RAĞMEN

#Rağmen #İmkân #İmkânsızlık #İlke 

#Hz.Muhammed #Hz.Ömer #Hz.Osman

RAĞMEN

(İmkân ve İrade Üzerine Bir Okuma)

“Rağmen”, burada bir edebî süs değil; tarihsel ve ahlâkî anahtar kavramdır. Çünkü insan ve toplum, imkânların içinde değil, imkânlara rağmen ne yaptığıyla anlaşılır.

1) Hz. Muhammed : Yokluğa Rağmen Kuruluş

Muhammed bin Abdullah, Mekke’de ekonomik olarak sınırlı bir çevreye, siyasal olarak baskın bir muhalefete, toplumsal olarak kabile merkezli sert bir yapıya rağmen, yalnızca bir inanç çağrısı değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal düzen kurdu.

Medine döneminde ise küçük ve kırılgan bir topluluk, sürekli dış tehdit, sınırlı ekonomik kaynaklara rağmen, farklı kabileleri bir sözleşme etrafında birleştiren, ahlâkî ve siyasal bir merkez inşâ etti.

Burada “rağmen” şunu gösterir :

• İmkân yokluğu, kurucu iradeyi ve ilkeyi ortadan kaldırmaz; bilakis onun formunu belirler.

2) Hz. Ömer : Genişlemeye Rağmen Disiplin

Ömer bin Hattab döneminde devlet çok kısa sürede imparatorluk ölçeğine genişledi, farklı hukuk ve yönetim gelenekleriyle karşılaşıldı, merkez ile taşra/çevre arasındaki mesafe büyüdü; buna rağmen, temel vurgu şuydu :

• Kamu malının korunması.

• Yöneticilerin denetlenmesi.

• Adâletin merkezî ilke olarak tutulması.

Bu dönemde “rağmen” artık yokluk değil, fazlalık/varlık içinde kontrol anlamına gelir.

• İmkânlar arttı, ama dağılma riski de arttı.

3) Hz. Osman : Genişleyen Yapıya Rağmen Bütünlük Arayışı

Osman bin Affan döneminde coğrafya daha da büyüdü, idari ağ genişledi, yerel yönetimlerin ağırlığı arttı; bütün bunlara rağmen, temel hedef :

• Siyasi birliğin korunması.

• Merkezi otoritenin devamı.

• Fetihler sonrası düzenin sürdürülmesi oldu.

Buradaki “rağmen” daha zor bir gerilimi gösterir : İmkân büyüdükçe, kontrol ve temsil arasındaki denge daha kırılgan hâle gelir.

4) Ahlâkî Öznenin Zemini Olan Rağmen

Bu üç örnek, aynı yapıyı gösterir :

• İmkân yokluğuna rağmen kuruluş.

• İmkân fazlalığına rağmen disiplin.

• İmkân çeşitliliğine rağmen birlik arayışı.

Buradan çıkan ortak ilke şudur : İnsan ve toplum, imkânın miktarıyla değil, imkânı nasıl ve ne için/niçin kullandığıyla belirlenir.

Örnekleri artırabiliriz.

Dün, imkânsızlıklara rağmen Kurtuluş Savaşı kazanıldı. Bugün bir sürü imkân var ama “durum ortada”!...

Bunu kişisel ölçeğe taşırsak : Çok fakir/yoksul olmasına rağmen, zâlim karşısında ilkeden taviz vermedi = dik durdu.

Çok zengin olmasına rağmen daha çok “kazanmak”! için “yamuldu”!.

Bilmesine rağmen o yanlışı sürdürmeye ısrarla devam ediyor, vb...

5) Sonuç : Mesele İmkân Değil, Kullanım Yönüdür

Esas mesele, imkân ne kadar var, sorusu değil, bu imkânlar nasıl ve ne için/niçin kullanıldı? sorusudur. Çünkü insan, imkânlara değil; imkânlara rağmen verdiği karara göre sorumlu olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP