ÖZGÜRLÜK İLE SORUMLULUK ARASINDAKİ GERİLİM : İNSAN

Özgürlük ile Sorumluluk Arasındaki Gerilim : İnsan

İnsan, ne tamamen zorunluluk içinde hareket eden iradesiz bir varlıktır ne de mutlak anlamda özerk ve sınırsız bir faildir. İnsan dediğimiz varlık, tam da bu iki uç arasında yaşar : Özgürlük ile sorumluluk arasındaki gerilim alanında.

Modern düşüncenin önemli bir kısmı özgürlüğü, sınırdan kurtuluş olarak anlamaya meyletti. Buna göre insan ne kadar bağımsızsa, ne kadar kendi kararlarını kendi veriyorsa, o kadar özgürdür. Hatta bazı modern yaklaşımlar özgürlüğü, bireyin kendi yasasını kendisinin koyması şeklinde tanımladı. Böylece insan, kendi hakikatinin merkezine yerleştirildi.

Fakat burada temel bir ontolojik problem ortaya çıkar : Muhtaç bir varlık, mutlak anlamda özerk olabilir mi?!.

İnsan :

• Acıkan,

• Susayan,

• Uyuyan,

• Hastalanan,

• Yaşlanan,

• Korkan,

• Etkilenen,

• Unutan,

• Ölen bir varlıktır.

Yani insan, baştan sona ihtiyaç ilişkileri içinde yaşayan bir varlıktır. Böyle bir varlığın mutlak anlamda bağımsız ve sınırsız olduğunu söylemek, ontolojik olarak çelişkilidir. Çünkü mutlak özerklik :

• Hiçbir şeye ihtiyaç duymamayı,

• Hiçbir üst referans tanımamayı,

• Kendi sınırlarını tamamen kendisinin belirlemesini îmâ eder.

Oysa insan, kendi varlığını bile kendisi üretmemiştir.

Bu nedenle insanın özgürlüğü vardır; fakat bu özgürlük mutlak değildir. İnsan seçebilir, tercih edebilir, yön değiştirebilir; ancak bütün bunları sınırlı bir varlık olarak yapar.

İşte özgürlük ile sorumluluk arasındaki gerilim tam burada başlar. Çünkü insan özgürlüğünü, sınırlı oluşunu unutarak kullanmaya başladığında “hevâ” merkezleşmeye başlar. Artık belirleyici soru : Doğru nedir? değil, ben ne istiyorum? olur.

Bu noktada özgürlük, hakikati arama imkânı olmaktan çıkıp arzunun meşrûlaştırılmasına dönüşebilir.

Kur’an’ın “hevâsını ilâh edineni gördün mü?” sorusu tam da bu kırılma noktasına işaret eder. Çünkü insan mutlak özerk olmadığını unutup kendisini nihâî otorite gibi konumlandırdığında, arzu fiilen yasa koyucu hâle gelir.

Burada problem özgürlüğün kendisi değildir. Problem, özgürlüğün metafizik olarak mutlaklaştırılmasıdır.

İnsan sınırlı olduğu halde kendisini sınırsız gibi yaşamaya başladığında, sınır bilinci çözülür. Bu çözülmenin ilk aşaması şımarıklıktır.

Şımarıklık, insanın :

• Gücü,

• İmkânı,

• Konforu,

• Statüyü, ... kendisine ait mutlak bir hak gibi görmeye başlamasıdır.

Böyle bir insan :

• Zenginken başka,

• Fakirken başka;

• Sağlıklıyken başka,

• Hastayken başka;

• Güçlü iken başka,

• Güçsüzken başka davranır.

Çünkü merkez artık hakikat değil, şartlara göre şekillenen benliktir.

Şımarıklık kontrol edilmezse zamanla tuğyâna dönüşür.

Tuğyân, sadece sınırı aşmak değil, sınırı anlamsız görmeye başlamaktır. Artık kişi :

• Sadece yanlış yapmaz, yanlışı meşrulaştırır.

• Sadece sınırı ihlâl etmez, sınır fikrinin kendisini gereksiz görmeye başlar.

Bu yüzden tuğyân, ahlâkî bir zayıflıktan daha derin bir problemdir : Yönelim bozukluğudur.

Burada eğitim meselesi kritik hâle gelir.

Modern liberal eğitim modellerinin önemli bir kısmı bireysel özerklik üretmeye odaklanır. Öğrenciye :

• Seçmeyi,

• Kendisini ifade etmeyi,

• Otoriteyi sorgulamayı öğretir.

Bunların tamamı belirli ölçüde değerlidir. Fakat özgürlük, sınır bilinciyle birlikte inşâ edilmezse ciddi bir problem ortaya çıkabilir : İnsan seçim yapmayı öğrenir; fakat seçimin neye göre yapılacağını kaybedebilir.

Böylece özgürlük :

• İstikâmet üretmek yerine,

• Hevânın araçlarından biri hâline gelebilir.

İslâmî terbiye anlayışı ise özgürlüğü bütünüyle reddetmez; fakat onu sınırsızlaştırmaz da. Çünkü terbiye, bastırma değil, yerli yerine koymadır.

Rab ile aynı kök ailesinden gelen “terbiye”, insanın varlığını istikâmet üzere düzenleme sürecidir.

Bu anlayışta sınır, özgürlüğün düşmanı değil, özgürlüğün formudur.

İnsan burada robotlaştırılmaz; iradesi yok sayılmaz; fakat aynı zamanda insanın mutlak yasa koyucu olmadığı da unutulmaz.

Dolayısıyla İslâmî çerçevede özgürlük, referanssızlık değil, doğru referansla uyumdur.

Gerçek sorumluluk da burada doğar. Çünkü sorumluluk, özgürlüğün iptali değil; özgürlüğün yönüdür.

İnsan özgür olduğu için sorumludur. Fakat sınırsız olmadığı için de hesaba açıktır.

Hayatın insanlar arasında döndürülmesi - zenginlik ve fakirlik, sağlık ve hastalık, güç ve zayıflık - tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü bu değişimler insanın gerçekten neye bağlı olduğunu açığa çıkarır.

Kimi insan güç elde edince şımarır. Kimi insan güç kaybedince çöker. Kimi insan ise şartlar değişse bile istikâmetini korur.

İşte ahlâkın ve terbiyenin gerçek testi burada ortaya çıkar.

Özgürlük ile sorumluluk arasındaki gerilim, insanın çözemeyeceği bir çelişki değil; insan olmanın bizzat kendisidir.

İnsan, ne tamamen bağımsızdır, ne de tamamen mecburdur.

İnsan, sınırlı özgürlüğe sahip sorumlu bir varlıktır.

Ve belki de gerçek özgürlük, sınırsız olmakta değil; sınırlı olduğunu unutmadan istikameti koruyabilmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP