İSTİÂNE VE İSTİĞÂSE
İSTİÂNE VE İSTİĞÂSE
İnsanın Sürekli Muhtaçlığı ile Çöküş Anındaki Çığlığı
استعان - استغاث
İnsan, çoğu zaman kendi gücüyle ayakta durduğunu zanneder.
Düşündüğü için düşündüğünü, kazandığı için yaşadığını, plan yaptığı için yönettiğini sanır. Oysa insanın en büyük yanılması, kendi kendine yetebildiği vehmidir.
Kur’ân’ın insana yaptığı en köklü hatırlatmalardan biri şudur : Sen, sürekli yardımla ayaktasın.
Bu yüzden Kur’ân’ın merkezî ifadelerinden biri : إِيَّاكَ نَسْتَعِين = “Yalnız Senden yardım isteriz.” âyetidir.
Bu ifade, yalnızca darda kalan insanın duası değildir. Bu, insanın varoluş hakikatidir.
Çünkü insan :
• Nefes alırken,
• Düşünürken,
• Severken,
• Karar verirken,
• İnanırken,
• İbâdet ederken, ... kendisine ait olmayan bir imkân alanı içinde hareket eder.
İnsan, kendi varlığının kaynağı değildir.
İSTİÂNE : SÜREKLİ MUHTAÇLIK ŞUURU
İstiâne, insanın, ben yaparım değil, yapabilmem için desteğe muhtacım, demesidir.
Burada insan tamamen pasif değildir.
Yürür, çalışır, düşünür, mücadele eder. Fakat bütün bunları :
• Mutlak bağımsızlıkla değil,
• Verilmiş bir kudret alanı içinde yaptığını fark eder.
Bu yüzden istiâne :
• Tembellik değil,
• Hakikat şuurudur.
Çünkü insan :
• Kendi aklını kurmadı,
• Kendi kalbini işletmiyor,
• Kendi nefesini üretmiyor,
• Hatta bir sonraki ân, yaşayacağının garantisine bile sahip değil.
Buna rağmen insan, gündelik hayatın akışı içinde bu bağımlılığı unutur.
Güç sahibi oldukça, kendisini merkeze koymaya başlar.
İşte gaflet buradan doğar.
İSTİĞÂSE : ACZİN ÇIĞLIĞA DÖNÜŞMESİ
İstiğâse ise başka bir eşiğe aittir. Bu artık sıradan bir destek talebi değil; çöküş eşiğindeki insanın imdat çağrısıdır.
Kur’ân’ın deniz metaforu bu hâli son derece çarpıcı biçimde anlatır.
İnsanlar gemiye binerler.
Rüzgâr uygundur.
Deniz sakindir.
Her şey kontrol altındaymış gibi görünür.
Fakat bir anda fırtına kopar.
Dalgalar gemiyi her taraftan kuşatır.
Ve insan ilk defa :
• Bilgisinin,
• Gücünün,
• Servetinin,
• Hesaplarının onu kurtaramayabileceğini görür.
İşte o ânda :
• Kibir çözülür,
• Sahte güvenlik duygusu dağılır,
• İnsan kendi hakikatiyle yüzleşir.
Ve istiğâse doğar : “Yetiş!”
Bu çağrı teorik değildir. Çünkü ölüm ihtimali, insanın bütün sahte merkezlerini parçalar.
İstiğâse, insanın kendisini taşıyamadığını fark ettiği ânda ortaya çıkar.
İNSAN NEDEN EN ÇOK KRİZDE YÖNELİR?!.
Çünkü insan, çoğu zaman muhtaçlığını ancak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında hisseder.
Sağlıklıyken bedenini unutması gibi,
güçlüyken de aczini unutur.
Bu yüzden insan :
• Rahat zamanda istiâneyi ihmal eder,
• Kriz anında istiğâseye koşar.
Yani :
• Sakin denizde kendine güvenir,
• Fırtınada Allah’ı hatırlar.
Kur’ân’ın eleştirdiği şey tam olarak budur.
Çünkü insanın Allah’a muhtaçlığı :
• Geçici değil,
• Daimîdir.
Fırtına yalnızca bu hakikati görünür hâle getirir.
İSTİÂNE, İSTİĞÂSEDEN DAHA DERİN BİR ŞUURDUR
İnsan, istiğâsede aczini hisseder;
istiânede ise aczinin sürekli olduğunu idrak eder.
Bu yüzden istiğâse güçlüdür; çünkü insanın kabuklarını kırar. Fakat çoğu zaman sürekliliği yoktur.
Fırtına diner,
Tehlike geçer,
İnsan yeniden kendisini yeterli sanmaya başlar.
İstiâne ise :
• Geçici korkudan değil,
• Sürekli hakikat şuurundan doğar.
Bu nedenle olgun kulluk :
• Yalnız boğulurken Allah’a yönelmek değil,
• Deniz sakinken de O’na dayanabilmektir.
Çünkü hakiki tevhîd sadece kriz ânında O’nu çağırmak değil, her durumda O’nunla ayakta olduğunu fark etmektir.
SONUÇ
İstiğâse, çöküş ânındaki imdat çığlığıdır.
İstiâne, insanın sürekli taşındığını fark etmesidir.
İstiğâse’de insan : “Kurtar beni!” der.
İstiânede ise : “Sensiz yürüyemem” şuuru doğar.
Ve belki kulluğun en derin noktası şudur : İnsan, yalnız boğulurken değil; yürüyebiliyorken de yardıma muhtaç olduğunu fark ettiğinde, hakikate yaklaşmaya başlar.
Yorumlar
Yorum Gönder