VİZYON, ÖLÜMSÜZLÜK VE ŞAHİTLİK
VİZYON, ÖLÜMSÜZLÜK VE ŞAHİTLİK
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak yalnızca yaşamaz; yaşadığını da bilir.
Yalnızca zamanı tüketmez; zaman üzerine de düşünür.
Ve belki de en önemlisi, sonlu olduğunu bildiği hâlde sonsuzu arzular.
Bu yüzden “vizyon” meselesi, insan söz konusu olduğunda basit bir gelecek planı olmaktan çıkar. Bir işletme için vizyon :
• Büyümek,
• Kalıcı olmak,
• Hedefe ulaşmak olabilir.
Ama insan için mesele daha derindir : Sonlu bir ömürde sonsuzlukla nasıl ilişki kurulabilir?!.
Çünkü :
• 100 yıl kısa,
• 1000 yıl da sonlu,
• 1 milyon yıl da sonunda tükenir.
Demek ki insanın aradığı şey yalnızca “uzun zaman” değildir.
SONSUZLUK ARZUSU
İnsan yalnızca ölmekten korkmaz.
Daha derinde anlamsız olmaktan korkar.
Bu yüzden insanlık tarihinin büyük kısmı bir tür “ölümsüzlük projesi” gibi okunabilir :
• Soy bırakmak,
• Eser üretmek,
• İsim yaşatmak,
• Medeniyet kurmak,
• Bilgi üretmek,
• Sanat yapmak,
• Tarihe iz bırakmak.
Bunlar sembolik veya sosyal ölümsüzlük biçimleridir.
İnsan burada : Ben giderim ama etkilerim sürer, demek ister.
Fakat burada büyük bir eksiklik kalır : hatırlanmak, yaşamak değildir.
Bu yüzden mesele yalnızca “gelecekte anılmak” değil, varlığın kendisinin ölüm karşısında ne olacağıdır.
ZAMAN VE ÖLÜMSÜZLÜK
Modern zihin, ölümsüzlüğü çoğu zaman sonsuza kadar süren zaman olarak düşünür.
Fakat tasavvufî sezgi başka bir yere işaret eder : Sorun zamanın azlığı değil; insanın zamana dağılmış olmasıdır.
Burada “dem” kavramı önem kazanır.
Dem :
• Sıradan bir ân değil,
• Varlığın yoğunlaştığı,
• Bilincin toplandığı,
• Hakikatin hissedildiği ândır.
İnsan, geçmişteki pişmanlıklara, gelecekteki korkulara, nefsî projeksiyonlara dağıldıkça zamanın kölesi olur.
Ama hakiki huzur anlarında zamanın akışı değişmiş gibi hissedilir.
Bir dakika bazen sonsuz gibi yaşanır.
Bu yüzden bazı geleneklerde mesele, zamanı uzatmak değil, zamana hâkim olmak olur.
Çünkü zamana bütünüyle mahkûm olan bilinç, ölümlülüğü aşamaz.
AKIL YAŞAMI VE NAZAR
Aristoteles insanın en yüksek hayatını “akıl yaşamı” olarak düşündü.
İnsanı, sırf biyolojik canlı olmaktan çıkaran, hakikate yönelten şey, akıldır, dedi.
Ama klasik “theoria”, modern anlamdaki kuru “teori” değildi. Daha çok, temaşâ, hakikati seyretme, varlığa yönelme anlamı taşıyordu.
Bizdeki “nazar” ise bundan daha geniş bir ufka açılır.
Nazar, yalnız görüş değil, şâhitliktir.
Ve şâhitlik, yalnız akılla olmaz; akıl, duygu, hâl, fiil, hep birlikte bu şâhitlikliğe katılır.
Çünkü hakikat, sadece düşünülen değil, yaşanan bir şeydir.
Bu yüzden bilgi; insanı dönüştürmüyorsa, henüz tam şehâdete dönüşmemiş olabilir.
ŞÂHİTLİK VE SONSUZ
Burada şu temel fikir ortaya çıkar : Sonsuz’a şâhit olamayan, sonsuzdan nasipdâr olamaz.
Çünkü ölümsüzlük; mekanik süre uzaması değil, Sonsuz’la kurulan ilişkinin sonucu olabilir.
İnsan neye yönelirse biraz ona benzemeye başlar. Yalnız geçici olana yönelen, geçiciliğin mantığında yaşar; hakikate yönelen ise, başka bir varoluş tarzına açılır.
Bu yüzden :
• Hakikat,
• Adâlet,
• Merhamet,
• Aşk,
• Tevhîd, yalnız ahlâkî kavramlar değildir; insanı dönüştüren ontolojik yönelimlerdir.
Şehâdet de, burada merkezi hâle gelir.
Şahit; sadece gören değil, gördüğüne varlığıyla = yaşamıyla tanıklık edendir.
YAŞAMIN HAKKI
İnsanların çoğu yaşadığını sanabilir; ama gerçekten yaşamamış da olabilir.
Çünkü yaşamak; sadece nefes almak, tüketmek ve rutini sürdürmek değildir.
Yaşamın hakkını vermek :
• Fark ederek yaşamak,
• Hakikatten kaçmamak,
• Bilinçli olmak,
• İyilik üretmek,
• Emaneti ciddiye almak demektir.
Bu yüzden asıl trajedi; ölmek değil, hiç uyanmadan yaşamaktır.
SINIR VE HAYRET
Fakat insanın bir sınırı vardır.
Belirli bir noktadan sonra; kavramlar, teoriler, dil, yetersizleşmeye başlar.
Buradan da epistemolojik tevazu doğar : Benim pasaportum/gücüm buraya kadar.
Bu, düşüncenin bitmesi değil; kişinin haddini bilmesidir.
Çünkü insan; sonsuzu tamamen kuşatamaz, ama ona yöneldiğini fark edebilir.
Belki insanın payına düşen şey; Sonsuz’a sahip olmak değil; Sonsuz’a yönelmektir.
Ve belki hakikate en yakın hâl bazen; kesin hüküm değil, dikkatli bir hayret, bilinçli bir susuş, sahici bir şâhitliktir.
Yorumlar
Yorum Gönder