UNUTMA VE HATIRLAMA

UNUTMA VE HATIRLAMA

(Nisyânın ve Zikrin İnşâ Ettiği İnsan)

İnsan biraz da hafızasından ibarettir. Neyi hatırladığı, neyi unuttuğu; neyi merkezde tuttuğu, neyi hayatının dışına ittiği… Bunların toplamı, onun şahsiyetini kurar.

Bu yüzden mesele sadece “hafıza” değildir.

Mesele, insanın hakikatle kurduğu ilişkinin biçimidir.

Kur’ân’ın sürekli “zikir”, “tezekkür”, “ibret”, “nisyan” etrafında dönmesi boşuna değildir. Çünkü insan, unutan bir varlıktır; fakat her unutma aynı değildir.

Bazı unutmalar insanı kurtarır.

Bazı unutmalar ise insanı kendinden eder.

Ve bazı şeyler vardır ki unutulursa, insan artık insan olarak kalamaz.

I. İnsanın İlk Kaybı : Unutmak

Kur’ân’daki “nisyan”, çoğu zaman basit bir hafıza kaybı değildir. Çünkü insan bazen bir şeyi zihninde bilir ama hayatında yok sayar.

Asıl unutma budur.

Rabbini unutan insan, Allah hakkında bilgi sahibi olmadığı için değil; O’nu hayatının merkezinden düşürdüğü için unutur.

Bu yüzden Kur’ân : “Allah’ı unutanlar gibi olmayın; sonra Allah da onlara kendilerini unutturur.” (59/19.) der.

Bu âyetin en sarsıcı tarafı şudur : İnsan Rabbini unutunca sadece Rabbini kaybetmez; sonunda kendini de kaybeder.

Çünkü insanın “ben”i, bağımsız bir hakikat değildir. İnsan, hakikatle ilişkisi kadar kendisidir. Hakikatten kopan benlik, sonunda kendi merkezini de kaybeder.

Bu yüzden en tehlikeli unutmalar şunlardır :

• Neden yaratıldığını unutmak,

• Ölümlü olduğunu unutmak,

• Hesabı unutmak,

• Aczini unutmak,

• Nimeti unutmak,

• Rabbini unutmak.

Kur’ân’ın : “İnsan görmez mi ki Biz onu basit bir sudan yarattık; sonra bir de bakıyorsun ki apaçık hasım kesilmiş.” (36/77.) demesi bundandır.

İnsan menşeini unutunca, kendini mutlaklaştırmaya başlar. Fakrını unutan insan, ilâhlık vehmine yaklaşır. Ve böylece hakikate karşı “hasîmün mubîn” olur.

Çünkü unutma bazen sadece kayıp değil; taşkınlıktır.

II. Rahmet Olan Unutma

Fakat her unutma kötü değildir.

Eğer insan :

• Her kırgınlığı,

• Her ihâneti,

• Her aşağılanmayı,

• Her acıyı, ayrı şiddetle taşımaya devam etseydi, ruh yaşayamazdı.

Bazı unutmalar, Allah’ın insana verdiği merhamettir. Yaranın kabuk bağlaması da bir tür unutmadır. Acının zamanla hafiflemesi de…

İnsan sürekli yanarak yaşayamaz.

Bu yüzden :

• Kini azaltan unutma,

• Acının zehrini söndüren unutma,

• İnsanı yeniden ayağa kaldıran unutma, rahmettir.

Çünkü hayat, her şeyi aynı yoğunlukta taşıyabilecek kadar geniş değildir.

İnsan bazen yaşayabilmek için unutmaya muhtaçtır.

III. Fakat Her Hatırlama da Hayr Değildir

Modern insan çoğu zaman “unutmamak”ı mutlak erdem sayıyor. Oysa bazı hatıralar insanı çürütür.

Sürekli kötülük hatırlayan biri :

• Affedemez,

• Yenilenemez,

• "İçinden" çıkamaz.

Bu tür hafızalar mezara dönüşür.

Başkasının kötülüğünü sürekli hatırlamak, ruhu kinle doldurur. İnsan, sonunda hatırayı değil; hatıra, insanı taşımaya başlar.

Bu yüzden, sana yapılan kötülüğü unut, çünkü kin, hafızanın çürümesidir.

Ama sana yapılan iyiliği unutma; çünkü şükür, hafızayla yaşar.

Ve kendi yaptığın iyiliği unut; çünkü nefis, sürekli kendi yaptığı iyiliği hatırlayarak büyür.

İnsan, kendini kahramanlaştırmaya başladığında, hakikatten uzaklaşır.

Kendi yaptığın kötülüğünü unutma; çünkü günahını unutan nefis, tövbeyi de unutur.

Demek ki ahlâkî insan :

• Neyi unutacağını,

• Neyi taşıyacağını/hatırlayacağını,

• Neyi merkezde tutacağını bilen insandır.

IV. Zikir : Merkezde Tutmak

Kur’ân’daki “zikir”, sadece dilde tekrar değildir.

Zikir, hakikati merkezde tutmaktır.

İnsan neyi sürekli hatırlıyorsa, zamanla ona dönüşür.

• Gücü hatırlayan tahakküme kayar.

• Ölümü hatırlayan ölçülü olur.

• Nimeti hatırlayan şükre yaklaşır.

• Kendi kusurunu hatırlayan tevazúya yaklaşır.

• Rabbi hatırlayan yönünü kaybetmez.

Bu yüzden zikir, sadece ibâdet değil; ontolojik bir tutunmadır.

Çünkü insanın kalbi sürekli dağılmaya meyyaldir. Dünya, insanın dikkatini parçalar. Hevâ, insanın merkezini bozar. Güç, insanı sarhoş eder. Konfor, insanı uyutur.

Zikir ise insanı tekrar hakikate çağırır.

Namazın özü de budur : Unutan insanın yeniden hatırlaması.

V. Allah’ın “Unutması”

Kur’ân’da : “Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu.” buyrulur.

Fakat burada gerçek anlamda bir unutma yoktur. Çünkü Allah için unutkanlık düşünülemez.

O hâlde bu ne demektir?!.

Bu ifade, çok derin bir İlâhî mukabeledir.

İnsan :

• Allah’ı hayatının dışına iter,

• Hakikati erteler,

• Çağrıyı duymazdan gelir.

Sonra dara düşünce, “Yâ Rabbi!” der.

Fakat Kur’ân burada sarsıcı bir karşılık verir : “Bugün sizi unuturuz; çünkü siz de bugünü unutmuştunuz.”

Bu bilgi kaybı değil, terk edilmişliktir.

Yani “Sen Ben’i hayatının merkezinden çıkardın. Şimdi kendi seçiminin sonucuyla yüzleşiyorsun.”

İnsan Allah’ı unuttuğunu zanneder. Hâlbuki asıl olan, insanın hakikatten uzaklaşmasıdır.

Bu âyetin en ürpertici tarafı şudur : Kul unutabilir ama Allah, kulun unutmasını unutmaz. Âdetâ o gün Allah kuluna  : Sen Beni dünyada unutmuştun; bugün de Ben, senin Beni o unutmanı unutmadım, der.

Çünkü İlâhî hafıza :

• Hesabı korur,

• Hakikati korur,

• Yönelişi korur,

• Ameli korur.

Hiçbir şeyi kaybetmez.

VI. İnsan, Zikir ve Nisyan Arasında Yaşar

İnsan ne tamamen unutmayla yaşayabilir, ne de her şeyi hatırlayarak.

Çünkü mutlak unutma çözülmedir, mutlak hafıza ise yanmaktır.

Bu yüzden hikmet, ne zaman unutacağını, ne zaman hatırlayacağını bilmektir.

• Acının dersini hatırla; zehrini unut!.

• Sana yapılan iyiliği hatırla; kendi iyiliğini unut!.

• Kendi kusurunu hatırla; başkasının kusurunu unut!.

• Ölümü hatırla; dünyanın büyüsünü unut!.

• Rabbini hatırla; nefsinin ilâhlığını unut!.

Çünkü insanın kurtuluşu, hafızasının miktarında değil; yönündedir.

Ve belki bütün mesele şu cümlede toplanır : İnsan, Rabbini unutursa sonunda kendini de unutur. Rabbini hatırlarsa, dağılmış benliğini yeniden bulur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP