TANRI-İNSAN İLİŞKİSİNDE ÖZGÜRLÜK

TANRI-İNSAN İLİŞKİSİNDE ÖZGÜRLÜK

Liberalizmin de Sosyalizmin de Aşamadığı Sorun

Modern dünya özgürlüğü büyüttü; fakat anlamını daralttı.

İnsanı serbest bıraktı; ama yönsüz bıraktı.

Sınırları kırdı; fakat ölçüyü koruyamadı.

Bugün özgürlük denildiğinde çoğu zaman şu anlaşılıyor : “İstediğimi yapabilmem.”

Fakat bu tanım eksiktir. Çünkü insan yalnızca isteyen bir varlık değildir; aynı zamanda şaşan, taşan, unutan, bağımlılaşan ve başkasına zarar verebilen bir varlıktır.

Bu yüzden sınırsız özgürlük fikri, kısa süre sonra başka insanların özgürlüğünü tehdit etmeye başlar. Çünkü iki insanın sınırsız iradesi aynı anda var olamaz.

Tam da burada modern dünyanın iki büyük yaklaşımı ortaya çıktı :

• Liberalizm.

• Sosyalizm.

Birisi bireyi büyüttü, diğeri toplumu.

Birisi özgürlüğü merkeze aldı, diğeri eşitliği.

Fakat her ikisi de insan meselesini tam çözemedi.

Liberalizmin Açmazı

Liberalizm, insanı dış baskılardan kurtarmaya çalıştı.

Krallara, kiliseye, aristokrasiye ve merkezi tahakküme karşı bireyi savundu. Bu yönüyle tarihsel bir işlev gördü. Fakat zamanla özgürlüğü, sınırdan kurtulmak olarak okumaya başladı.

Böylece insan :

• Gelenekten,

• Metafizikten,

• Kutsaldan,

• Ortak ahlâktan,

• Aşkın ölçüden koparıldı.

Ortada artık “özgür birey” vardı.

Ama bu birey :

• Piyasaya açık,

• Reklama açık,

• Algoritmaya açık,

• Manipülasyona açık,

• Haz ekonomisine açık hâle geldi.

Sonuçta özgürleşen, insan değil; arzular oldu.

Bugün insan :

• Tüketmekte özgür, fakat kanaatte zayıf;

• Konuşmakta özgür, fakat hakikate sabırsız;

• Seçmekte özgür, fakat yön tayininde kırılgan.

Liberalizm, insanı devletten korumaya çalışırken çoğu zaman piyasaya teslim etti.

Baskının biçimi değişti ama özü kaybolmadı.

Eskiden insanı zincir tutuyordu, bugün bağımlılık.

Sosyalizmin Açmazı

Sosyalizm ise insanın sömürülmesine itiraz etti. Sermayenin insanı metalaştırmasına karşı çıktı. Bu yönüyle ciddi bir ahlâkî damar taşıdı. Fakat çözümü çoğu zaman merkezî güçte aradı.

Toplum adına :

• Devlet büyüdü,

• Birey küçüldü,

• Merkez kutsallaştı.

Sonuçta insan ekonomik olarak korunmaya çalışılırken, siyasal olarak daraltıldı. Çünkü insan yalnızca “kolektifin parçası” olarak görüldüğünde :

• Şahsiyet,

• Vicdan,

• Farklılık,

• Bireysel sorumluluk zayıflayabiliyor.

Sosyalizm eşitliği büyütürken, özgürlüğü boğdu.

Liberalizm özgürlüğü büyütürken, insanı dağıttı.

Birisi insanı yalnızlaştırdı, diğeri yuttu.

Temel Sorun : Sınırı Kim Koyacak?!.

İşte düğüm burada.

İnsan kendi kendine mutlak ölçü olabilir mi?!.

Eğer olabilseydi :

• Modern insan bu kadar yalnızlaşmaz,

• Tüketim bağımlılığı bu kadar büyümez,

• Anlam krizi bu kadar derinleşmezdi.

Çünkü insan hem akıl sahibidir, hem hevâ sahibidir. Hem hakikati arar, hem kolay olana kayar.

Bu yüzden yalnızca bireyin arzusu da yeterli değildir, yalnızca devletin iradesi de.

İnsan üstü bir ölçü olmadan :

• Piyasa yeni tanrı olur.

• Devlet yeni tanrı olur.

• İdeoloji yeni tanrı olur.

• Çoğunluk yeni tanrı olur.

• Teknoloji yeni tanrı olur.

Modern çağın büyük krizi biraz da budur : Tanrı’nın boşalttığı yere başka ilâhların dolması.

Tanrı-İnsan İlişkisinde Özgürlük

Tevhîd düşüncesi burada bambaşka bir ufuk açar.

Tanrı, mutlak kudret sahibidir, fakat insanı robotlaştırmaz.

İnsan, kuldur, fakat iradesiz değildir.

Kur’an’ın teklif dili bunu gösterir :

• Emreder.

• Uyarır.

• Çağırır.

• Sakındırır, fakat zorla iman ettirmez. Çünkü zorunlu varlığın ahlâkı olmaz.

İmtihan fikri, gerçek seçim alanını varsayar.

Eğer insanın tercih imkânı olmasaydı :

• Sorumluluk,

• Sevap,

• Günah,

• Adâlet,

• Hesap anlamsız olurdu.

Fakat öte yandan insan tamamen başıboş da bırakılmamıştır.

Çünkü insan :

• Kendi kendini yaratmadı.

• Ölümü seçmedi.

• Zamanı kurmadı.

• Sonuçları tam kontrol edemiyor.

Yani özgürlüğü gerçek; fakat mutlak değil.

İşte burada çok derin bir denge ortaya çıkıyor : Tanrı insanı ezmeden sınır koyuyor; insanı serbest bırakırken de terk etmiyor.

Bu, modern ideolojilerin çoğunun kuramadığı dengedir. Çünkü insan otoriteleri genelde iki uçtan birine düşüyor, ya baskı, ya çözülme.

Tevhîd ise, özgürlüğü korurken, hakikati de korumaya çalışıyor.

Kul Olmak Kölelik Değildir

Modern insan “kul” kelimesini çoğu zaman yanlış okuyor. Çünkü modern bilinç, yalnızca insanın insana kulluğunu tanıyor; Tanrı’ya kulluğu aynı kategoriye koyuyor.

Oysa insanın insana kulluğu küçültücüdür; Tanrı’ya kulluk ise diğer sahte ilâhlardan kurtuluş olabilir.

Çünkü insan :

• Paraya kul olabilir.

• Şehvete kul olabilir.

• İdeolojiye kul olabilir.

• Alkışa kul olabilir.

• Teknolojiye kul olabilir.

• Nefsine kul olabilir.

İnsan mutlaka bir merkeze bağlanır.

Asıl soru şudur : İnsanı hangi merkez özgürleştirir?!.

Tevhîd burada şöyle der : Mutlak olan yalnızca Tanrı’dır. Geri kalan her şey sınırlıdır.

Bu yüzden :

• Devlet kutsal değildir.

• Piyasa kutsal değildir.

• Birey kutsal değildir.

• Çoğunluk kutsal değildir.

Hepsi sınırlandırılmalıdır.

Gerçek Özgürlük Nedir?!.

Gerçek özgürlük : Her arzuyu gerçekleştirmek değil, arzular karşısında yön sahibi olabilmektir. Çünkü insan bazen zincirle değil, hazla da esir olur.

Bu nedenle özgürlük :

• Sorumluluk ister.

• Ölçü ister.

• Hakikat ister.

• Yön ister.

Sınırsızlık insanı dağıtabilir; baskı ise insanı boğabilir.

İnsan için gerekli olan şey: ne mutlak serbestlik, ne mutlak tahakkümdür.

İnsan için gerekli olan şey, hakikat merkezli özgürlüktür.

Belki de mesele şu cümlede düğümleniyor : İnsan Tanrı’dan koptukça tamamen özgürleşmiyor; çoğu zaman başka efendilerin eline düşüyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP