AKLIN ŞİRKİ
Aklın Şirki : Tevhîd, Bilgi ve Epistemolojik Çatışma
Giriş : Çatışmanın Gerçek Kaynağı
Modern çağın en temel krizlerinden biri, din ile akıl/bilim arasında zorunlu bir çatışma olduğu düşüncesidir. Bu düşünce, çoğu zaman kaçınılmaz ve doğal kabul edilir. Oysa meseleye daha derinden bakıldığında, çatışmanın kaynağının doğrudan hakikatin kendisi değil; hakikatin insan tarafından yorumlanış biçimleri olduğu görülebilir.
Burada temel soru şudur : Çatışma gerçekten din ile akıl arasında mı; yoksa aklın, kendi önkabullerini mutlaklaştırmasıyla mı ortaya çıkıyor?!.
Bu soru bizi epistemolojinin merkezine, yani “a priori” meselesine götürüyor.
A Priori : Bilginin Sessiz Temeli
“A priori” denilen şey, deneyden önce gelen; doğruluğu deneysel olarak ispatlanmadan kabul edilen temel ilkedir.
Bilim dâhil, hiçbir düşünce sistemi, tamamen nötr başlamaz.
Bilim de şu tür önkabuller üzerinden yürür :
• Evren anlaşılabilir bir düzene sahiptir.
• Nedensellik güvenilirdir.
• Mantık geçerlidir.
• Doğa kendi içinde tutarlıdır.
• Matematik gerçekliği ifade edebilir.
• İnsan zihni hakikate belli ölçüde ulaşabilir.
Bu ilkelerin hiçbiri laboratuvarda kanıtlanmaz. Bunlar, bilimin üstünde duran metafizik zemindir.
Dolayısıyla bilim, zannedildiği gibi tamamen “önkabulsüz” değildir. Tam tersine, bilim de belirli bir ontolojik ve epistemolojik güven üzerine kuruludur.
Bu noktada şu soru ortaya çıkar : Bu temel güvenin kaynağı nedir?!.
Tarihsel olarak bakıldığında :
• Klasik metafizik,
• İslam düşüncesi,
• Teistik dünya görüşü,
• Hatta modern bilimin doğuşu, “evren kaotik değil; anlaşılır bir düzendir” kabulünü taşır.
Çünkü :
• Kozmos vardır,
• Logos vardır,
• Hikmet vardır,
• Ölçü vardır.
Bu ise yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda dînî/metafizik bir kabuldür.
Din, Akıl ve Selim İdrak
Din, selim akıl ile sahih vahyin çatışmayacağını söyler. Burada kritik olan şey “akıl” değil, “selim akıl” ifadesidir.
Çünkü her akıl :
• Arınmış,
• Dengeli,
• Doğru/ya yönlenmiş,
• Hakikate açık olmayabilir.
Aklın :
• Hevâ,
• Kibir,
• İdeoloji,
• Güç arzusu,
• Eksik veri,
• Yanlış kıyas,
• Bozuk niyet gibi sebeplerle yönünü şaşırması mümkündür.
Aynı şekilde her din yorumu da vahyin kendisi değildir.
Bu yüzden şu ayrımı yapmak gerekir : Dinde mutlak olan vahyin kendisidir; tefsir ise insan yorumudur, te’vildir. Bilimde mutlak olan gerçekliğin kendisidir; teoriler ve modeller ise o gerçekliği açıklama girişimleridir. Akılda da mantığın temel ilkeleri daha kurucu bir zemine sahipken, çıkarım biçimleri ve yorumlama süreçleri insanî sınırlılıklar taşır.
Çatışmaların büyük kısmı burada/n ortaya çıkar.
Yani :
• Hakikatin kendisiyle değil,
• Hakikate ilişkin insan yorumlarıyla.
A Tektir : Hakikatin Vahdeti
Burada daha köklü bir ayrım yapmak gerekiyor.
Çatışma A ile A arasında olmaz, A tektir, ikinci A yok; hakikat çoğul olamaz.
A tektir, Vâhiddir. Çoğulluk ise B’dedir.
Yani :
• Yorum B’dedir,
• Perspektif B’dedir,
• Dil B’dedir,
• Modelleme B’dedir,
• Sınırlılık B’dedir.
Dolayısıyla gerçek çatışma :
• Hakikatin kendi içinde değil,
• İnsanî konumlanışlar arasındadır.
Bu durumda çelişki, hakikatin özelliği olmaktan çıkar; parçalı idrakin sonucu hâline gelir.
A :
• Birlik,
• Tutarlılık,
• Bütünlük,
• İç çelişkisizlik özelliği taşır.
İnsan ise :
• Sınırlı,
• Parçalı,
• Tarihsel,
• Zamansal,
• Arzulu,
• Eksik bir varlıktır.
Bu yüzden insan :
• Parçayı bütün sanabilir,
• Yorumu hakikat sanabilir,
• Modeli ontolojiye dönüştürebilir.
Aklın Şirki
Bu noktada çatışmanın kökü daha görünür hâle gelir.
Şirk yalnızca “iki tanrı kabul etmek” değildir. Şirk aynı zamanda :
• B’nin kendini A yerine koyması,
• Yorumun hakikatleşmesi,
• Aracın merkeze/amaca dönüşmesi,
• İzafî olanın mutlaklaştırılması,
• Parçanın bütün ilan edilmesidir.
Bu yüzden “aklın şirki” ifadesi yalnızca teolojik değil; epistemolojik bir teşhistir.
Sorun akıl yürütmek değil, sorun, aklın kendi sınırını unutmasıdır.
Aklın :
• Kendi üretimlerini mutlaklaştırması,
• Kendi perspektifini nihâî ölçü sayması,
• Kendi modelini hakikatin yerine koyması, epistemolojik şirktir.
Bu yüzden :
• Pozitivizm,
• Scientism (= Bilimcilik),
• İndirgemecilik,
• Mutlak relativizm,
• İdeolojik dogmatizm, “aklın şirk biçimleri” olarak okunabilir.
Çünkü bunların ortak yönü şudur : B, kendi perspektifini tek gerçeklik ilan eder.
Oysa B :
• Sınırlıdır,
• Bağlamsaldır,
• Kırılgandır,
• Tarihsel koşullarla çevrilidir.
B’nin görevi hakikati üretmek değil, hakikate yönelmektir.
Tevhîd : Sadece İnanç Değil, Bilgi İlkesi
Bu noktada tevhîd yalnızca metafizik bir inanç olmaktan çıkar.
Tevhîd :
• Ontolojik,
• Epistemolojik,
• Ahlâkî bir ilkeye dönüşür.
Çünkü :
• Hakikatin merkezi birdir,
• Ölçü birdir,
• Ontolojik kaynak birdir.
Şirk ise :
• Merkezi çoğaltmak,
• Ölçüyü parçalamak,
• Hakikat otoritesini dağıtmaktır.
Modern çağın büyük krizlerinden biri de budur : Artık insan, yalnızca Tanrı’yı reddetmiyor; aynı zamanda ölçüyü çoğaltıyor.
• Benlik,
• İdeoloji,
• Piyasa,
• Teknoloji,
• Güç,
• Veri,
• Haz,
• Ulus,
Bilim tek tek “küçük A”lara dönüşüyor.
Oysa gerçek = A, zaten çoğul olamayacağı için, bunların tamamı aslında B’nin mutlaklaşmış formlarıdır. Dolayısıyla çatışma kaçınılmaz hâle gelir.
Çünkü :
• Birden fazla mutlak varsa,
• Hakikat, yerini güç mücadelesine bırakır.
Bilgi ve İlim Ayrımı
Burada bir kritik ayrım da şudur : Her bilgi, ilim değildir.
Bilgi :
• Yönünü kaybedebilir,
• Güç aracına dönüşebilir,
• Hakikatten kopabilir.
Ama ilim, A’ya hizalıdır.
İlim :
• Yalnızca veri değil,
• Doğru yönlenmiş idraktir.
Dolayısıyla mesele yalnızca “ne kadar bildiğim” değil; bilgimin hangi merkeze bağlandığıdır.
Bu yüzden cehalet bile iki katmanlıdır :
Bir cehalet vardır ki yalnızca bilmeme hâlidir. Fakat daha tehlikeli olan başka bir cehalet de yönünü şaşırmış bilgidir. Bu tür bilgi, yalnızca eksiklik üretmez; aynı zamanda şirke, mutlaklaştırmaya ve hakikatin yerine insan üretimlerini koymaya da zemin hazırlar.
İkincisi daha tehlikelidir.
Çünkü :
• Sistem kurar,
• Teknoloji üretir,
• İkna eder,
• Güç oluşturur,
• Kendini hakikat gibi sunar.
Ama merkez kaydığı için bilgi büyürken insan küçülebilir.
Burada klasik ayrımlar yeniden anlam kazanır :
• Malûmat ↔ Hikmet
• Enformasyon ↔ Basîret
• Zâhir bilgi ↔ Ma’rifet
Çünkü ilim yalnızca “bilmek” değil; doğru merkeze bağlı bilmektir.
Bu yüzden :
• Çok bilen biri âlim olmayabilir,
• Bilgi arttıkça şirk de büyüyebilir.
Sorun kapasite değil, istikâmettir.
Modern Dünyanın Epistemolojik Krizi
Modern dünya muazzam ölçüde bilgi üretmektedir.
Fakat aynı dünya :
• Merkez konusunda suskun,
• Ontoloji konusunda parçalı,
• Anlam konusunda kırılgandır.
Bu yüzden :
• Araç, amaçlaşır,
• Hız, hikmete baskın gelir,
• Ölçüm, anlamın yerine geçer,
• Açıklama, hakikatin yerine konur.
İnsan :
• Hesaplayabilir ama anlamlandıramaz.
• Kontrol edebilir ama yön tayin edemez.
Böylece bilgi çoğalırken bütünlük kaybolur.
Bu, çok fazla B’nin olduğu; fakat ortak A fikrinin çözüldüğü (şirkin hâkim olduğu) bir dünyadır.
Sonuç : Hizalanma ve Selâmet
Çatışmanın azalması, B’lerin tek-bir A’ya hizalanmasıyla mümkündür.
Bu, tektipleşme değildir.
Çünkü :
• B, hiçbir zaman A olmaz.
• İnsan, mutlak hakikate dönüşmez.
• Yorum, kaynağın kendisi olmaz.
Fakat insan :
• Yönünü,
• Niyetini,
• Aklını,
• İdrakini A’ya göre düzenleyebilir.
Selâmet de burada/n ortaya çıkar.
Bu yüzden selim akıl, yalnızca yüksek zekâ değil, doğru hizalanmış akıldır.
Tevhîd ise yalnızca metafizik bir inanç değil; epistemik bütünlük talebidir.
Şirk de yalnızca ibâdet problemi değil; yönünü şaşırmış bilginin, kendini mutlaklaştırmasıdır.
Dolayısıyla modern çağın temel sorularından biri artık şudur : İnsan bilgi mi üretiyor; yoksa kendi B’sini A yerine mi koyuyor?!.
Yorumlar
Yorum Gönder