• Kendi kontrol tutkusunu,

• Kendi onay bağımlılığını koruyabilir.

O zaman mücadele slogan olur, tevhîd olmaz.

Bu yüzden tevhid :

• Sadece politik değil,

• Sadece bireysel değil,

• Sadece ahlâkî değil,

• Sadece metafizik değil,

• Hepsini kesen bir merkez düzeltmesidir.

Şu cümle belki meseleyi özetler : Putlar, insanın zaaflarından beslenir; sistemler de o zaafları organize eder.

Dolayısıyla :

• Yalnız sistemi suçlamak eksiktir,

• Yalnız bireyi suçlamak da eksiktir.

Modern dünyada bazı yapılar gerçekten insanın zayıflıklarını endüstrileştiriyor. Dikkat ekonomisi, tüketim ekonomisi, haz ekonomisi, hız ekonomisi, korku ekonomisi, veri ekonomisi, insanda hiçbir karşılık bulmasaydı çalışamazdı.

Bu yüzden, bugün tevhîd mücadelesi :

• İçerde, farkındalık,

• Dışarda, eleştirel bilinç,

• Hayatta, yön değişimi,

• Gücü mutlaklaştırmama,

• Aracıları ilâhlaştırmama,

• “Ben”i merkez olmaktan çıkarma şeklinde çok katmanlıdır.

Bunun belki en zor tarafı şudur : Modern putlar artık “din karşıtı” görünmek zorunda değil; üstelik tevhîd dilini kullanarak varlar.

Yani insan :

• Dini,

• Bilgiyi,

• Ahlâkı,

• Davayı, hatta hakikat arayışını bile egosunun putuna dönüştürebiliyor.

Bu yüzden tevhîd sürekli bir “merkez kontrolü” istiyor. Her ân, bir işi yaparken gerçekten bunu Allah için mi yapıyorum, yoksa Allah üzerinden başka bir merkeze mi yöneliyorum, sorusunun sorulması gerekiyor.

Pekiî, Allah için çalışanla, Allah’ı kullananı nasıl ayırt edebiliriz?!.

Bu soru, gerçekten zor bir soru; çünkü cevabı için sadece dış görünüş yetmez.

Allah için çalışan da Allah’ı kullanan da “hakikat” der, “din” der, ikisi de fedakârlık gösterebilir, ikisi de insanı etkileyebilir.

Bu yüzden kesin ve mutlak hüküm vermek tehlikelidir. Ama bazı işaretler de vardır.

• Allah için çalışan kişi, merkeze Allah’ı koymaya çalışır.

• Allah’ı kullanan kişi ise merkeze kendisini, kavmini, cemaatini koyar; ve bunu din diliyle yapar.

Farkı anlamanın yollarından biri de “güçle ilişkiye” bakmaktır. Çünkü ego en net orada görünür.

Mesela :

• Eleştiriye tahammülü var mı?!.

• Kendini vazgeçilmez görüyor mu?!.

• İnsanları hakikate mi bağlıyor, kendine mi?!.

• İnsanların özgürleşmesini mi istiyor, bağımlı hâle gelmesini mi?!.

• Şeffaflaşınca mı güçleniyor, sis üretince mi?!.

• Korku mu yayıyor, sorumluluk mu?!.

• Kendi hatasını konuşabiliyor mu?!.

• Sürekli kutsallık zırhı mı üretiyor?!.

Çok önemli bir ölçü daha var : Hakiki tevhîd insanı küçültmez; Allah karşısında küçültür ama insanlara karşı köleleştirmez.

Allah’ı kullanan yapılar ise çoğu zaman :

• İnsanı edilgenleştirir,

• Sorgulamayı suçlulaştırır,

• Otoriteyi kutsallaştırır,

• Aracıyı vazgeçilmez hâle getirir.

Çünkü orada amaç hakikate yöneltmekten çok, yapıyı korumaktır.

Kur’ân’da dikkat çekici bir ölçü var : Hakikat çağrısı yapan Peygamberler kendilerini merkeze koymazlar.

Efendimiz :

• Gaybı bilme iddiasında değildir,

• Mutlak güç iddiasında değildir,

• “Beni kutsayın” çağrısı yapmaz,

• “Ben de bir beşerim” der.

Bu çok büyük bir ayrımdır.

Allah’ı kullanan kişi veya yapı ise çoğu zaman :

• Kendi etrafında aura üretir,

• Erişilmezlik üretir,

• Eleştirilemezlik üretir,

• Bağlılık ekonomisi kurar.

Bir başka ölçü : Hakiki yöneliş, insanı hakikate yaklaştırdıkça daha mütevazı yapar.

Sahte yöneliş ise :

• Kibri,

• Seçilmişlik hissini,

• Üstünlük sarhoşluğunu,

• “Biz ve onlar” narsisizmini besler.

Fakat burada çok dikkatli olmak gerekir. Bu ölçüler başkalarını yargılamak için değil, önce kendimizi kontrol etmek için daha güvenlidir.

Çünkü insanın nefsi çok kolay şekilde demek ki "hakiki olan benim', putunu üretebilir.

Belki en güvenli soru şudur : Bu yapı/kişi beni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa kendisine mi bağımlı hâle getiriyor?!.

Kişiler, Allah merkezde kaldığında mı güçleniyorlar, yoksa insanları kendilerine bağladığında mı?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP