İRADE VE ZORUNLULUK

İrade ve Zorunluluk

İnsan hayatında birçok süreç zincirleme reaksiyon gibi işler.

Bir düşünce başka bir düşünceyi, bir alışkanlık başka bir davranışı, bir korku başka bir tercihi, bir arzu başka bir yönelimi doğurur.

Çevre, aile, kültür, travmalar, arzular, korkular, eğitim, toplumsal yapı ve geçmiş tecrübeler insan üzerinde ciddi etkiler üretir. İnsan çoğu zaman boşlukta karar veren tamamen bağımsız bir özne gibi değil; etkiler ağı içinde yaşayan bir varlık gibi hareket eder.

Bu nedenle insan davranışlarında belirli yönelimlerin ve sürekliliklerin bulunması doğaldır.

Fakat bu durum insanı tamamen mekanik bir varlık haline getirmez.

Çünkü insan :

• Sadece tepki veren bir organizma değildir.

• Aynı zamanda kendi yönelimlerini fark edebilen,

• Kendisini gözleyebilen,

• Kendi akışına müdahale edebilen bir varlıktır.

İşte irade tam burada ortaya çıkar.

İrade, bütün etkilerden bağımsız mutlak bir güç değildir. İnsan hiçbir etkiden etkilenmeden karar vermez. Ancak insan tamamen kapalı ve zorunlu bir sistem de değildir.

İnsan :

• Yönelimleri olan,

• Etkiler altında yaşayan,

• Fakat belirli eşiklerde yön değiştirme imkânını bütünüyle kaybetmemiş bir varlıktır.

Eğer insan tamamen zorunlulukla hareket etseydi :

• Ahlâk,

• Sorumluluk,

• Terbiye,

• Pişmanlık,

• Tövbe,

• Dönüşüm anlamsız hâle gelirdi.

Çünkü bütün davranışlar kaçınılmaz olurdu.

Öte yandan insan mutlak özgür olsaydı da :

• Karakter,

• Alışkanlık,

• Çevre,

• Tarih,

• Psikoloji,

• Beden gibi etkilerin hiçbir anlamı kalmazdı.

Oysa gerçek insan tecrübesi bu iki uç arasında yaşanır.

İnsan :

• Tamamen mecbur değildir,

• Fakat tamamen bağımsız da değildir.

Bu nedenle insan hayatı, zorunluluk ile irade arasındaki dinamik gerilim içinde şekillenir.

İslâmî terbiye anlayışı da tam burada anlam kazanır.

Eğer insan tamamen robotik bir varlık olsaydı, terbiye değil programlama yeterli olurdu. Fakat terbiye :

• Bastırma değil,

• Yön verme,

• Dengeleme,

• İstikâmet kazandırma sürecidir.

Çünkü insanın içinde :

• Kendi hevâsını sorgulayabilecek,

• Yanlış yönelimlerini fark edebilecek,

• Akışını değiştirebilecek,

• Kendisini yeniden düzenleyebilecek bir kapasite vardır.

Bu yüzden insan, sadece dürtülerinin toplamı değildir.

İnsan aynı zamanda :

• Kendisini değerlendirebilen,

• Kendi yönünü yeniden seçebilen,

• Kendi iç çatışmalarını fark edebilen bir varlıktır.

Belki de insanın asıl ağırlığı burada ortaya çıkar : İnsan, yönelimleri olan fakat yönünü değiştirme imkânını bütünüyle kaybetmemiş bir varlıktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP